<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145</id><updated>2012-02-02T23:15:51.948-08:00</updated><title type='text'>HERKES icin SAGLIK</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>72</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-8571191676882123193</id><published>2011-03-27T10:36:00.001-07:00</published><updated>2011-03-27T10:36:21.801-07:00</updated><title type='text'>TTB’NİN 13 MART MİTİNGİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</title><content type='html'>TTB’NİN 13 MART MİTİNGİ, KÜBA DOSTLUK DERNEĞİNİN AÇIKLAMASI,  VE SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM ÜZERİNE&lt;br /&gt;  Küba dostluk derneğinin Recep Akdağ’ın Che ile ilgili görüşleri için bir açıklamada bulunmuştur (http://kubadostluk.org/cms/ ) . Her iki açıklama  TTB’nin, 13 Mart 2011’de Ankara Sıhhiye meydanında  düzenlemiş olduğu gösteri ile ilgilidir.  Bu gösteri, gösteride kullanılan sloganlar, Sağlık Bakanı’nın açıklamaları ve solcu-ulusalcı çevrelerin bu gösteriye destek vermesi kamuoyunu aldatmıştır. TTB ve hekim kitlesi her zaman olduğu gibi kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmıştır.  Che ile ilgili olarak mitingde yer alan bir poster de mitingin niteliğinin farklı algılanmasına yol açmıştır. Hem kendimizi hem de başkalarını aldatmamak için, Che gibi antiemperyalist bir kişinin ismi böyle bir mitingde geçmemeliydi.   &lt;br /&gt; TTB, tıp fakülteleri ve hekim kitlesi başından beri sağlıkta dönüşüm ve Sağlık Bakanlığı uygulamalarını savunmuştur. &lt;br /&gt; Hekim ve eczacı kitlesi sadece kişisel gelirleri ve özlük hakları konusunda uygulanan siyaseti ve bakanlığı eleştirmiş ve bu eleştiriler de malûm çevreler tarafından “sağlıkta dönüşüme karşı olmak” olarak gösterilmiştir.&lt;br /&gt; 13 Mart gösterisinin ne Che’yle ne de kartel kontrolünde olmayan bir sağlık sistemi ile ilgisi vardır.  Küba Dostluk Derneğinin bu bildirisini,  gösteri, Sağlık Bakanının açıklaması ve TTB’nin siyasetleri açısından çözümleme gereği vardır:&lt;br /&gt;Bu bildiride, Che ve Che’nin temsil ettiği tıp anlayışından bahsedilmektedir. Bildiğim kadarı ile Che’nin yayınlanmış ve model olarak sunulan bir tıp anlayışı yoktur.  Küba’da uygulanan sağlık sistemi doğası gereği, tıp kartelinin kontrolünde yapılan bir sağlık ticareti değildir.  Kendi koşullarında ulusalcı olmak zorunda olan bir sistemdir. Bu sistemde temel özelliği sağlık hizmetleri diğer hizmetlerde olduğu gibi halka ücretsiz ve kâr amacı olmadan sunulmaktadır. &lt;br /&gt;Bütün dünyada  “sağlıkta dönüşüm” adı altında pazarlanan emperyalist sağlık sistemi, Tıp kartelinin ürünlerinin en geniş şekilde pazarlanması için “bütün sağlık kuruluşlarını bir pazarlama ağına dönüştüren” bir model olarak takdim edilmektedir.  Ne Che’nin ne de Küba’nın bu modele karşı emperyalizm karşıtı küresel bir sağlık sistemi modeli yoktur. &lt;br /&gt;Yazıda Küba’da uygulanan sağlık sisteminin tek üstünlüğünün ücretsiz olarak sunulması olarak gösterilmiştir. İran ve Suriye gibi ülkelerde de sağlık hizmetleri ücretsiz olarak sunulmaktadır.&lt;br /&gt;TTB de  yıllardır bir yandan ücretsiz bir sağlık sistemini savunuyor görünmüştür.  Fakat diğer taraftan “reçeteme karışma” sloganı ile sağlık pazarlamacılığında hekimlere verilen görevin kısıtlanmasına karşı çıkmıştır. Hekimlerin keyfi olarak  en pahalı ve gereksiz tahlil, tetkik, ilaç ve tıbbi malzemeleri tercih etmelerini bir hak gibi görmüştür.  Hekim hastalığın teşhisi ve tedavisi için gerekmediği halde veya daha ucuz yöntemler varken en pahalı ilaç ve malzemeyi neden tercih etmektedir? Bu tercihin ilaç ve tıbbi malzeme firmaları tarafından verilen promosyon, kâr payları, yurt dışı seyahatleri ile  sağlandığını herkes bilmektedir.  Sağlık hizmetlerinin ücretsiz verilmesi yanında, bunun ticaretinin de engellenmesi  gerekir. Sağlık harcamaları ve anlayışına yön veren girdilerin (ilaç, cihaz, tıbbi malzeme ve diğer ürünler) üretim ve ithalatının devlet eliyle ve kontrolünde yapılması ve daha da önemlisi kartel tarafından icat edilen uydurma hastalıklar için pazarlanan ilaç ve tedavilerin de yasaklanması gerekir.&lt;br /&gt;TTB   ücretsiz sağlığı savunuyor görünürken  sağlık girdileri ve harcamalarının kontrolünü,  sağlık hizmetlerinin kamusal anlayışla  (kâr amacı güdülmeden) sadece kamu kuruluşları vasıtası ile verilmesini savunmamaktadır. Sağlık ticaretinin başka bir uygulaması olan özel muayenehanecilik ve üniversite hastanelerinde hocaların özel muayene sistemine karşı çıkmamaktadır. Üstelik 13 Mart eyleminin esas amacı da budur!  Kulağa hoş gelmekle birlikte “TTB’nin savunduğu  “ücretsiz sağlık” sloganı, halkın daha fazla vergi veya sosyal sigorta primi ödemesi anlamına gelmektedir.&lt;br /&gt;Kartel tıbbının karşıtı olan sağlık sistemi modelinin tek özelliği ücretsiz olması demek değildir. Ayrıca ne Küba’da yaşayan halk, ne de Küba’daki yönetim kartelin uyguladığı sağlık sistemini konusunda tam olarak bilgi sahibi değildir. &lt;br /&gt;Tıp karteli kapitalist-emperyalist sistemde (emperyalist batı ülkeleri ve sömürgelerinde) diğer sistemlerde olduğu gibi,  sağlık sistemini tamamen özelleştirerek kartelin bir pazarlama ağına dönüştürmüştür. Sistemin temel özelliği hekimlere verilen performans ücreti değildir. Sistemin özellikleri : 1. Bütün sağlık kuruluşlarını ve ticaretini özelleştirmiş ve şirketleştirmiştir. 2. Sağlık kuruluşlarına,  hasta sayılarını, gelirlerini ve her tülü sağlık harcamalarını artırmaları için gerekli alt yapı oluşturulmuştur. 3. Arttırılması hedeflenen sağlık harcamaları için bir zorunlu vergilendirme sistemi olan  GSS (genel sağlık sigortası) tesis edilmiştir.&lt;br /&gt;Performans ücretinin bu sistemde ikili görevi vardır: 1. Bütün sağlık çalışanları (hekim, eczacı ve diş hekimi, reprezantör, medikal firma ve pazarlamacılar) sistemden beslendikleri için kâr paylarına satın alınmıştır. Bunlar sistemi desteklemiş ve bu şekilde dönüşüme karşı bu kesimden bir direnç gelmemiştir. 2. Performans sağlık kuruluşlarının hasta bulma ve yaratma yeteneklerini arttırmıştır.  Hekim ve hastanelerin ilkesi; “Ne kadar çok hasta ve hastalık, o kadar para’dır.”&lt;br /&gt;Sağlık alanında kartelin şirketlerinin kurdukları pazarlama ağı; firmaların Türkiye temsilcilikleri, bayi ve şubeleri, ilaç firma reprazantörleri  (temsilcileri), hekimler, eczacılar, sistem için çalışan siyasetçi ve bürokratlardan ibarettir. Bu pazarlama şebekesinde herkes “satış performansına” göre para kazanmaktadır.  &lt;br /&gt;Hekimlerde üç türlü performans uygulanmaktadır: 1. Hastane gelirlerini arttıran her işlem için performans adı altında bir kâr payı ödenmesi; 2. Kullanılan ilaç, tıbbi malzeme, cihaz, teknoloji, sevk, rapor için temin edilen diğer performans geliri. Bu gün birçok ameliyat ve tedavi,  kullanılan pahalı malzeme ve ilaçlar için yapılmaktadır.  Üniversite hastanelerinde birçok hekim medikal firmalarla birlikte çalışmakta ve konsinye olarak hastanelerinde bulundurdukları tıbbi malzemeleri pazarlamaktadır.   3.  Hasta sevklerinden elde edilen komisyon: Sadece birinci basamak ve ikinci basamakta değil, üniversite hastanelerinde de bir çok doktor çok basit hastalılar için bile hastalarını sürekli olarak sözleşmesiz özel hastanelere göndermekte ve yönlendirmektedir. Özel hastaneler yasal ve yasal olmayan yollardan hastalardan daha fazla ücret alabilmektedir.  Hekimler çalıştıkları Devlet veya Üniversite hastanelerinde komisyon almalarına rağmen, daha fazla kazanmak için hastalarını özel hastanelere göndermekte veya yapacakları tedavi ve girişimleri  hastaları yönlendirdiği  özel hastanelerde  yapmaktadırlar.  “Komisyon” ile dönen bu sistem daima “kazan-kazan” ilkesine göre çalışmaktadır. Bu düzende para için her şey mübahtır.  Herkes nerede para varsa oraya koşmakta; hangi girişim ve usulsüzlük ile daha çok para kazandırıyorsa hemen  bunları uygulamaya başlamaktadır. &lt;br /&gt;Özel hastanelerin çoğu hekimlere hastane gelirlerini arttıracak oranda gereksiz olarak yaptıkları muayene, tetkik gibi işlemlerdeki performansa göre ücret ödemekte olup, bu hastanelerde çalışan hekimler bu durumdan şikâyet etmemektedir.&lt;br /&gt;Devlet hastanelerinde hekimler aldıkları performans komisyonundan son derecede memnundurlar. SSK hastaneleri kapatılmadan önce bu hastanelerde çalışan hekimler bir an önce performans ücretine kavuşabilmek için sağlıkta dönüşümü ahlâksızca savunmuşlardır. Bu hastanelerdeki memur ve işçi sendikaları yıllarca hekimlere verilen performans ücretinin kendilerine de verilmesini savunmuşlardır. Hekimlerin bu dönemde tek isteği; tatil, rapor ve emeklilikte de  performans ücretinin verilmeye devam edilmesi olmuştur. Devlet hastanelerinde performans ücreti muayenehanesi olan hekimlere verilmezken; kazanılan bir dava ile muayenehanesi olan hekimler de performans ücreti almaya başlamıştır.   &lt;br /&gt;Üniversite hastaneleri bugün olduğu gibi, daha önceleri de öğretim yelerinin özel hastanesi (çiftliği)  idi. Buralarda hocaların istemediği hiçbir ameliyat yapılamaz; hiçbir hasta yatırılamazdı. Sağlıkta dönüşüm üniversite hastanelerini de tam anlamlı ile bir ticarethaneye dönüştürmüştür. Üniversite hocalarının keselerine giren paralar bu dönemde daha da artmıştır. &lt;br /&gt;Devlet ve üniversite hastaneleri de kâr amacı ile çalıştırılan işletmeler olup, hepsinin bir vergi numarası vardır. Hastane içindeki bölümler ve birimler kazançları oranında desteklenmektedir. Bu hastanelerde hastaneye para kazandıran kişi ve hekimler dışında diğer çalışanların ve hemşirelerin, teşeronlaştırılarak  düşük ücret ve zor çalışma koşulları altında çalışmaya zorlandığı görülmektedir.&lt;br /&gt;Sağlıkta dönüşüm her türlü sağlık kuruluşunu bir işletmeye dönüştürmüştür. Fakat bu işletmelerde çalışan herkesin patron olması anlamına gelmez. Şirket sadece gelirini arttıranlara kâr payı veya “komisyon” dağıtır.&lt;br /&gt;Dönüşüm bu nedenle üniversite hocalarını da kâr amacı ile çalışan pazarlamacılara dönüştürmüştür.  Getirilen tam gün uygulamasının amacı budur. Sağlık Bakanının söylediği gibi bu sistemde hocalara da diğer hekimlerde olduğu gibi hastane gelirlerini arttırdıkları oranda para dağıtılacaktır. &lt;br /&gt;Bu arada sağlıkta dönüşümün sağlık sisteminin bir pazarlama  ağına dönüştürdüğünü belirtmiştim. Sistemin bundan sonraki tek amacı vardır: Olabildiği kadar hasta bulmak, girişim yapmak , ilaç, malzeme ve teknoloji (MR, PET, genetik test, vb) kullanmak.   ve bu uygulamaları toplumun tamamına sürekli ve giderek artan oranda uygulamak ve pazarlamak. Dönüşümle hasta sayısı, girişim sayısı, yıllık muayene sayısı, sürekli kullanılan ilaç, malzeme ve sarf malzeme sayıları, durmadan artmaktadır. Sağlık Bakanına göre bu artış iyi bir performans göstergesidir. Bakan hasta sayısındaki artışı bir ticari şirketin “satış ve gelirlerini” arttırması gibi yorumlamaktadır. Aslında bu anlama gelmektedir.&lt;br /&gt;Kartele göre herkes hastadır. Herkeste ilaç ve malzeme kullanımı gerektirecek bir çok tıbbi durum default (varsayılan) olarak mevcuttur.&lt;br /&gt;Üniversite hastaneleri nitelikli ve üstün sağlık hizmetinin verildiği yerler değildir. Burada en pahalı ve gereksiz teknolojiler, tedavi ve girişimler yaygın olarak uygulanmaktadır. Üniversite hastanelerinde gereksiz tetkik, tahlil ve girişim oranları, komplikasyon ve ölüm oranları, ortalama  hastanede kalma süreleri, hasta başına tedavi maliyetleri çok yüksektir. Buralarda kötü, insanlara zarar veren ve kalitesiz bir sağlık hizmeti verilmektedir.  Üniversite hastaneleri ve buralarda verilen sağlık hizmetinin savunulacak bir tarafı yoktur.  Diğer hastanelerde olduğu gibi, üniversite hastanelerinin de nasıl bir sağlık hizmeti verdiği objektif ve bilimsel yöntemlerle sorgulanmalıdır. &lt;br /&gt;İşte bu ahval ve şerait içinde, ne zaman ki üniversite hastanelerinde tüccar hekimlerin hastane içindeki özel muayenehanelerinin kapatılması gündeme gelmiştir, herkes “sağlıkta dönüşümü” hatırlamış ve birden bire “performans” sistemini eleştirmeye başlamıştır.   Hocalar aslında performansa karşı değildir; onlar,  hastane içinde ve dışında sağlık ticaretinden sağladıkları diğer hak ve olanakların  ellerinden alınmasına karşı çıkmaktadırlar.&lt;br /&gt;Sosyalist ve halkçı sağlık sisteminin tek özelliği ücretsiz olarak verilmesi değildir.  Veya bazı hekimlerin motorsikletlere binerek ülkeyi gezmesi ve fakir insanları  bedava muayene etmesi de değildir. Tıp karteli de daha fazla ilaç, malzeme ve teknoloji pazarlaması anlamına gelen hasta bulma faaliyetlerini ücretsiz ve kampanyalarla sürdürmektedir.  Özel hastaneler bütün yerleşim yerlerinde ve işyerlerinde ücretsiz hasta taraması yapmaktadır. Bu sözde ücretsiz taramalar için sigortası olanlar için SGK’dan parası alınmaktadır.  Bu, hastalık bulma, hastalık uydurma veya kişileri hasta yapma ve hastalık yaratma faaliyetleri sonucunda pahalı tarama testleri, gereksiz girişimler, ilaç ve malzeme pazarlanmakta ve tükettirilmektedir.   &lt;br /&gt;Buradaki ücretsiz muayenede amaç tirol ile balık avlamada kullanılan yöntemin aynısıdır. Sağlık taraması hasta yakalamada kullanılan bir ağ işlevini görmektedir. Amaç  kartelin ağına yakalanmamış sağlıklı bir insan bırakmamaktır.   (Nortin Hadler: The last well person) &lt;br /&gt;Günümüzde “tarama tıbbı”  çok gelir getiren bir sektör haline gelmiştir:  Kanser, kalp hastalığı, genetik mutasyon, Alzheimer, göz hastalığı taramaları, kolesterol ve lipid, kemik erimesi, menopoz gibi taramalar ile hem tarama yöntemlerini pazarlanmakta ve hem de sürekli ilaç, malzeme kullanılacak durumlar belirlenmektedir. Yapılan işlemlerin bedeli de SGK tarafından sorgulanmadan ödenmektedir.  &lt;br /&gt;Ücretsiz muayeneler de hangi amaçla yapıldığına göre değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt; Küba kurulan sosyalist sistemin  tıp karteline ve diğer emperyalist şirketlere kapıları  mecburen kapatmıştır. Uygulanan ambargonun da bunda bir katkısı vardır.   Küba’da çalışan hekimlerin bir kısmı, SSK hastanelerinde çalışan hekimler gibi, pazarlama yeteneğine göre gelirlerinin artabileceği batı tarzı bir sağlık sistemini özlüyor da olabilir. &lt;br /&gt;CHE emperyalizmi bilmektedir; fakat kartelin sağlık sistemini bilmemektedir.  O’nun zamanında zaten “sağlıkta dönüşüm” (health transition) olarak bilinen küresel bir sağlık siyaseti de yoktu.&lt;br /&gt;Sağlıkta dönüşüm ile bütün halkın sigortalı yapılması gündeme gelmiştir. Bu sosyalist ve halkçı sağlık sistemini bilmeyen birçok sosyalist ve ulusalcı tarafından alkışlanmıştır. Bu kesimleri kendilerinin de böyle bir sistemi arzuladıklarını söylemişlerdir. Halbuki genel sağlık sigortası büyümesi ve arttırılması hedeflenen sağlık piyasası için bir ikinci vergilendirmedir. Burada amaç herkesten zorunlu olarak para toplamaktır. Kaldı ki sigorta primlerini ödeyemeyenler hem sağlık hizmetinden yararlanamazlar hem de daha sağlık hizmetlerinden yararlanamadıkları dönemler için  ödemedikleri sigorta borçlarını daha sonra da ödemek zorundadırlar. Sigorta primleri gelir ve asgari ücrete göre oldukça fazladır.  Kısaca topluma bizzat kendi keselerinden ödedikleri primlerle, kontrol edemedikleri, pazarlık yapamadıkları bir sağlık hizmeti verilmektedir. Bu sistem “tek bir sistem” olduğu için hastalar katkı paylarını, otelcilik hizmeti, spor klubüne yardım, otopark ücreti gibi sudan nedenlerle ödemek zorunda kaldıkları fark ücretlerini de “mecburen” ödemek zorunda kalmaktadır. Sistem bütün halkı yolunacak kaza çevirmiştir. Para toplanırken son derecede ciddi ve katı olan SGK, harcama ve ödemeler konusunda o kadar gevşek ve kontrolsüzdür.&lt;br /&gt;13 Mart eylemi ile üniversite hocaları ve onlara destek veren hekimler, “Bizim üniversite içinde ticaretimize izin vermezseniz biz de sizi en hassas noktadan vurarak size zarar veririz; gelin bir şekilde uzlaşalım.” demektedirler. Evet! Üniversite içindeki özel hoca muayenehanelerine izin verilirse bütün bu karşı çıkışlar hemen sönecektir. TTB ve onu destekleyen hekim grupları da çıkıp “Cumhuriyet devriminin kazanımlarını” koruduk diyerek övüneceklerdir.&lt;br /&gt;Üniversite hastanelerinin bilimsel araştırmaları meselesi:  Türkiye’de üniversite reformu her ne kadar tüccar ve tercüman hocaları ortadan kaldırmak amacı ile yapılmış ise de; bu kesim kısa sürede kontrolü hemen ele geçirmiştir. Üniversiteler tüccar ve tercüman hocaların bir çiftliği haline dönüştürülmüştür. Üniversitelerde hiçbir bilimsel araştırma yapılmamaktadır. Tıp fakültelerinde aksine  dogmatik, bilimsel kuşku ve merakı olmayan sözde bilim adamları üretilmektedir.  Gerçekleri görmekten ve işitmekten korkan bu sözde bilim adamları  Yalçın KÜÇÜK’ün vurguladığı gibi öğrencisinden daha geridedirler. üyeleridir.   Şöyle veya böyle biraz yabancı dil bilmek bilim adamı olmanın bir gereği gibi gösterilerek mecbur kılınmıştır. Tercüman öğretim üyesi ve asistanlar tartışmasız taptıkları ve aleyhte konuşulmasına izin vermedikleri tıp kartelinin sağlık sistemine uygun yayın ve kitapları tercüme etmeyi bilim üretmek zannetmektedirler. Bilimsel faaliyet olarak yaptıkları diğer yayınlar da kullandıkları ilaç, malzeme ve yöntemleri bildiren bir nevi faaliyet raporlarıdır.  Diğer bir sözde bilimse çalışma şekli de, kartelin ürünlerini kullandıkları oranda, bu tür bildirileri sundukları ve dinledikleri ve masrafları kartel tarafından karşılanan, fakat özünde turistik bir faaliyet olan ülke içindeki tıp kongrelere ve kurslara katılmalarıdır.  &lt;br /&gt;Üniversite hocalarının bilim ve bilimsel çalışmaya karşı ne kadar duyarsız olduklarının tipik bir örneği de önce sağlık reformu ve daha sonra da sağlıkta dönüşüm olarak gündeme gelen projeler konusunda hiçbir çalışma ve yayın yapmamalarıdır. &lt;br /&gt;Üniversitelerden bu projeye destek veren bazı hocalar projeye destek veren kuruluşlardan ve AB’den aldıkları fonlarla proje için eğitim çalışmalarına katılmış ve kamu oyu yaratmaya yarayan bazı yayınlar yapmışlardır.&lt;br /&gt;Tıp karteli sürekli olarak sağlık hizmetlerinin ölçücü olarak bebek ölüm oranını gündeme getirmektedir. Keza kızamık sayısında azalma da başka bir ölçüdür. İnsanlarda uygulanan sağlık hizmeti sadece doğum ve kızamık aşısından ibaret değildir. Bu nedenle sağlık hizmetlerinin mukayesesinde bebek ölüm oranları ve kızamık oranından bahsetmek tek başına yeterli değildir.&lt;br /&gt;Sağlık sistemlerini incelerken ve mukayese ederken temel ölçüler şunlar olmalıdır:&lt;br /&gt;-Doğumlarda sezaryen oranı (sezaryen oranları dünya rekoru kırmaktadır)&lt;br /&gt;-Yeni doğanlarda prematür doğum oranı ve yoğun bakım tedavisi gören yeni doğan oranı (neredeyse her yeni doğan bir yoğun bakım tedavisi görmektedir)&lt;br /&gt;-Hasta sayısında azalama ve artma (ameliyat sayıları ve tedavi edilen hastalık sayılarında artış= doğrudan  gereksiz olarak yapılan ameliyat oranını gösterecektir)&lt;br /&gt;-Kartelin ürettiği ilaç, tıbbi malzeme, cihaz ve sarf malzemesi için bu şirketlere ödenen para&lt;br /&gt;-Kişilerin yıllık hastaneye başvuru sayısında artış  oranı&lt;br /&gt;-Kişilerin günlük kullandıkları ilaç oranında artış&lt;br /&gt;-İlaç ve tıbbi malzeme kullanımındaki artış&lt;br /&gt;-Gereksiz ameliyatlar, tedaviler, ilaçlar ve kullanılan malzemelere bağlık iatrojenik ölümler, yaralanmalar ve sakatlanmalar&lt;br /&gt;-Sağlıkta şebekeleşme, çeteleşme ve mafyalaşma oranı (sağlıkta yolsuzluk olayları)&lt;br /&gt;-Kişilerden toplanan sigorta primlerindeki artış ve bunun gelirlere oranı; kişilerin kendi keselerinden yaptıkları sağlık harcamalarındaki artış oranı&lt;br /&gt;-Bir hastalığa bağlı olsun olmasın,  ölümden önce yoğun bakım tedavisi  gören kişi oranı ve süresi ( sırf hastane gelirlerini arttırmak için ölüler bile uzun süre yoğun bakımda tutulmaktadır) &lt;br /&gt;Vb. vb.&lt;br /&gt;Modern  tıp veya tıp kartelinin uyguladığı sağlık sistemi bütün toplumu hasta ve sakat bırakmayı hedefleyen bir sistemdir! &lt;br /&gt;Türkiye’de uygulanan sağlık sisteminde sadece özel hastanelerde değil, bütün hastanelerde beyana ve faturaya göre ödeme yapılmaktadır.   Bu sağlık sisteminde bir nevi “hayali ihracat” sistemidir. Hastaneler bu şekilde gereksiz olarak yaptıklarının yanında,  yapmadıkları girişimleri, tetkikleri, kullanmadıkları ilaçları, malzemeleri, yatışları ve akla gelebilen her kalemi sanal veya hayali olarak abartabilmekte ve bu şekilde kendilerine almaları gerekenin çok üzerinde bir para hortumlanmaktadır. Her türlü sağlık harcamasının teşvik edildiği, her türlü abartma ve hayali faturalamaya imkân tanıyan bu sistem hekim ve diğer sağlık çalışanlarının ahlakını ve kimyasını bozmuştur. Sağlık piyasası bir nevi yolsuzluk, mafyalaşma ve çeteleşme piyasası haline dönüşmüştür.   &lt;br /&gt; Ne TTB ve hekimler ne de üniversitelerin bu konularda bir araştırması yoktur. Bu çevreler bu gibi haberleri de görmezden gelmekte ve kendilerinin egemen olduğu yayın organlarında bu tür haber ve yorumlara yer vermemektedirler. 13 Mart Eylemini sürekli olarak destekleyen ve İstanbul Tabip Odası tarafından  kendisine ödül verilen Ulusal Kanal isimli TV kanalında bu tür yolsuzluk ve çeteleşme haberleri yer almamaktadır.  Ulusal Kanal, Sağlıkta Dönüşüm ile bir  özelleştirme ve bir pazarlanma ağı oluşturulmasını ısrarla  görmezden gelmektedir.  Bu kanalın Sağlık programlarında kartel tıbbının reklamı yapılmakta, ürün ve malları pazarlanmaktadır.   &lt;br /&gt;Sosyalist Küba’nın kendi içinde uyguladığı veya uygulamak zorunda kaldığı bir sağlık sistemi vardır. Küba’da bazı sağlık göstergeleri kötü olsaydı bile, bu sistem kartelin tıp sistemine göre, insanlara zarar verme ve hasta sayısını arttırmayı hedeflememesi nedeniyle  daha üstün olacaktı…  Fakat Küba’nın Tıp kartelinin tüm dünyada uygulamaya çalıştığı gibi bir sağlık siyaseti yoktur.  ABD ve batı ülkelerinde uygulanan tıp kartelinin sağlık sistemini eleştirmemekte, bilmemektedir. Bu konuda ideolojik bir eleştiri ve saldırısı söz konusu değildir. ABD ve Avrupa ülkelerinde kartelin sağlık sistemin yerden yere vuran, eleştiren birçok yazar mevcuttur. Bu tür yazar ve hekimler Küba tarafından desteklenmekte ve kendilerinden ve görüşlerinden bahsedilmemektedir. Keşke Küba’nın evrensel bir sağlık sistemi seçeneği olsaydı.&lt;br /&gt; Bildirinizde  Che’ye atfedilen, “tek tek hastaları iyileştirmenin yeterli olamayacağını”, “ hastalık etkenlerinin ortadan kaldırıldığı, sağlıklı bedenleri olan bir toplum yaratabilme”  konusundaki görüşler şüphesiz doğrudur.  Hatta daha da ileri giderek şu da söylenebilir: toplumu hasta etmeyi ve hatta bir soykırımı amaçlayan kartel tıbbı dışındaki bütün sağlık sistemleri ondan daha üstündür.  Çünkü diğer sistemler hiç olmazsa “önce zarar verme” ilkesini uygulamaktadır. Kapitalist sağlık sistemi çevreyi de bozmakta ve hastalık üreten bir yapı oluşturmaktadır. &lt;br /&gt;Bütün bunlara rağmen Küba’da uygulanan sağlık sisteminin de eleştirilebilecek yönleri olabilir. Fakat bence en büyük eksiklik tıp karteline karşı bütün dünyada ideolojik bir saldırıda bulunmaması ve dünya için özgün ve evrensel sağlık sistemi için bir model oluşturmaya çalışmamasıdır. &lt;br /&gt;Tıp kartelinin bütün dünyada sürdürdüğü küreselleşme sömürgeleştirmesinin tıptaki uygulamasının adı “sağlıkta dönüşüm” programlarıdır. Programın özü sağlık sistemini tıp karteline (big pharma) bağlı bir pazarlama ağına dönüştürmektir. Küba’da bu yönde yapılmış bir yayın veya çalışma varmıdır?   Bu projeye karşı Küba’nın siyaseti nedir. Bunları bilmek ve görmek isteriz.&lt;br /&gt;Türkiye’de sağlık sisteminin eleştirilebilecek tek yönü performans uygulaması değildir. Performans sisteminin gaz verdiği ve teşvik ettiği kanlı, kirli ve iğrenç bir sağlık sistemi vardır. 13 Mart Eylemi görünüşte “performans” sistemin eleştirmek için yapılıyor gibi pazarlansa da hekim kitlesinin ezici bir çoğunluğunun bu sisteme karşı olmadığını hepimiz biliyoruz. Karşı çıkılan hususun performans sistemi değil, üniversite hastaneleri içindeki hoca muayenehanelerinin kapatılması ve onlar için kurulmuş olan farklı bir sağlık ticaretinin yasaklanmasıdır. Hoca muayenehanelerinin ne bilime ne de topluma faydası vardır. &lt;br /&gt;Hangi niyetle olursa olsun performans sistemine karşı olan çevreler sistemin insanlık dışı ve topluma zarar veren yönlerini de eleştirmek ve bütünü ile bu sisteme karşı olmaları gerekir.&lt;br /&gt;Sağlıkla ilgili konuları tartışırken basmakalıp üsluplar bir yana bırakılmalıdır.   gerçeklerin üzeri örtülmemeli ve idarei maslahatçılıktan kaçınılmalıdır.&lt;br /&gt;Sağlıkta Dönüşüm’e karşı gibi görünerek mevcut sistem desteklenmemelidir.&lt;br /&gt;Böyle bir destek suça ortak olmaktır. Bunun ABD’nin Irakı, Afganistanı işgalini desteklemesinden veya Stalinin, Hitlerle saldırmazlık paktı imzalayıp kendisini desteklemesinden  bir farkı yoktur.  Fark, farkı görebilen için anlamlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22.3.2011       Dr. Uğur YILMAZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://kubadostluk.org/cms/&lt;br /&gt;DOKTOR CHE'NIN YOLUNDAYIZ  - José Martí Küba dostluk derneğinin bildirisi&lt;br /&gt;Basına ve kamuoyuna,&lt;br /&gt;13 Mart Pazar günü, Ankara’da sağlık emekçilerinin gerçekleştirdiği “Çok Ses, Tek Yürek” mitinginde açılan “Doktor Che’nin yolundayız” yazılı dövize Sağlık Bakanı Recep Akdağ “Birtakım örgütler Dr. Che Guevara'nın izinde olabilir, ama biz onun izinde değiliz” yorumu getirmiştir. Türkiye’deki sağlık sisteminin durumu göz önüne alındığında, Dr. Che Guevara’nın temsil ettiği tıp anlayışının izinde olunmadığı elbette aşikardır: &lt;br /&gt;Dr. Che’nin kuruluşuna öncülük ettiği Küba’da tüm nüfusun ücretsiz ve eşit sağlık hizmeti alma hakkı anayasal güvence altındadır. Devlet bütçesinin %12’sinin sağlık harcamalarına ayrılmasının yanı sıra halkın temel gıdaları ve çocukların süt ihtiyacı devlet tarafından ücretsiz dağıtılır. Oysa ülkemizde uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Projesiyle özel hastanelerin SGK’dan aldıkları pay %31’e yükselmiş, sağlık sistemi insan değil, kâr odaklı bir hale getirilmiştir. Önce eğitim araştırma hastanelerinde sonra da üniversite hastanelerinde uygulanmaya çalışılan performansa dayalı ücretlendirme ile hastaneler birer ticarethaneye dönüştürülmüş, bilimsel araştırmaların önü kapatılmış ve çalışma huzuru tamamen bozulmuştur. Son yıllarda ülkemizde sağlık harcamaları dört kat arttığı halde Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Türkiye, bebek ölüm hızında ancak dünya 97ncisi, 5 yaş altı ölüm hızındaysa dünya 96ncısıdır. Oysa Dr. Che’nin ülkesi Küba, bebek ölüm hızı oranlarının düşüklüğü ve kişi başına düşen hekim sayısının yüksekliği ile tüm dünyaya örnek teşkil eden bir gelişkinliğe sahiptir. Dr. Che’nin ülkesi Küba ilaç ve aşılarını kendisi üretmekte iken ülkemizdeki aşı enstitüleri kapatılmış, böylece Türkiye, aşı ve ilaçta tamamen dışa bağımlı hale gelmiştir. &lt;br /&gt;Bakan’ın “Sağlık sistemiyle bir ilgisi olamaz” dediği Che Guevara; doktor olarak yaptığı Latin Amerika yolculuğu sırasında halkların yoksulluğuna ve parasızlık nedeniyle tedavi olmayan hastalara tanık olduktan sonra, tek tek hastaları iyileştirmenin yeterli olamayacağını anlamış, hastalık etkenlerinin ortadan kaldırıldığı, sağlıklı bedenleri olan bir toplum yaratabilmenin peşine düşmüştür. Sosyalist Küba ve başarılı sağlık sisteminde, işte bu akıl etkilidir. &lt;br /&gt;Eşitlik isteyen herkesi karalayan yazılarıyla ünlü Sabah gazetesi yazarı Emre Aköz’ün, mitingin ardından yayınladığı “Kahramanın Dr. Che bir katildi yavrum” başlıklı yazısı ise Che’nin insancıl bakış açısının, çirkince çarpıtılmasından başka bir anlam taşımamaktadır. &lt;br /&gt;Devrim sonrasında ilk amaçlarının kimsenin aç kalmaması, daha sonra günde üç öğün yiyebilmesi ve ardından herkesin sağlıklı uygun koşullarda yaşayabilmesi olduğunu açıklayan Che, Bolivya’ya gitmeden önce çocuklarına yazdığı mektupta “Dünyanın herhangi bir yerinde işlenen her türlü haksızlığı yüreğinizde hissedin” diye yazmıştır. Bugün iyi hekim olmanın önkoşulu iyi bir insan olmaktır ve Che sadece, Hipokrat yemini eden, mesleki onuruna ve halkın sağlık hakkına sahip çıkan her doktorun örnek alabileceği bir kişi değil, çocuklarımızın da onun gibi olmasını istediğimiz bir kişidir. Çünkü Dr. Che adil, eşitlikçi ve dayanışmacı bir dünyanın var olduğuna ilişkin zorunlu bir düşüncenin sembolüdür. &lt;br /&gt;Saygılarımızla,&lt;br /&gt;José Martí Küba Dostluk Derneği&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-8571191676882123193?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/8571191676882123193/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=8571191676882123193' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/8571191676882123193'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/8571191676882123193'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2011/03/ttbnin-13-mart-mitingi-uzerine-bir.html' title='TTB’NİN 13 MART MİTİNGİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-5670325291114109290</id><published>2011-03-27T10:35:00.001-07:00</published><updated>2011-03-27T10:35:49.876-07:00</updated><title type='text'>TIP FAKÜLTELERİ, BİLİM, TAM GÜN ÜZERİNE... (TEKRAR)</title><content type='html'>TIP FAKÜLTELERİ, BİLİM, SAĞLIK HİZMETİ, SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM, SGK UYGULAMALARI,  TAM GÜN ÇALIŞMA VE PERFORMANS  ÜZERİNE     (BİR RAPOR)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Tıp Fakülteleri Öğretim Üyeleri,  “Kamuoyuna Duyuru” başlığı altında&lt;br /&gt; Sağlık Bakanlığı'nın politikaları ve Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK)'nun bazı uygulamalarını şikâyet etmektedir. (http://www.tipfakultelerininsesi.net/)&lt;br /&gt;Duyuruya göre, bu uygulamalar, tıp fakültelerinin temel işlevlerini ve üniversite hastanelerindeki çalışma ortamını ciddi ölçüde zora sokan bir aşamaya gelmiştir; tıp eğitimi akademik bir krizle, üniversite hastaneleri ise finansal bir krizle yüz yüzedir. &lt;br /&gt; Tıp Fakültelerinin bu bildiriyi yayınlamasının asıl nedeni  “tam gün” yasa tasarısı ve tıp fakültesi öğretim üyelerine uygulanacak olan rotasyon programlarıdır. Bu yazıda rotasyon uygulaması üzerinde durulmayacaktır.&lt;br /&gt; “Tam gün” çalışma kuralı görünüşte sadece bu şekilde çalışan bazı hekimlerin ikili çalışmasını engelleyecek bir uygulama olup, toplumu  ilgilendiren bir konu gibi görünmemektedir. Tabip Odaları,  TTB ve Tıp Fakültelerinin öğretim üyeleri, bu konuya Sağlıkta Dönüşüm ve diğer ülke sorunlarına gösterdiklerinden  çok daha fazla ilgi göstermişlerdir. Bazı tabip odaları da, hastanelerin hastalardan alacakları katılım paylarına sınır getirilmemesi için mücadele etmektedir.&lt;br /&gt; Tıp fakültelerinin böyle bir tepki göstermelerinin nedeni nedir?  Ortada gerçekten vahim bir durum mu vardır?&lt;br /&gt; Bu bildiri tıp fakültelerinin tam gün konusunda gösterdiği ilk tepki değildir. Bu tepki Sağlıkta Dönüşüm'e karşı bir tepki de değildir.&lt;br /&gt; Bu tepkileri ve tam günü anlamak için önce “Sağlıkta Dönüşüm'ü” hatırlamakta yarar vardır. Sağlıkta Dönüşüm toplumun bütün kesimleri tarafından beğenilmekte ve desteklenmektedir. Diğer taraftan da ilgili taraflar bunu bir tabu kabul ederek üzerinde tartışmaktan ve eleştiriden kaçınmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; KISACA SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu proje, tepeden inme bir oldu bitti ile uygulamaya sokulmuştur. Tartışma ve tepki olmamasının nedeni, toplum, siyasi parti, sendika ve dernekler ve sağlıkla ilgili meslek gruplarının projeye destek vermeleri için önceden hazırlanmasıdır. “Sağlıkta Dönüşüm” üzerinde halen devam eden derin bir duyarsızlık ve aymazlık vardır. Projenin hâlâ muhalefeti yoktur. &lt;br /&gt; Projenin ilgilendirdiği meslek grupları (hekimler, eczacılar, özel hastane sahipleri, vb.) ile tıp fakültelerinin öğretim üyeleri  projeye sadece ceplerine “giren para” açısından ilgi göstermiştir.  Para azaldığında veya ödemeler geciktiğinde proje eleştirilmektedir.  &lt;br /&gt; Proje ile her türlü hastane kâr amacı ile çalışan ticari bir işletmeye dönüşmüştür. Bu şekilde düzenlenen sağlık piyasası ile,  uluslararası tıp kartelinin,  ilaç ve diğer ürünlerini serbestçe, kontrolsüzce, satış tekeli korunarak  istediği fiyattan satması garanti altına alınmıştır.&lt;br /&gt; Kamu işletmeciliğinin birinci özelliği yapılan bir iş veya hizmetin kâr amacı olmadan verilmesidir. Proje ile “kamu sağlık kuruluşları olarak bilinen  Devlet ve üniversite hastaneleri de tam bir ticari işletmeye dönüştürülmüştür.  Bu hastanelerin isimlerinin Devlet, Üniversite, Atatürk Hastanesi vb. olması artık bunların kamu hastanesi olduğu anlamına gelmez.  &lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm'ün diğer bir amacı devletin sağlık piyasasından ve hizmetinden tamamen çekilmesi ve bunların küreselleşme mantığı gereğince özel ve uluslararası şirketlerce verilmesidir. Kamu kuruluşu gibi görünen fakat özel bir işletme gibi işletilen devlet ve üniversite hastanelerinde, aynen özel hastanelerde de olduğu gibi, yemek, temizlik, ulaşım,  otopark, kantin, hemşirelik, radyoloji, tomografi, MR, acil bölümleri gibi bazı bölümler daha şimdiden özelleşmiştir. Bugün hastaneler içinde verilen her türlü hizmet ticari açıdan ayrıca değerlendirilmektedir. .&lt;br /&gt; İlaç firması temsilcisinden eczacısına, hekimden hastane yöneticisine kadar herkes, sisteme kazandırdığı veya sattığı oranda verilen kâr payları ile teşvik edilmektedir. Bunun  kulağa hoş gelen ismi “performans” veya“döner sermaye” uygulamasıdır.&lt;br /&gt; Gereksiz mal, ürün, hastalık ve ilaçların satışı yolu ile  gelirlerin arttırılması bu ürün ve hizmetlerin sürekli, zorunlu, gerçekte hasta olmayan  “tamamen sağlıklı” kişilerde kullandırılması ile mümkündür.&lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm ile Sağlık Hizmeti  anlayışı ve felsefesi de tamamen bir dönüşüm geçirmiştir. Sağlık Hizmetinden anlaşılan şey tıbbi teknoloji, ürün ve ilaçların  hasta tedavisi için değil kâr amacı ile devamlı kullanılması veya tüketilmesidir. Bütün bu satışlar insan sağlığı, tıp ve sağlık hizmeti kavramlarının arkasında sığınılarak yapılmaktadır.&lt;br /&gt; Sağlıklı olan ve bu tip bir hizmeti almaması gereken kişilerin bu tür kirli bir ticaretin malzemesi olması da insan hayatının tamamen tıbbileşmesi ile sağlanmaktadır. Günümüzde her türlü gıda, besin, ürün ve teknoloji sağlıkla ilgili bir yalan ve zırva vasıtası ile satılmaktadır. Kitlesel beyin yıkama ile herkes bu tür gereksiz uygulama ve tüketim için yönlendirilmekte ve koşullandırılmaktadır. Hekim ve sağlık çalışanları tıp eğitimi adı altında, bu gereksiz ürün ve teknolojilerinin satışı ve pazarlanması için yetiştirildiğinden ve sistem buna göre düzenlendiğinden,  halkın belirlenen sistem dışında bir sağlık hizmeti alabilmesi mümkün değildir. Her sistemde olduğu gibi bu sistemde de sistem için uygun olmayan kişilerin çalışması ve eğer varsa böyle kişilerin sisteme aykırı ve ters uygulama içinde olmaları beklenemez. Sistem bunları eler; dışlar ve cezalandırır. Sağlam kişilikli, hastaları sui istimal etmek istemeyen dürüst kişiler, bu sistemde meslektaşları tarafından da dışlanan, beğenilmeyen ve arıza kabul edilen kişilerdir. &lt;br /&gt;  Bu uygulamanın ilk sonucu, hastanelere başvuran kişi anlamında hasta  sayısında  astronomik artıştır. Proje ile toplum birdenbire hastalıklı veya öyle kabul edilen bir yapıya dönüştürmüştür. Kâğıt üzerinde hasta kabul edilen kişilerin büyük bir kısmı gerçekte hasta değildir. Bunlar kartelin tanımladığı tanım, rehber, algoritma ve protokollerle hasta veya sağlık hizmeti almaya aday kişiler olarak tanımlanmakta ve kendilerine gereksiz sağlık teknolojisi, ilaç ve ürünler kullanılmaktadır. Bu sistemde  gerçekten hasta olan kişilerde yapılan uygulama da kâr amacına yöneliktir. Onlarda da sırf hastane kazancını arttırmak için, esas sorunla ilgisi, faydası, yararı ve gerekliliği bulunmayan bir çok tetkik, tahlil, görüntüleme, girişim  ve ameliyatlar yapılmaktadır. Dönüşümle birlikte muayene olan ve yatan hastalarda istenilen her türlü tetkik, görüntüleme  tetkiki, konsültasyon, tıbbi tedavi şekilleri, kullanılan cihaz ve malzeme, girişim ve ameliyatlar, öncesine göre onlarca kat artmıştır. Sağlık ticaretinde hasta sayısını arttırmanın esas amacı bu suretle kullanılacak ilaç, tıbbi malzeme, cihaz ve benzeri ürünlerin gereksiz kullanım ve satışlarının artışıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm ile insanların sağlık ticareti için yaptıkları harcamalar artmıştır. Artan bu harcamalar nedeniyle kişilerin ve devletin gelirinin giderek artan bir oranda tıp kartelinin kasasına akmaktadır. Yaşamın amacı artık “hastaneye gitmek, sağlık ürün ve teknolojisi kullanmak ve iyi bir sağlık tüketicisi olmaktır.”&lt;br /&gt; Sağlık Hizmeti ve ticareti ile ilgili meslek grupları ve örgütleri sürekli olarak “Sağlıkta Dönüşüm'ün” yukarıda özetlenen özelliklerin görmezden gelmiş ve her bir uygulamayı ayrı ayrı ele alarak bunda savunulacak yönler aramıştır. Sistemin özüne hiç bir şekilde karşı çıkmayan bu kesimler, sadece kendi ceplerine ve kasalarına giren para ile ilgilenmişlerdir. Bunların eleştirileri tamamen bu çerçevede sınırlı kalmıştır.&lt;br /&gt;   TTB ve  Tıp Fakülteleri sık olarak sağlığa ayrılan paranın azlığı üzerinde durarak bunun OECD ülkeleri ve ABD'deki gibi olmasını savunmuşlardır. Sağlığa ayrılan para ne kadar artarsa, tıp kartelinin kasasına akan para  ve bu ticarete  dağıtılan  komisyonların da o oranda artar. Bu hiç bir şekilde toplumun daha sağlıklı olması anlamına gelmez. Sağlıkta dönüşüm ile sağlık harcamaları artmıştır. Ama bu artış hasta, kullanılan ilaç, malzeme, tahlil, tetkik ve diğer harcamaların artmasından başka bir sonuç vermemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM'ÜN SONUÇLARI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm ile sağlık giderleri gerçekten karşılanamaz ve sürdürülemez bir seviyede arttırılmıştır. Toplanan SGK primleri sağlık giderlerinin ancak % 45'ini karşılamaktadır. SGK'nın sağlık giderlerini ve emeklilik maaşını karşılayabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle emeklilik yaşı durmadan uzatılmakta ve emeklilik imkânsız hale getirilmektedir. Vatandaş gereksiz ilaç ve sağlık giderleri için prim ödemektedir.&lt;br /&gt; Artan bu sağlık açığı ülke ekonomisi ve ulusal güvenliği tehlikeye sokacak boyuttadır. Sağlık hizmeti adı altında gereksiz, sürekli  ve aşırı ilaç kullandırılması, gereksiz ameliyat ve diğer işlemlerin yapılması iatrojenik (tıbbi uygulamalara bağlı) komplikasyon, sakatlık ve ölüm oranlarını da arttırmaktadır. &lt;br /&gt; Sağlık ticaretinin bir amacı da insanların bütün  enerji, para ve zamanını sağlık tesislerinde harcamaları; tetkik, kontrol, ilaç yazdırma vb. gibi nedenlerle sürekli olarak hastaneye gidip gelmelerinin sağlanmasıdır. Dönüşümcülere göre kişilerin daha kaliteli bir sağlık hizmeti aldığının diğer bir göstergesi, bir yılda hastane ve sağlık tesislerine başvuru sayısıdır. Artık insanlar ayda, yılda bir değil sık sık sağlık tesislerine gitmektedir. Sağlık mazereti nedeni ile insanların hastane ve sağlık tesislerinde geçirdikleri süre artmaktadır. Bu da üretimin ve iş veriminin azalması demektir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; BİLİM KURULUŞU OLARAK TIP FAKÜLTELERİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bir bilim kuruluşu olması gereken  tıp fakülteleri, bilimsel araştırma için eşi bulunmaz bir kaynak olan, Sağlıkta Dönüşüm, bunun sonuçları ve diğer ilgili konularda hiç bir araştırmada bulunmamışlardır.  Üstelik böyle bir çalışma için dış ülkelerden malzeme ve kit getirtmeye gerek yoktur.  &lt;br /&gt; Kendi performansını dahi ölçmeyen ve sorgulamayan tıp fakülteleri  bilim üretmeyen sözde bilim kuruluşlarıdır. Kurulu bir düzen vardır. Bu düzenin eleştirilmesi ve değiştirilmesi kimsenin işine gelmemektedir. &lt;br /&gt; Tıp Fakülteleri; nasıl bir tıp eğitimi verildiği, hekimlere neler öğretildiği, verilen eğitimin yeterliliği ve uygunluğu dahil hiç bir konuda çalışması yoktur. Kendi hatalarını ve eksikliklerini düzeltmek istememektedirler. &lt;br /&gt; Bilimin ve bilimsel bir çalışmanın ön şartı ölçme ve değerlendirmedir.&lt;br /&gt;Ölçme ve değerlendirme yoksa bilim de yoktur. Bunlar olmaksızın “ben üniversiteyim, en iyi ve üstün sağlık hizmetini ben veriyorum iddiası içi boş bir iddia olmaktan ileri gidemez. Ne yapıyorsunuz, nasıl yapıyorsunuz, başarı  ve başarısızlık oranları nedir gibi sorularının cevabının verilmesi gerekir.&lt;br /&gt; Sağlık istatistiklerinde yatan çıkan hasta sayısı, doluluk oranı gibi hastanelerde verilen sağlık hizmetinin tıbbi performansını göstermeyen bilgiler yer almaktadır. Ortalama yatış süresi, komplikasyon, malûliyet ve ölüm oranları, enfeksiyon oranları, tedavi maliyeti ve bu maliyetin uygunluğu, gereksizliği ve fazlalığı üzerinde veri toplanmamakta ve araştırma yapılmamıştır.&lt;br /&gt; Akdeniz Üniversitesi mezuniyet töreninde okul birincisi bir öğrencinin yaptığı konuşma üniversitelerimizin halini ortaya koymaktadır. Dr. Tuğba Akın yaptığı konuşmada, hoca yüzü görmeden eğitim aldıklarını,  “internlerin (stajyer hekim) sadece yüzde 2.8’inin gelecekten umutlu olduğunu”; “Kendi döneminizden bir hekim arkadaşınıza anne babanızı emanet eder misiniz?”  sorusuna “sadece yüzde birimiz ailemizi tam güvenerek, aynı dönemde mezun olduğumuz hekim arkadaşına emanet” edebilirim dediğini belirtmiştir.  (20 Haziran 2009 Cumartesi: http://www.haberform.com/haber/akdeniz-universitesi-mezun-oldu-mezuniyet-konusmasi-aci-mezuniyet-konusmasi--20345.htm  )&lt;br /&gt; Yeni mezun olan  hekimler henüz gözleri ve duyguları köreltilmediği için, gerçeği tüm çıplaklığı ile görebilmektedirler. Bu hekimlerin çoğu daha sonra hastaneler, ilaç ve tıbbi malzeme firmaları tarafından kendilerine verilen performans, promosyon ve kâr payları ile nasıl hekimlik yapacaklarını,  kısa bir sürede ve üstelik özel bir ders almadan öğreneceklerdir. Bu eğitimi aldıktan sonra onlar da  kısa sürede öğrencilikleri sırasında beğenmedikleri hocaları gibi hekimlik yapmaya başlayacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; TIP FAKÜLTELERİNİN ÖNCEKİ BİLDİRİSİ&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Bu bildiri tıp fakültelerinin ilk bildirisi değildir.&lt;br /&gt; Üniversiteler,  görüşlerini daha önce, Marmara Üniversitesinin “tam gün yasa tasarısı” üzerine  düzenlediği bir toplantıda açıklamışlardır.  33 tıp fakültesinin desteklediği görüşler,  “TAM GÜN YASA TASLAĞI VE TIP FAKÜLTELERİNİN GÖRÜŞLERİ” başlığı altında basına dağıtılmıştır. (4. nisan 2008 (sayı. 1098) tarihli  Cumhuriyet Bilim Teknik dergisinde  Güncel Tıp köşesi)&lt;br /&gt;  Bildirinin ilk iki  maddesi şöyledir:&lt;br /&gt;“ 1.Üniversite mensubu hekimlerin, tüm mesailerini kuruma gönül rahatlığı ile verebilmesi için özlük hakları korunmalı ve öğretim üyesine yakışır emekliliğe yansıyacak bir temel maaş ile performansına göre değişen, döner sermayeye yaptıkları doğrudan gelir getirici faaliyetlere göre sınırlandırılmamış katkı payı verilmelidir.”  &lt;br /&gt;Sağlık alanında  verimlilik anlayışı, şirketin  kâr ve gelirinin artışı oranında kâr payı dağıtılması (performans)'dır. . Burada kâr payına bir itiraz yok. Sadece bunun belirli bir tavanının olmasına itiraz var. &lt;br /&gt;2. Gerçekçi rakamlardan uzak olan BUT (Bütçe Uygulama Talimatı) fiyatlarıyla oluşan üniversitelerin döner sermaye gelirleri ile hastanelerin tüm masraf ihtiyaçlarının karşılanması, araştırmaya fon ayrılıp, kalan parayla öğretim üyelerine performanslarına göre yeterli düzeyde ek ödeme yapılabilmesi gerçekçi ve olanaklı görülmemektedir. Sağlık hizmetlerinin mevcut ücretlendirmeleri modern tıp uygulamalarını kısıtlamakta ve hasta güvenliğini tehlikeye sokmaktadır…”  &lt;br /&gt;CBT, Mustafa Çetiner (Güncel Tıp) Tam gün yasa taslağı ve tıp fakültelerinin görüşleri.  4 Nisan 2008-04-13, S.1098. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞİMDİ DE TIP FAKÜLTELERİNİN YAYINLADIĞI SON BİLDİRİYİ İNCELEYELİM &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Maddede: “Ülkedeki hekim sayısını artırmak uğruna kalitesiz hekim yetişmesine yol açacak tıp fakültelerindeki kontenjan artırılmasını zorlayan politikadan vazgeçilmesini, bunun yerine mevcut tıp fakültelerindeki öğretim üyesi kadroları ve altyapının desteklenmesini...”&lt;br /&gt; Hekimlerin kalitesi ile neyin anlaşıldığının belirtilmesi gerekir. Evet, hekimin esas görevinin ne olduğunu; hastalık, teşhis ve tedavi kavramlarının ne anlama geldiğini bilmeyen hekimler yetiştirilmektedir. Fakat bu onların kalitesiz yetiştirildiği anlamına gelmemektedir. Bu hekimler tıp kartelinin ticari amacına tamamen uyan bir eğitim almaktadır. Bu şekilde yetişen hekimler muayene ettiği her hastada kişinin sorununa ve geliş nedenine bakmaksızın laboratuvarda yapılan bütün tetkikleri, gereksiz tomografi ve MR'ları yaptırabilmekte, gereksiz ilaçları düşünmeden verebilmektedir. Bu hekimler gördüğü her kişide, soruna ve şikâyete bakmaksızın kalp hastalığı, hepatit, HİV (AİDS), kanser, kemik erimesi, hormon bozukluğu, enfeksiyon hastalığı, genetik ve immünolojik hastalık arayacak şekilde yetiştirilmektedir. Bunlar gördükleri her hastada kolesterol, kemik erimesi, menopoz, tansiyon, şeker ve depresyon  ilaçları, antibiyotik, vitamin, aşılar ve beslenme solüsyonu yazmak için çaba sarf etmektedirler. Kısaca bu hekimler gelen hastanın sorunu ve hastalığı ile ilgileneceğine, hasta üzerinden kartelin tezgahında bulunan hangi ürün ve teknolojiyi pazarlayacağını düşünmektedir. Bu, sıradan bir kişinin de yapabileceği ve özel bir eğitim gerektirmeyen bir iştir.&lt;br /&gt; Bu ürünlerin hepsi, gerçek bir  hastalık olmadığı halde, uluslararası tıp kartelinin ticari stratejileri sonucu tasarlanan uyduruk hastalık ve durumlar içindir. Bu ilaç, tetkik ve teknolojilerin çoğu  geçerli batı tıbbi anlayışına göre bile bir hastalık olarak kabul edilmeyen durumlar için kullandırılmaktadır. Bunlar ileride gelişecek hastalıklardan korunma ve yaşam kalitesini yükseltme, kişide olabilecek henüz belirti vermemiş hastalıkların erken teşhisi palavraları ile pazarlanmaktadır.&lt;br /&gt; Hekimler arasında normal doğumun normal bir doğum şekli olduğunu kabul eden bir hekim bulmak mümkün değildir. Bu hekimler hamilelik gibi yeni doğan durumunu da hastalık kabul etmektedirler. Bu nedenle yeni doğanların % 60'ının neden yoğun bakım tedavisi gördüğünü anlayamamakta ve yorumlayamamaktadır. Bunlar gördükleri her kişiyi hastalıklı, teşhis ve tedavi görmesi gereken bir insan gibi algılamaktadırlar. Bunlar modern tıp kartelinin ticari tıp anlayışını tartışılmaz bir din gibi kabul  edip, iman edecek şekilde eğitilmektedirler.  Bu şekilde yetiştirilen hekimler gerçek hastalık ve sorunları algılayamamakta, değerlendirememekte ve teşhis edememektedir. Konulan teşhis, istenilen tetkik verilen ilaç ve tedaviler bu nedenle farklı değildir. İlaç ve malzeme tercihlerini de ilaç ve malzeme firmalarının verdikleri promosyonlar ve performans ücretleri ile belirlenmektedir. Yetiştirilen bu hekimler hastaya verebilecekleri zararı ve faydayı değil, kendilerine öğretilen şablonları, algoritmaları ve protokolleri uygulamaya çalışmaktadırlar.&lt;br /&gt; Tıp eğitiminde öncelikle karar verilmesi gereken nokta eğitimin amacını belirlemektir. Kartelin ticari kazancına göre mi yoksa toplum ve kişilerin gerçekten tedavi edilebilen ve hastalık olan sorunlarının düzeltilmesi için mi bir tıp eğitimi verilmelidir? &lt;br /&gt;4. maddede “Üniversite hastanelerinin finansman sorunlarının çözümü için, bu hastanelerin ürettiği hizmetin niteliğine uygun ödeme programlarının geliştirilmesi” istenirken;   5 maddede, sanki performans gelirlerinden vazgeçilmiş gibi, “performans puanı karşılığı” ek ödeme yerine, emeklerini karşılayacak düzeyde, emekliliğe yansıyan bir temel ücret verilmesini talep ediyoruz. Denilmektedir. Bu yapılamıyorsa “tam gün çalışma yerine, ikili çalışma uygulamasına karışılmaması istenmektedir.&lt;br /&gt; Üniversite hastanelerinin finansman sorununun nedenleri, üretilen hizmetin niteliği ve buna uygun ödeme programları ile ne kastedildiğinin açık olarak belirtilmesi gerekmektedir. 4 maddedeki fazla açılmayan, niyeti örtülen ifade,  33 tıp fakültesinin desteklediği  basın bildirisinde açıklanmaktadır. Bu bildiride,  BUT  (Bütçe Uygulama Talimatı) fiyatlarının düşük olduğu;  bu nedenle üniversitelerin döner sermaye gelirlenin azaldığı; araştırma için fon ayrılamadığı ve öğretim üyelerine hak ettikleri ve performanslarına göre dağıtılan döner sermaye gelirlerinin verilemediği  vurgulanmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ÜNİVERSİTE HASTANELERİ NASIL ÇALIŞIYOR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Mevcut uygulamaya göre üniversite hastaneleri tam bir ticarethane gibi çalışmaktadır. Tam gün çalışmayan hekimler üniversite hastanesinde bilfiil çalışmadıkları ve bulunmadıkları halde sanki çalışıyormuş gibi maaş almaktadırlar.  Bu maaş çalışmayan kişilere verilen huzur hakkı gibi bir şeydir. Bu öğretim üyelerinin üniversite sınırlarında bulunma saatleri özel hastane ve iş yerlerindeki programa göre belirlenmektedir. Canları istediği zaman gelmekte ve gitmektedirler.&lt;br /&gt; Üniversite öğretim üyeleri sanki çok önemli bilimsel çalışmalar yapıyormuş gibi “ bilimsel çalışma yapmaları isteniyorsa bunun bedelinin ödenmesi gerektiğini söylemektedirler. “Para yoksa bilim de yok yok” demektedirler. &lt;br /&gt; Bilimsel araştırma, düşünce ve çalışma bir yaşam tarzı ve anlayışıdır. Bu yetenek para ile kazanılmaz. Aslında her insanda bulunması gereken bir özelliktir. Büyük ve önemli bilimsel çalışma ve keşiflerin çoğu her türlü maddi ve diğer  zorluklarla boğuşan, üniversite öğretim üyesi olmayan gerçek bilim adamlarınca yapıldığı unutulmamalıdır.  Kaldı ki üniversite öğretim üyelerine doğru dürüst eğitim vermedikleri, öğrencileri ile ilgilenmedikleri halde,  akademik yükselme ve terfi dışında hiç bir anlamı olmayan sadece dosyada bulunması için yapılan sözde  bilimsel çalışmaları için yeterince bir ücret ödenmektedir. Nasıl sağlık harcamaları arttığı oranda  insanlar daha sağlıklı olmuyorsa, kişilere ödenen para  ile yaptıkları bilimsel çalışma ve keşiflerin arttığı da görülmemiştir.  Gerçekten ciddi projeleri olan bilim insanları dünyanın her tarafından destek ve para bulabilmektedir.&lt;br /&gt; Tam gün çalışan hekimlerin de hastane içinde özel muayenehaneleri vardır. Onlar da vakitlerinin çoğunu kendilerine kazanç sağlayan bu gibi yerlerde geçirmektedirler. Hoca muayenehanesi denilen bu özel muayenehanelerde resmen makbuz kesilerek hastadan elde edilen muayene ve ameliyat ücretlerinin bir kısmı hocanın hesabına yatırılır. Bunda bir tavan yoktur. Hocanın ne kadar hastası olursa, geliri o kadar artar. Bu nedenle asistan ve uzman hekimlerin hasta yatırma yetkileri hocanın iznine bağlıdır. Bu turnikeden geçmeyen hastaların yatışı oldukça zordur. Öğretim üyeleri haklı olarak bu düzenin değişmesini istememektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM İLE SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞLARI DA BİR DÖNÜŞÜM GEÇİRMİŞTİR&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Sağlıkta dönüşüm ile SGK dediğimiz sosyal güvenlik kuruluşu da bir “dönüşüm” geçirmiştir. Bu kuruluşun esas amacı, kişilerin kendi keselerinden ödemeyecekleri ve ödemeye yanaşmayacakları gereksiz sağlık harcamaları için ön bir kasa oluşturmaktır. Bu zorunlu  uygulama ile herkes sistem içinde tutulmaktadır. Arttırılan giderlerin giderek artan bir yüzdesi katkı payı ve benzer isimler altında hastadan veya “bu paraya bu hizmet verilmez” diyerek de tehdit, sözleşme ve şantajla hastalardan alınmaya başlanmıştır. &lt;br /&gt; Sayıları giderek artan ve primlerini ödeyemeyen kişiler sağlık hizmetlerini bu sistem içinde ücretli olarak almak zorunda kalmaktadır.&lt;br /&gt; SGK bir kısım pahalı markalı ilacı katkı payı olmadan tek hekim raporu ile öderken, bazı ilaçları da ucuz jenerik fiyattan ödemektedir. Burada ikinci bir katkı payı oyunu oynanmaktadır. Bu sefer eczaneler hastaya bu ilaç yok, bu orijinal daha etkili,veya depoda arattım bulamadım gibi gerekçelerle ilaç katkı payı alarak pahalı ilaçları satmaktadır. SGK'nın ilaç giderlerine yansımayan bu usulsüz ödemeler nedeni ile, SGK'nın ilaç harcamaları fazla artmamış gibi görünmekle birlikte,  vatandaşın cebinden yaptığı ilaç harcamaları artmaktadır. Bunun oranı da bilinmemektedir.&lt;br /&gt;  Sağlıkta Dönüşüm'ün bir parçası olan SGK ve onun uyguladığı BUT ve diğer sistemler, her türlü gereksiz sağlık teknolojisi, ürün ve ilacın  kontrolsüz ve denetimsiz bir şekilde insanlarda uygulanması, tüketilmesi ve satılmasını sağlayacak bir şekilde hazırlanmıştır. &lt;br /&gt; Devamlı olarak bazı ilaçları kullanma, bazı test ve tahlilleri yaptırmaya koşullandırılmış geniş bir halk kesimi vardır. &lt;br /&gt; Hastaneye giden insanlara sorunları ve hastalıkları ile uğraşılacağına  sırf hastane gelirini arttırması için MR, tomografi, anjio, genetik testler ve DNA testleri gibi bir çok  gereksiz tetkik ve görüntüleme işlemi uygulanmaktadır.&lt;br /&gt; Hastaneye başvuran her kişi ilaç ve teknoloji uygulanması için gerekçe yaratabilecek bir hastalık veya durum yakalamak için durmadan ve yelpazesi her gün artan tarama testlerinden geçirilmektedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; SAGLIKTA DÖNÜŞÜM İLE SAĞLIK PİYASASI NASIL DÜZENLENMİŞTİR; ÖDEMELER NEYE GÖRE YAPILMAKTADIR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Şimdi, tıp fakültelerinin temel işlevlerini ve üniversite hastanelerindeki çalışma ortamını ciddi ölçüde zora sokan, tıp eğitimi akademik bir krizle, üniversite hastaneleri ise finansal bir krizle yüz yüze getiren SGK  ve gerçekçi olmayan BUT (Bütçe Uygulama Fiyatları) üzerinde duralım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm ile sağlık piyasası tamamen özel bir piyasa haline getirilmiştir. Bir dereceye kadar kamuya ait olan SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na devri ile Sağlıkta Dönüşüm'ün en önemli aşaması geçilmiştir. Bu dönemde sadece SSK hastaneleri değil, kamu adına sağlık hizmeti veren veya verebilecek her türlü kuruluşun sağlık piyasasında çalışması engellenmiştir.&lt;br /&gt;SGK sağlık giderlerini tamamını veya bir kısmını karşılayan geri ödeme kuruluşuna dönüştürülmüştür. Sağlık piyasası özel hastanelerle aynen onlar gibi kâr amacı ile bir ticari işletme olarak işletilen üniversite ve devlet hastanelerine bırakılmıştır.&lt;br /&gt; Bütçe veya Sağlık Uygulama Tebliğlerinde (BUT veya SUT) sağlık hizmeti adı altında geri ödemesi yapılacak bir çok hizmet, tedavi ve girişim için &lt;br /&gt;bir fiyat belirlenmiştir. Bu fiyat listesinde hastane ve sağlık tesislerinde yapılabilen hemen hemen her türlü hizmet ve uygulama için bir fiyat verilmiştir.  Bundan başka tetkik ve tedavi girişimlerin esas gider kalemini oluşturan her türlü ilaç, tıbbi malzeme ve ürünün kullanılabilmesi ve için her türlü kolaylık sağlanmıştır.  Ambulans, ağrı takibi, kan takılması, damar yolu açılması, serum takılması ve serumla ilaç verilmesi, masaj, hasta havlusu ve hasta altı bezi dahil hemen her türlü hizmet ve ürünün nasıl faturalanacağı ve bedelinin nasıl ödeneceği belirtilmiştir.  &lt;br /&gt; Bütçe ve Sağlık Uygulama tebliğleri, sağlık kuruluşlarına  sadece yaptıkları ve verdikleri hizmetleri değil, yapılanları mükerrer ve gereğinden fazla oranda faturalamaya imkân vermektedir. Bu sistem ve tebliğ, her türlü sahtekâlığı, hâyâli faturalamayı, şebekeleşme ve yolsuzluğu teşvik edecek şekilde hazırlanmıştır. &lt;br /&gt; BUT veya SUT'A GÖRE SAĞLIK HİZMETLERİNİN FATURALANMA ŞEKLİ&lt;br /&gt; Başlıca iki türlü faturalama vardır:&lt;br /&gt; Yapılan her türlü hizmet ve ürününün kullanıldığı sayıda veya fatura edildiği şekilde ödendiği hizmet başı ödeme. Bu ödeme şekli alış veriş merkezlerinde alınan malların ödenmesi veya lokantalardaki a la carte (kart usûlü veya fee for service) ödemedir. Bu ödeme şekli BUT ve SUT'a göre Ek 8'den  faturalama olarak da bilinir.&lt;br /&gt;  Paket, götürü usulü faturalama: SUT'a göre Ek 9 olarak bilinen bu faturalama şekli bazı girişim, tetkik ve ameliyatlarda uygulanabilmektedir.  Piyasadaki götürü veya lokantalardaki menü usulüne göre yapılan ödemedir. Bazı ameliyat, tedavi ve girişimler için belirli sürelerde geçerli sabit bir fiyat belirlenmiştir. Her girişimin ve ameliyatın seviyesine göre sadece belirli bir sürede yapılan tedaviyi kapsayan bu fiyatlandırma şeklinde, uzayan tedavilerin de hizmet başına ödenmesi için açık kapı bırakılmıştır. Burada belirlenen paket fiyatları maliyetinin çok üstünde belirlendiği gibi, sarf malzemesi dışında kullanılan tıbbi cihaz ve malzemelerle bazı pahalı ilaç ve tedaviler bu paket fiyata dahil değildir. &lt;br /&gt; SUT'de yoğun bakım hizmetleri için de yüksek bir günlük paket fiyat belirlenmiştir. Her türlü hastayı yoğun bakımda tedavi etmeye teşvik edecek derecede yüksek olan bu ücretler sayesinde yoğun bakım tedavisi gören hasta sayısında akıl almaz bir artış olmuştur. Büyük bir çoğunluğu sağlıklı doğan yeni doğanların  bile % 60-70'inin yoğun bakımda tedavi görmesinin nedeni bu tahrik edici seviyede yüksek olan yoğun bakım ücretleridir.&lt;br /&gt;  Hastaneler için hem Ek8 hem de Ek 9'dan fatura tutarını arttırmak için kullandıkları bir çok yöntem vardır.&lt;br /&gt; Üniversite hastaneleri önceleri sadece bazı ameliyat ve girişimleri paket fiyat üzerinden faturalama mecburiyetinde idi. Ek 9'da her ne kadar delinme yolları varsa da ameliyat ve tedavi için bir tavan vardır. Paket  faturalama mecburiyeti de daha sonra bir usulle ortadan kaldırılmıştır.  2008 SUT'ne göre paket fatura edilme zorunluluğu olan bir hasta eğer yoğun bakım tedavisi görüyorsa paket faturalama zorunluluğu kalkar. Bunlar da hizmet başı ödeme yöntemi ile faturalanabilir. Bu şekilde hizmet başı ödemeye bir de pahalı yoğun bakım hizmetlerinin eklenmesi imkânı sağlanarak fatura tutarlarının daha da arttırılmasının yolu açılmıştır.  Hastaneler bu nedenle kâr marjı çok yüksek ayaktan tedaviler dışında paket uygulamayı tercih etmemekte ve yatan her hastada bir kaç yoğun bakım tedavisi ekleyerek hizmet başı tedavi yöntemini tercih etmektedirler. Paket tedaviler de Ek 8'den fatura edilmesi gereken küçük cerrahi girişimlerin pakette bulunan yüksek ücretten bir girişim olarak fatura edilmesi için tercih edilmektedir.&lt;br /&gt; 2008 SUT'ne göre hastaneler bir çok hizmet ve tıbbi malzeme için hastalardan katılım payı almaktadır.&lt;br /&gt; Tıp Fakültesi hastaneleri, diğer hastanelerden farklı olarak paket girişim ve tetkikler de fatura tutarının % 10'u kadar bir artış ilave edebilmektedirler.&lt;br /&gt;  İlaç ve tıbbi malzeme fiyatları: Bir çok tıbbi tetkik, girişim ve ameliyat, hasta tedavisinden çok, kullanılmak istenen malzemesi için yapılmaktadır. Bazı tedavi ve ameliyatlarda kullanılan ilaç, tıbbi malzeme ve cihazın ücreti tedavi ücretini kat kat aşmaktadır.  Hastalara yapılan tedavi ve girişimlerde pahalı ilaç ve tıbbi malzeme kullanılacak girişimler tercih edilmektedir. Bazı tıbbi malzeme ve ilaçların fiyatı çok fazla olup,  firmalar “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” mantığı ile kendi ürünlerinin tercih edilmesi için hekim veya yetkili kişilere komisyonlar ve yurt dışı seyahatleri dahil bazı hediyeler vermektedir. Pahalı cihaz kullanılarak yapılan bazı ameliyatlar bizzat firmaların emrinde çalışan gezgin cerrahlarca yapılmaktadır.&lt;br /&gt; Daha önce hastalara aldırılan tıbbi malzeme ve cihazların ticaretinde çok fazla usûlsüzlükler saptanmıştır. Bir nevi kayıt dışı ticaret olan bu usulde hasta, firma, hekim ve hastanelerin karıştığı bir çok yolsuzluk, çeteleşme ve mafyalaşma ortaya çıkmıştır. Bazı malzeme ve cihazların olması gerektiğinin çok üstünde satılması,  ucuz ürünlerin yerine pahalılarının satılmış veya kullanılmış gösterilmesi veya kullanılmayan ürünlerin fatura edilmesi bu uygulamanın ortadan kaldırılmasına neden olmuştur. &lt;br /&gt; 2008  SUT ile hastanelere her türlü ilaç ve tıbbi malzemeyi temin etmeleri zorunluluğu getirilmiştir. Burada da bir istisna vardır. İlaç ve tıbbi malzeme ihalesine kimse katılmazsa bunlar gene dışarıdan alınabilir.&lt;br /&gt; Getirilen uygulama ile kullanılmayan veya alınmayan bir ilaç ve malzemenin faturalanmasına bir kontrol getirilmiş gibi görünmektedir. Fakat bu uygulamada ilaç ve tıbbi malzemelerin satın alınmasında bir kontrol ve sınır yoktur. Hastaneler bunları kendi yaptıkları ihalelerle istedikleri fiyattan alabilmektedir. Bir cihaz veya ürün, farklı hastanelerce yapılan ihalelerde aralarında geniş fiyat uçurumları olan fiyatlardan alınabilmektedir. Taban fiyat yoktur. Alım fiyatının ucu açıktır.&lt;br /&gt; Geçmiş dönemde yapılan sağlık yolsuzluklarının bazıları, bir ilaç veya malzemenin farklı hastanelere ve SSK'ya  piyasa fiyatının çok üzerinden satılması nedeniyle yapıldığı hatırlanmalıdır. Örnek: 1. SSK'nın ilaç alımlarındaki yolsuzluk skandalını: Roche firmasının, özel sektöre 88 milyon liradan verdiği Neorecormon adlı ilacı, SSK'ya tam üç katı fiyatına, yani 230 milyon liraya satılması. (http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=39379&amp;Categoryid=4&amp;wid=102)  2. Gerçek fiyatı 450 dolar olan bir malzemenin SSK'ya 2 bin 450 dolara alındığı yolsuzluklar gibi. (http://www.radikal.com.tr/yazici.php?haberno=37829&amp;tarih=16/05/2002&amp;yollayan_sayfa='http%3A%2F%2F213.243.28.155%2F%2Fhaber.php%3Fhaberno%3D37829' )&lt;br /&gt; 3. 47 üniversite incelendi, tamamında usulsüzlük çıktı (Ahmet Dönmez,&lt;br /&gt;05/02/2007, http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=496247&amp;keyfield=343720C3BC6E697665727369746520696E63656C656E64692C2074616D616DC4B16E646120796F6C73757A6C756B20C3A7C4B16B74C4B120)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu nedenle farklı hastanelerin aldıkları malzeme fiyatları arasında 5-10 katı kadar fark görülebilmektedir. Aynı malın farklı hastanelerde neden bu kadar farklı fiyattan alınabildiğini kişilerin algılama yeteneği ve zekâsına bırakıyorum. Hastanenin aldıkları bu malzemelere, alış fiyatının % 15'i kadar kâr payı ekleyerek fatura edebilmektedirler. Buradan da anlaşılacağı gibi hastanelerin aldıkları mal ve ilaçlardan dolayı zarar etmesi, pahalı aldığı bir ilacı ucuza satması söz konusu değildir. Faturada sadece ihale kaydı arandığından, bir malın ihale ile alınandan daha fazla sayıda  fatura edilmesi mümkündür. Başka bir şekilde temin edilen bir malzeme ihale ile alınan malzeme olarak da fatura edilebilir.&lt;br /&gt; Bu kurallara rağmen hastaneler bazı ilaç ve cihazları usulsüz olarak hastalara aldırmaktadır. İlaç ve malzeme parası olarak veya SGK ödemiyor diyerek hastalardan para sızdırmaktadırlar. Hastalara aldırılan malzeme ve ilaçların kuruma fatura edilebildiği de görülmekte&lt;br /&gt; Ek 8 (hizmet başı ödemede) uluslararası tıp kartelinin  satış listesinde bulunan her türlü ürünün (ilaç, tıbbi malzeme, sarf malzemesi, tıbbi cihaz, biyomedikal ürün) satılması ve kullanılması için hiç bir kontrol ve kısıtlama getirilmemiştir. Bu piyasada  sadece kartelin kontrolü dışında üretilen veya ithal edilen tıbbi ürün ve cihazlar için bir yasak mevcuttur. Bu da patent hakları ve uyum yasaları ile korunmaktadır.  Gümrük Birliği Yasası sayesinde bu ürünler gümrüksüz ithal edilebilmektedir.&lt;br /&gt; Tarafsız gözle baktığımız zaman Ek 8 ve Ek 9 listesinde belirlenen fiyatların düşük olmak bir yana, faturalama yapan sağlık kuruluşlarının  gelirlerini arttıracak şekilde  tasarlandığı ve belirlendiği görülecektir.&lt;br /&gt; Hastane ve sağlık kuruluşları hasta yerine müşteri gibi gördükleri; reklam ve değişik yöntemlerle kendilerine çektikleri kişilerde  SUT'de  belirlenen her türlü tetkik, tedavi ve girişimi rahatça yapma ve faturalama hakkına sahiptirler. Sadece yatan hastalarda yapılan tedavi ve girişim hakkında bilgi veren dosya özeti düzenleme mecburiyeti vardır. Ayaktan tedavi ve girişimlerde bu zorunlu değildir. Onlara düşen faturadaki harcama kalemlerine göre veya ona uydurulmuş bazı teşhis ve ifadeleri yazmaktır.&lt;br /&gt; Hastanelerin düzenledikleri faturalar ve hastalara yazılan reçeteler örnekleme yöntemi ile incelenmektedir. &lt;br /&gt; Görüldüğü gibi SUT'de üniversite hastanelerinin çalışmalarını ve verdikleri hizmeti sınırlandıran ve güçleştiren bir durum yoktur. Sağlıkta Dönüşüm ile üniversitelere bir nevi açık çek verilmiş ve çeki istedikleri gibi doldurma hakkı sağlanmıştır.&lt;br /&gt; Burada SGK ve SUT uygulamarı hakkında ilgili belgeler http://www.sgk.gov.tr/  veya http://www.saglikaktuel.com/  &lt;br /&gt;adresinden indirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; FATURALARIN ÖDEMESİ VE İNCELEMELERİ NASIL YAPILMAKTADIR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Tartışmanın içeriğini bilmeyen bir kişi genel olarak hastane ve sağlık kuruluşları ve özel olarak üniversite hastanesi ve sağlık kuruluşlarında verilen veya faturalanan hizmet ve ürünlerin acımasızca ve çok sıkı bir şekilde denetlendiğini ve bu nedenle hastanelerin gelirlerinde ciddi kayıplar olduğunu sanabilir.&lt;br /&gt; Denetleme sistemi de kontrolsüz sağlık ticareti ve sağlık harcamalarının arttırılmasına imkân verecek şekilde kurulmuştur. Yapılan veya faturalanan her kalem ve ürünün faturalanmasına imkân veren böyle bir sistemde denetim yapılamayacağı ve etkili bir denetim sisteminin kurulamayacağı açıktır. Bunu görmek ve anlamak için fazla uzman olmaya gerek yoktur. Aslında bir denetim sistemi de yoktur. Denetimden geçmiş gibi faturaların onaylandığı göstermelik bir denetim vardır.&lt;br /&gt; Denetim sisteminin özellikleri:&lt;br /&gt; Nelerin ve nasıl denetleneceği belirlenmemiştir. &lt;br /&gt; Denetim işi için uygun ve eğitimli kişiler alınmamıştır. Bu kişiler neyi ve nasıl denetleyecekleri konusunda bir eğitimden geçirilmemiştir.&lt;br /&gt; Gelen faturaları inceleyebilecek sayıda denetmen alınmamıştır.&lt;br /&gt; Denetim objektif değildir. Yapan kişiye göre değişmektedir. &lt;br /&gt;  Denetim yapmamanın bir yaptırımı yoktur. Denetim yapmamak aynı zamanda sorun yaşamamak demektir. Bu gibi kişiler daha makbul kişilerdir.&lt;br /&gt; Temel uzmanlık alanlarında olduğu gibi, pahalı bir çok testlerin fatura edildiği genetik, immünolojik ve DNA testleri gibi faturaları yorumlayabilecek ve anlayabilecek kişiler denetim kurumlarında mevcut değildir.&lt;br /&gt; Tıbbi fatura ve reçete denetimleri çoğunlukla memur, hemşire ve uzman olmayan tıp doktorları tarafından yapılmaktadır.&lt;br /&gt; Her şeye rağmen denetim yapmaya çalışmak kişinin başına bir çok belânın gelmesine yol açabilmektedir.&lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm gereksiz tetkik ve tedaviler kadar gereksiz girişim ve ameliyatları da arttıracak şekilde hazırlanmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; BUT VE SUT BİZZAT DENETİMİ ENGELLEYECEK ŞEKİLDE HAZIRLANMIŞTIR &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bizzat SUT usulsüzlüklere imkân verecek bir şekilde hazırlanmıştır. Anlaşılması ve yorumlanması güçtür. Her cümlesi okuyanın niyet ve anlayışına göre yorumlanmaya müsaittir. Özellikle Ek 8'den yapılan faturalamada tıbbi malzeme ve cihaz kullanımı için hiç bir sınırlama yoktur.&lt;br /&gt; Verilen hizmet ve ürünlerin kullanılması nasıl sanal ise, bunların denetimi sanaldır.  BUT'larında  hastanelerin gönderdiği faturalarda vermiş oldukları hizmet ve kullandıkları malzeme ve cihazların ödemelerinde “hiç bir belgenin istenemeyeceği” yazılı olarak kurala bağlanmıştır. Bu açıkça hastanelere “hâyâli fatura düzenle, benden gel paranı al” demektir. Birleşmeden önce  sözde denetim kuruluşu olan SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığında bu faturaları tıbbi  sıradan memurlara inceletilmiştir. Denetimi engellemek için belge istenemeyeceğini kurala bağlayan anlayış  şüphesiz ki denetime de sıcak bakmayacaktır. Bu dönemde hiç bir denetim yapılmadığı gibi yapılan denetimler etkisiz ve geçersiz sayılmış ve  Devlet Hastanelerinde denetim sonucu yapılan cüzi kesintiler mahsuplaşma ile affedilmiş veya res'en iptal edilmiştir. &lt;br /&gt; Hastanelerin yaptıkları işleri hem paket  hem de hizmet başı faturalamada abartmaları ve şişirmeleri için bir çok yöntemler vardır. Her hastane bir çok kişi ve hekimi bu faturalama işinde istihdam etmektedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Hizmet başında fatura tutarını arttırma yöntemleri: Muayene, konsültasyon,  tetkik, tedavi, girişim ve ameliyat, yatış, sarf malzemesi, ilaç ve tıbbi malzeme, kan ve kan ürünleri dahil akla gelen kullanılabilecek her türlü malzeme ve hizmeti olabildiğince fazla oranda faturalamak. Buna anlaşılabilecek bazı örnekler vermek gerekirse: Bazı üniversite hastanelerinde ayaktan muayene olan hastalarda tetkik sayısı 60-100, takip günü bir ay olarak fatura edilmiştir. Yatan hastalarda istenen tetkikler bin binbeşyüzleri bulabilmektedir. Yatan hasta faturalarında hepatit markerlerinin 300, kültür ve antibiyogramların 60-80, ameliyat için yapılan testlerin 50-60 arasında değiştiği ve bunların yatıştan önce, yatarken ve diğer muayenelerde de ayrıca fatura edildiği görülmektedir.  Faturaya yazılan bu kalemlerin fatura tutarını şişirmek için yazıldığını herkes kolaylıkla anlayacaktır. Bu şekilde tedavi faturaları olması gerektiğinin en az on katı şişirilebilmektedir. &lt;br /&gt; Paket faturalamada fatura tutarını arttırma yöntemleri: Küçük cerrahi girişim, muayene ve pansumanları fiyatı yüksek paket bir ameliyat gibi faturalama; paket bir ameliyatı parçalara bölerek birden fazla ameliyat gibi faturalama, mükerrer ve başka tıbbi dallardan faturalama, pakete dahil kullanılan pahalı ilaç ve malzemeyi  ayaktan muayene olan hastalar üzerinden faturalama, ödenmeyen bir girişim ve malzemeyi ödenen bir girişim veya malzeme gibi göstererek faturalama; pakete dahil olan hizmet, ilaç ve malzemelerin ayrıca fatura edilmesi... Faturalama hile ve yöntemleri üniversitelerde bir anabilim dalı oluşturacak kadar geniş ve ayrıntılıdır. Usulsüz faturalamada hiç kimsenin aklına gelmeyecek yöntemler mevcuttur.&lt;br /&gt; Burada bahsedilen yöntemlerin bir çok örneği basında yayınlanmıştır. Bu konularla ilgili önceki Çalışma Bakanı Faruk Çelik, SGK başkanı Faruk Acar'ın bir çok açıklaması vardır. Bu açıklamaların bir kısmı  www.sgk.gov.tr'de de mevcuttur. Örnek: http://emek.emekli.gov.tr/SGKgazete/faces/internet.jsp&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Sayıştay  ve kurum müfettişlerinin yaptığı incelemelerde denetim yapan kişilerce saptanması ve kesilmesi gereken bir çok kalemin incelenmeden onaylandığı ve ödendiği saptanmıştır.  Gönderilen faturaların incelenmeden onaylandığının diğer bir kanıtı da bu tespitlerdir.&lt;br /&gt; İster paket ister hizmet başı faturalama olsun, her türlü faturalama sanal olup, faturayı düzenleyen kişinin insafına kalmıştır. Bu şekilde verilen hizmeti olması gereken fiyatının 5-10 katı şişiren bir hastanenin faturasındaki  % 1-3'lük kesintinin haksız ödenen para yanında  bile bir anlamı olmadığı kolaylıkla hesaplanabilir. &lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm'ün amacı sağlık için yapılan harcamaların arttırılmasıdır. Her türlü sağlık tesisi ve şirkete oluk oluk para akıtıldığına göre hastanelerin geliri gerçekten azalmış mıdır? Azalma varsa bunun gerçek nedeni nedir? Ya da SGK Sağlık Sosyal Merkez Müdürlüklerinde yapılan incelemelerle bu faturalarda usulsüz ve keyfi kesintiler mi yapılmaktadır?  Bu iddiaların kanıtlanması gerekmektedir. &lt;br /&gt; Hastane gelirlerini arttıracak şekilde düzenlenen SUT, bu hali ile bile üniversite ve diğer hastaneleri rahatsız etmektedir. Çünkü burada sui istimal ve hâyâli faturalamaya imkân verse de neticede bazı hizmet ve ödemeler için kurallar mevcuttur. Üniversiteler her şeyi istedikleri şekil ve fiyatta faturalayabildikleri, istedikleri malzemeyi kullanabildikleri ve bunun da hiç incelenmeden ödendiği bir sistemi arzulamaktadırlar. &lt;br /&gt; Göstermelik bir denetimin adı bile bile faturaları aşırı oranda şişirmelerini bir dereceye kadar engellemektedir. Sayıştay ve müfettişler daha sonra bunları inceleyip hepsi olmasa da bariz bazı haksız ödemeleri geri alabilmektedir.&lt;br /&gt; SGK tarafından üniversite hastanelerinde herhangi bir usulsüzlük ve yolsuzluk saptasa bile bunun soruşturamaz. Bu yetki bağımsız bir kuruluş ve yargı organlarına değil YÖK'e verilmiştir. SGK ancak bazı usulsüz ödemeleri geri alabilir.&lt;br /&gt; Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, Tıp Fakültelerinin   uygun olmayan fiyatlarla sağlık hizmeti vermeye zorladıkları iddiaları asılsız bir iddiadır. Finansal krizin sebebi de kontrolsüz ve müsrif harcalamalar ve öğretim üyelerine ödenen yüksek döner sermaye gelirleridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; TAM GÜN ÇALIŞMA İLE DEĞİŞEN NE? BUNUN HALKIMIZA BİR FAYDASI VAR MI?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Aradaki farkı ancak Sağlıkta Dönüşüm ile cevaplandırabiliriz. Sağlıkta Dönüşüm, küreselleşme dediğimiz emperyalist projeni sağlık alanında uygulamasıdır. Bu da her türlü üretim ve hizmetin devlet veya bireyler tarafından değil ticari şirketler vasıtası ile verilmesidir. Bu şirketler doğrudan veya dolaylı olarak uluslararası kartellerin kontrol ve idaresindedir. Bu şekilde ulus devletlerin varlık nedeni ortadan kalkar. Devletin görevi artık bu özel şirketlerin bekçiliğini yapmaktır. Bunun sağlık alanındaki uygulaması da her türlü sağlık ticaretinin ve hizmetinin özel şirketlerce verilmesidir. Sadece şirketlere ticaret ve kazanç kapısının açıldığı bu dönemde özel muayenehanecilik ve üniversite hastanelerinde olduğu gibi özel muayene ile para kazanmanın yolu kapanmaktadır. İlk adımda sadece cebe giren parayı görüp Sağlıkta Dönüşüm'e karşı çıkmayan bazı hekimler ve öğretim üyeleri, sıra kendi kazançlarının sınırlandırılmasına gelince bundan rahatsız olmaya başlamışlardır. Tam gün ile de öğretim üyeleri çıplak maaşa talim etmeyecektir. Hekim hastadan doğrudan para almayacak; bıçak parası kurumsallaşacak ve bu parayı bizzat devlet ödeyecektir. Devlet hastanelerinde olduğu gibi ve ondan daha fazla oranda bir performans ücreti (kâr payı)  kendilerine ödenecektir. Sadece bu ücretin daha önce hastane içindeki özel muayenelerden alınan ücrete göre daha düşük bir tavanı olacaktır.   &lt;br /&gt; Sağlık Bakanı Recep Akdağ,  “Tam gün Yasası Sağlıkta Dönüşüm'ün Önemli Bir Ayağı” ( Cumartesi, 30 Mayıs 2009;    http://www.saglikaktuel.com/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=5266 ) olduğunu söylemektedir.&lt;br /&gt; Sağlıkta dönüşüm her yönü ile düşünülmüş bir sağlık sistemi değişikliği ve adı üstünde “dönüşüm” olduğu için projenin şu veya bu kesimin taleplerine göre gözden geçirilmesi; bazı kısımlarının uygulanmaması söz konusu değildir. Proje dışarıda hazırlanmış ve Dünya Bankası tarafından yürütülmüştür. Projeinin zor kısmı başarılmış ve sonlandırılmış olup, belirlenen rotada “yola devam edilmektedir.”&lt;br /&gt; Bu uygulamalardan rahatsız olan ve olacak hekimlerin hiç olmazsa “Sağlıkta Dönüşüm” kitabını başlangıçta okumaları ve tutumlarını o günlerde belirlemeleri gerekirdi.&lt;br /&gt; Şu anda yapılan muhalefet ve çıkarılan yaygara bunun önlenmesine yetmeyecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; TIP FAKÜLTESİ HASTANELERİ  NASIL BİR SAĞLIK HİZMETİ VERMEKTEDİR? VEYA&lt;br /&gt;SAĞLIK İÇİN HARCANAN PARA ARTTIKÇA SAĞLIK HİZMETİNİN KALİTESİ ARTAR MI?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Üniversiteler “bilim” ve “üniversite” kelimelerini kullanarak, verdikleri sağlık hizmetlerine esoterik bir anlam yüklemektedirler. Bu şekilde çok üstün, anlaşılmaz bir hizmet verdikleri görüntüsü yaratmaya çalışmaktadırlar. Bilim, bir çok usulsüz işlem ve yetersizliği örtmenin kılıfı haline gelmiştir.&lt;br /&gt; Tıp fakültesi hastaneleri verdikleri sağlık hizmetleri ve bunun kalitesi üzerinde konuşacak verilere sahip değildir. &lt;br /&gt; Tıp fakültesi hastanelerinde (diğer hastanelerde de olduğu gibi) tıbbi bir işlem, tetkik veya tedavinin uygun kişiye ve uygun bir şekilde yapıldığı denetlenmemektedir. &lt;br /&gt; Türkiye'de gereksiz tıbbi uygulama, tetkik, girişim ve ameliyat gibi kavramlar yoktur. Gereksiz her türlü işlemi yapmak serbest olup bu hasta ile hekim arasında bir olay gibi kabul edilmektedir. Böyle bir girişim suç değildir.  Gereksiz bir  işlemin ancak uygun şekilde (teknikle) yapılıp yapılmaması; kullanılan malzemelerin kalitesi ve miadı gibi sorunlar malpraktis kapsamında suç kabul edilmektedir. &lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm ile kişi ve toplum sağlığında bir düzelme ve gelişme değil, en üstün ve gelişmiş teknoloji ve  standartların kullanılması kavramı kullanılmaktadır. Bu da uluslar arası kalitede yüksek teknoloji ürünü cihaz, malzeme ve ilaç kullanılması anlamındadır.  Toplum bunu ileri ve pahalı teknoloji ve ürün kullanmanın aldığı sağlık hizmeti kalitesini arttıracağı şeklinde algılamaktadır. Toplum hayatının tıbbileşmesi ile toplum bu gereksiz hizmet ve ürünleri almak için bir biri ile yarışmaktadır.  Uluslararası kalitede teknoloji ve üründen anlaşılan da, ABD ve AB ülkelerinden ithal edilen, patent veya  lisanslı (FDA, CE onaylı), pazar korumalı, rekabetsiz ürün ve ilaç demektir.&lt;br /&gt; Sistem gereksiz olarak yapılsa da her girişimin uygun hastaya, uygun endikasyonla ve uygun bir şekilde yapıldığı var saymaktadır. &lt;br /&gt; Verilen sağlık hizmetlerinin  hepsini gerekli olduğunu varsayarak, tıp fakültelerinde  verilen sağlık hizmetlerinin  performans ölçüleri nedir? Tıp fakültelerinin bu konuda bir bilimsel çalışması ve araştırması var mıdır?&lt;br /&gt; Tıp fakülteleri üstün kalitede bir hizmet verdiklerini iddia ediyorlarsa aşağıdaki performans göstergeleri üzerinde topladıkları verileri yayınlamalıdır:&lt;br /&gt; 1. Ana göstergeler:&lt;br /&gt; Ortalama hastanede kalma süresi&lt;br /&gt; Komplikasyon oranı&lt;br /&gt; Ölüm oranı&lt;br /&gt; Malûliyet oranı&lt;br /&gt; Hasta başına tedavi maliyeti&lt;br /&gt; Kişinin işten uzak kalma ve geçici iş göremezlik durumu (rapor, istirahat)&lt;br /&gt; 2. Özel göstergeler:&lt;br /&gt; Muayene olan ve yatan  hasta başına çoğu körlemesine yapılan/veya faturalanan tetkik sayısı ve bunların tekrarlanma oranı &lt;br /&gt; Ameliyat olan hastalarda yapılan ameliyat öncesi tetkik sayıları ve bunların tekrarlanma oranları:&lt;br /&gt; Hepatit ve sarılığı olmadığı halde hasta başına istenen bilirubin, KCFT, hepatit markerleri sayısı (hastane gelirini arttırmak için sorunla ilişkisiz gereksiz istenen tetkiklere örnek olarak).&lt;br /&gt; Ameliyat olan hasta başına kullanılan taze donmuş plazma, human albumin, oral ve beslenme solüsyonları sayıları.&lt;br /&gt; Hasta başına kullanılan ilaç sayısı,&lt;br /&gt; Enfeksiyon ve antibiyotik kullanma oranı: bununla ilişkili olarak hasta  başına istenen kültür antibiyogram ve ilgili tetkik sayıları (ameliyat olup da antibiyotik kullanmadan çıkan hasta var mı?),&lt;br /&gt; Muayene olan ve yatan hasta başına konsültasyon oranı,&lt;br /&gt; Muayene  ve yatış başına istenen BT, MR, Sintigrafi, anjiografi oranları (bir hasta ve bir yatışta 5-6 defa bu tetkiklerin yapıldı vak'a sayısı az değildir. Bilindiği gibi tüm vücut tomografisi çekilen bir kişi (ki 3-4 seviye BT çekilen hastalarda bu seviyeye ulaşılmaktadır) Hiroşima'da bombanın düştüğü yere 3 km mesafede kişinin aldığı kadar şua aldığı hesaplanmıştır).&lt;br /&gt; Burada kolay anlaşılması ve değerlendirilmesi için diğer bazı parametreler üzerinde durulmamıştır.&lt;br /&gt; Tıp fakülteleri, YÖK ve daha da uygun olanı bizzat devlet tarafından, Tıp Fakülteleri ve diğer hastanelerin çalışma tarzı  ve sonuçları üzerinde tarafsız bir araştırma yaptırması gerekmektedir.&lt;br /&gt; Böyle bir araştırmadan tıp fakültesi hastaneleri dahil bütün hastaneler  kaçınacaktır. &lt;br /&gt; ABD sağlık sistemi, Dünya'nın en kalitesiz ve pahalı    sağlık sistemidir.  Yapılacak bir çalışma ile tıp fakültesi hastanelerinin, verdikleri hizmet kalitesi ve sonuçları itibarı ile, ABD'deki hastanelerden bile daha kötü ve pahalı bir hizmet verdiği ortaya çıkacaktır.   &lt;br /&gt; Tıp fakültesi hastanelerinin tedavi gider ve maliyetlerinin çok fazla olduğu açıktır. Denetim sisteminin de etkisizliği ve yetersizliği nedeni ile tıp fakültesi hastanelerinin faturalarında yapılan kesinti oranları genellikle % 1'in altındadır.   &lt;br /&gt; Tıp Fakültesi hastanelerinin 1995'den bu yana BUT ve SUT'a göre kaç kişiye sağlık hizmeti verdiklerini ve bunlar için ne miktarda ödeme yapıldığını ve eğer bir denetleme varsa ödenen miktarlar üzerinde ne oranda ve miktarda bir kesinti yapıldığını  ay ve yıl olarak kamuoyuna açıklamalıdır.&lt;br /&gt; Dikkat edilirse bu sistem yüksek komplikasyon oranları ile çalışmayı teşvik etmektedir. Hastada ne kadar çok komplikasyon gelişirse,  fatura edilen ilaç, tıbbi malzeme, tetkik ve tedavi yöntemleri o kadar fazla fatura edilebilmektedir.&lt;br /&gt; İşte bu nedenle Sağlıkta Dönüşüm insanlık dışı bir sistemdir ve savunulacak hiç bir yönü yoktur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİ AHLAKSIZ, SUÇLU VE KÖTÜ İNSANLAR MIDIR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bir eleştiri kendi çerçevesi içinde ele alınmalıdır. Bu analiz üniversite öğretim üyelerini kötülemek ve karalamak için yazılmamıştır. Bu sadece bir durum tespitidir. Önce gerçek durumu öğrenelim. Üniversite öğretim üyeleri de ister istemez bu sistem içinde kendilerine verilen rolü ve görevleri yapan kimselerdir. Sistem kendilerinin neleri  yapmasını teşvik ediyorsa ve neleri yapmasına izin veriyorsa onlar bunu yapmaktadırlar. Kendi iradeleri ile bu sistemi değiştirmeleri ve buna aykırı çalışmaları söz konusu değildir. Aksi halde sistem onları dışarı atar. Sistemi onlar belirlememektedirler. Onlar diğer hekim ve sağlık çalışanları gibi bu sistemin kurbanları ve hatta köleleridir. &lt;br /&gt; Sistem herkesi bozduğu gibi tıp fakültelerinde çalışan hekimleri de bozmaktadır. Onlar da, bozuldukları oranda sistemin bir parçası ve savunucusu olmaktadırlar.&lt;br /&gt; Üniversite ve tıp fakültesi hastanelerinin sağlık hizmeti anlamında ödüllendirilmesi gereken üstün bir çalışmaları mevcut değildir. Hastaların, Sağlıkta Dönüşüm'den sonra  kendilerini korumak için, hastanelerden kaçmaktan başka bir kurtuluşları kalmamıştır. .&lt;br /&gt; Bu konularda herkesin tartışma ve konuşmaktan neden kaçındığı açıktır. Savunulacak ve mazeret kabul edilebilecek bir durum mevcut değildir.&lt;br /&gt; Kimse konuşmasa,  konuşmaktan kaçsa da bu durumun farkında olan insanlar da vardır. Bu konularla ilgili bir çok denettim  raporu ve mahkeme kararı mevcuttur. Gerçekler bugün gizlense de yarın ortaya çıkacaktır.&lt;br /&gt; Öğretim üyeleri titreyip kendilerine dönmeli ve bu söylenenler nedir? Ben bu tablonun neresindeyim? Ne yapmalıyım? diye sormalıdır.  Üniversitelerimizden neden bir Nortin Hadler, Joseph Stiglitz veya  John Perkins çıkmamaktadır? Öğretim üyeleri neden paradan başka bir şey düşünmemektedir?&lt;br /&gt; Ülke ve sağlık sorunları ile ilgilenen herkesin “tam gün yarım gün” gibi kimseye bir faydası olmayan sözde sorunlarla vakit geçirmesi ancak vatandaşın aklını karıştırmaktadır. Bilim adamlarının Sağlıkta Dönüşüm'ün sağlık sistemi ve piyasası üzerine olan etkilerini araştırmaları ve yayınlamaları gerekir. Bunun için hekim olmak ve  tıp fakültesinde çalışmak da şart değildir.&lt;br /&gt; Bilim adamının görevi tabu kabul edilse ve kimse tartışmak istemese de sistemi çözümlemek ve  onu acımasızca eleştirmektir. Gerçek bilim adımları kartelin ticari çıkarlarına için değil değil halkın çıkarları için çalışmalıdır. &lt;br /&gt;   25 Temmuz 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KONU İLE İLGİLİ BAZI ÖRNEKLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıkta soyguna devam, Cumhuriyet  Gazetesi, 9 Temmuz 2007, s: 13&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam gün Yasası Sağlıkta Dönüşüm'ün Önemli Bir Ayağı  &lt;br /&gt;Cumartesi, 30 Mayıs 2009 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamuoyunda tartışmalara neden olan tam gün sayası ile ilgili kanun taslağının TBMM'ne getirildiğini anlatan Bakan Akdağ, toplumun yüzde 90'nın, doktorların ise yüzde 75'inin yasaya olumlu yaklaştığını kaydetti. &lt;br /&gt;Yasanın sağlık çalışanlarına önemli avantajlar sağladığına dikkat çeken Bakan Akdağ, "Kendimizi ve yasayı çok iyi anlattığımızda doktorlarımızın oranının yüzde 80-90'lara ulaşacağına inanıyorum. Çünkü bu yasa çok büyük kolaylıklar ve ekonomik avantajlar getiriyor. Bu yasayı tartıştıkça anlattıkça hepiniz daha iyi anlayacaksınız. Tam gün yasası Sağlıkta dönüşüm Yasası'nın önemli bir ayağını oluşturuyor. Bu yasa ile birlikte hekim ve hasta arasındaki para ilişkisi sonlandırılmış olacak. Hekimlerimizin buradaki ekonomik kaybını da biz bakanlık olarak destek ödenekleriyle kapatacağız" şeklinde konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nethaber.com &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.saglikaktuel.com/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=5266&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkent Hastanesi'nde 7 bin 797 yolsuzluk  &lt;br /&gt;Perşembe, 23 Nisan 2009 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SGK'nın Ankara'da üniversite ve özel hastanelerin de aralarında bulunduğu 14 sağlık kuruluşuna yaptığı incelemelerden ilginç sonuçlar çıktı.&lt;br /&gt;Hastanelerin tamamında 2 milyon 250 bin TL değerinde devlet zararı tespit edildi. Bunun 994 bin 748 lirasını Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın sahibi olduğu Başkent Üniversitesi'nin yaptığı belirlendi. Hastanede yapılan incelemelerde 234 farklı kuralın 7 bin 797 kez ihlal edildiği müfettiş raporlarına yansıdı. Müfettişler SGK zararının hastaneden tahsilini istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takvim&lt;br /&gt;http://www.takvim.com.tr/Guncel/2009/04/23/baskent_hastanesinde_7_bin_797_yolsuzluk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT VE ZORUNLU BİR AÇIKLAMA: Biraz kasıtlı verilen bu haber, bu tür yolsuzlukların özellikle ve en fazla oranda Başkent Üniversitesi Hastanesinde olduğu gibi bir görünüm verebilir. Başkent Üniversitesi Hastanesinin bu konuda en kötü hastane olduğunu sanmıyorum. Zaten bu çalışma sadece Başkent Üniversitesi Hastanesi için yapılmamıştır. Bu üniversiteye bağlı hastaneler bir vakıf hastanesidir. Kapasiteleri ve çalışma tarzı itibarı ile çok büyük yolsuzluklar yapmalarına imkân yoktur. Onlar da başlangıçta diğer hastanelere tanındığı gibi, yolsuzluk yapma haklarını özgürce kullanmış olabilirler. Çünkü sistem bunu teşvik etmekte ve kolaylaştırmaktadır.  Başkent Üniversitesi Hastanesinin verdiği hizmetleri faturalamada SUT ilkelerine en fazla uyan hastane olduğunu da söyleyebiliriz. Esas mercek altına alınması gereken hastaneler Türkiye'nin büyük üniversite hastaneleridir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;47 üniversite incelendi, tamamında usulsüzlük çıktı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamu İhale Kurumu, şikâyet üzerine üniversite ihalelerini mercek altına aldı. 4 yılda 690 ihaleye bakıldı. Her üç ihaleden birinde yolsuzluk tespit edildi. İncelenenler arasında usulsüzlük görülmeyen üniversite yok. En çok tıbbi malzeme alımlarında sorun yaşanırken, soruşturma izinleri YÖK'e takıldı.&lt;br /&gt;(Ahmet Dönmez, 05 Şubat 2007, Pazartesi)&lt;br /&gt;http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=496247&amp;keyfield=343720C3BC6E697665727369746520696E63656C656E64692C2074616D616DC4B16E646120796F6C73757A6C756B20C3A7C4B16B74C4B120&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-5670325291114109290?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/5670325291114109290/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=5670325291114109290' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/5670325291114109290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/5670325291114109290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2011/03/tip-fakulteleri-bilim-tam-gun-uzerine.html' title='TIP FAKÜLTELERİ, BİLİM, TAM GÜN ÜZERİNE... (TEKRAR)'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-1720753972824324417</id><published>2011-03-27T10:34:00.000-07:00</published><updated>2011-03-27T10:34:20.235-07:00</updated><title type='text'>TTB MERKEZ KONSEYİ BAŞKANLIĞINA GÖNDERİLEN MEKTUP</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Başkanlığına                                                                   &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sağlık alanında yaşanan sorunları gündeme getirmek amacı birliğimiz Şubat-Mart ayları içerisinde ile bir dizi etkinlik düzenlemektedir. &lt;br /&gt;Bu etkinliklerin sonunda, 13 Martta, “çok ses tek yürek” sloganı ile Ankara’da miting planlanmıştır. Antalya Tabip Odamız da şimdiye kadar yayınlanan takvime uygun olarak eylemlilikler içindedir.&lt;br /&gt;13 Martta Ankara’da yapılacak olan etkinliklerin hedefinin açıklığa kavuşması önemlidir.&lt;br /&gt;TTB bu mitingde neleri savunacak ve hangi sloganları kullanacaktır.   Amaç nedir? Taleplerimiz ne olacaktır? Çok ses tek yürek ne anlama gelmektedir? &lt;br /&gt;         TTB’nin Sağlıkta Dönüşüm ve Özelleştirme projesi konusunda bir stratejisi ve sürekli bir eylem planı var mıdır? Yoksa şimdiye kadar olduğu gibi gelişmelere göre tutum alınacaktır?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;         TIP KARTELİ SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM İLE NELERİ BAŞARMIŞTIR?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;         Sağlıkta Dönüşüm Projesi emperyalizmin bir projedir. Üç özelliği vardır: &lt;br /&gt;1. Sağlık piyasası’nın özelleştirilmesi  diğer alanlarda yapılan özelleştirmelerde olduğu gibi devletin küçültülmesi, gereksiz hale getirilmesi ve yok edilmesi  siyasetinin sağlık alanında uygulamasıdır. Amaç her  türlü üretim, ticaret ve hizmetin özel şirketler vasıtası ile verilmesidir. Bu da bir ülkenin içeriden işgalidir. Burada ayrıca askeri bir güç kullanmaya gerek yoktur: Özelleştirilmiş şirketlerin memurları üç kuruş için kendi şirketlerinin menfaatleri görüntüsü altında kartel için savaşmaktadır.  &lt;br /&gt;2. Hasta, hastalık, tıbbi malzeme, ilaç ve diğer ürünlerin satışını arttırarak tıp kartelinin gelirini arttırmaktır.   Sözde sağlık hizmeti için kişilerin ceplerinden yaptıkları harcamalar artmaktadır. Bu yoksulluğun sağlık üzerinden küreselleştirilmesidir.&lt;br /&gt;3. Gereksiz ve orantısız ölçüde aşırı tıbbi teknoloji, ilaç ve malzeme kullanılması girişim ve ameliyat yapılması: Fayda ve muhtemel fayda yerine  iatrojenik sorunlara yol açarak topluma zarar vermektedir. Toplum sağlığı, sağlık hizmeti gibi gösterilerek yapılan gereksiz ilaç, tetkik, görüntüleme, ameliyatlarla kitlesel olarak bozulmaktadır.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Proje emperyalist merkezlerde hazırlanmış ve Dünya Bankası tarafından yürütülerek gerçekleştirilmiştir. Tasarlandığı gibi yola devam edilmektedir. Proje hazırlıkları çok önceden başlamıştır. Herkesin sağlık sigortası yapılması, aile hekimliğinin yaygınlaştırılması ve uygulanması, basamaklı sağlık sistemi, herkesin istediği eczaneden ilacını alması gibi kavramlarla toplum ve hekimler hazırlanmıştır. Bunların getirilen sistemin ön hazırlığı olduğu anlaşılmamış ve anlaşılmak istenmemiştir. &lt;br /&gt;Düğmeye 2003 yılında basılmış, SSK Hastaneleri Sağlık Bakanlığına Devredilerek daha önceden muhasara altına alınan ve altı oyularak sakat bırakılmış kamu hastaneciliği tamamen çökertilmiştir. SSK hastaneleri bir obruk gibi çökmüş kimse bunun ne anlama geldiğini anlamamıştır. Sağlık çalışanlarına hastaneye kazançları oranında kâr payı dağıtmak olan performans sistemi ile  sağlık piyasası büyütülmüş, harcamalar arttırılmıştır. Hastanelere yaptıkları işleri abartmaları ve hatta yapmadıkları hizmetleri yaptı göstermelerine imkân tanınarak sadece beyan üzerinden para pompalanmıştır. Performans uygulaması ve SSK eczanelerinin kapanması gibi uygulamalar hekim ve eczacı gibi kilit meslek gruplarının bu uygulamalara muhalefet etmesini engellemiştir. Bir çok kişi dönüşümün “üniversitelerdeki tam gün uygulaması” ve “kamu hastane birlikleri uygulaması” ile başlayacağını sanmaktadır.   Halbuki dönüşüm tamamlanmış tırtıl kelebeğe dönmüştür. &lt;br /&gt;Başlangıçta hastanede yapılan işlemlerden dolayı hekimlere ödenen performans ücreti hekim gelirlerini arttırdığı için sistemin  amacı, kötü yönleri ve gidiş yönü görülmemiş veya görülmek istenmemiştir. Başlangıçta bu uygulamaların nerede ise sadece hekim gelirlerini arttırılması için yapıldığı zannedilmiştir.  Sağlıkta dönüşüm sistemi bütün halkı ve hatta ülkenin siyasi sistemini ilgilendiren bir sistem sorunu olduğu için bunu salt sağlık çalışanlarının, hekimlerin, eczacıların sorunu olarak algılamak tamamen yanlıştır. Sağlık alanında bütün işlerin şirketler vasıtası ile yürütülmesini hedeflendiğinden bu sistem içinde özel hekimliğe yer yoktur.  Hekimler sistemin baş aktörü değildir: Hekimler sistemin çıkarları için çalıştırılacak paralı asker durumuna dönüştürülmüştür. Sağlık alanı dahil ülke çapında yapılan bu topyekün özelleştirme uygulamasında çalışanların kazanılmış haklarının korunamayacağı çok iyi anlaşılmalıdır. Zemin kaybedilmiştir. Bütün çalışanlar giderek sözleşmeli durumuna getirilecek ve ücretler düşürülecektir.  Bu sistemde güçlü bir sendikacılığın da istenmediği ve sendikal hareketin de bölünerek etkisizleştirildiği görülmelidir. Sendikalar da kendilerine verilen rolü oynamakta ve sadece kendi üyelerinin sorunları ile ilgilenmektedirler.  Sendikal mücadelenin tek hedefi “daha fazla havuç”  haline dönüşmüştür.&lt;br /&gt;Sağlıkta Dönüşüm ile getirilmek istenen ve giderek uygulanan sistem toplumun bütün katmanları tarafından görülmek ve anlaşılmak istenmemiştir.  Hekim örgütleri, sendikalar, kitle örgütleri ve siyasi partiler süreci gaflet ve delalet içinde izlemiş; süreci anlamak, görmek ve düşünmek istememiştir.  Durum hâla böyledir. Ağızlarını her açtıklarında bilim ürettiklerini söyleyen sözde bilim adamları, üniversiteler ve tıp fakülteleri sürece karşı çıkmamıştır.  Ciddi bir bilimsel araştırma ve eleştiri yapılmamış; çıkarlarını tıp karteli ile birleştirmiş bazıları da dönüşüm lehine makaleler yazmış ve eğitim toplantılarını düzenlemiştir. Sağlık alanında tıp karteline karşı savaş tamamen kaybedilmiş olup, korunacak bir mevzi kalmamıştır. Bu sürecin düzeltilebileceğini ve bazı haklar kazanılabileceğini düşünmek ham hâyaldir. &lt;br /&gt;Sağlık çalışanları ve hekimlerin önünde bu nedenle iki seçenek vardır:&lt;br /&gt;1.     Şimdiye kadar olduğu gibi idare-i maslahatçılıkla durumu idare etmek, muhalifmiş gibi görünerek mevcut düzeni (statükoyu) savunmaya devam etmek.&lt;br /&gt;2.    Kaybedilen mevzileri tekrar ele geçirmek için halkla birlikte top yekün bir mücadeleye girişmek.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bunun için yeni bir mücadele planı ve hedefleri saptanmalıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;TTB’nin önümüzdeki dönemde mücadele hedefleri şunlar olmalıdır: &lt;br /&gt;         Birinci basamakta aile hekimliği uygulamasına hemen son verilmelidir.&lt;br /&gt;         Sağlıkta özelleştirme tersine çevrilerek bütün kamu sağlık tesisleri SGK’ya devredilmelidir. &lt;br /&gt;         Özel sağlık kuruluşları özel sağlık sigortası yaptıran kişilere  veya bazı tıbbi girişimleri özel olarak yaptırmak isteyen kişilere sağlık hizmeti vermelidir.  Özel hastaneler tamamen özel olmalıdır.&lt;br /&gt;         Uzun vadede temel sağlık hizmetlerinin devlet tarafından herkese     ücretsiz verilmesi savunulmalıdır.&lt;br /&gt;         Sigortacılık  primleri emeklilik ve benzeri durumlar için toplanmalı; emekli maaşları arttırılmalı ve çalışma süreleri kısaltılmalıdır.  &lt;br /&gt;         Kamu sağlık sigortacılığı özünde kartelin kasasına akıtmak için oluşturulmuş ve sürekli arttırılan bir vergileme şeklidir.  Primlerin toplanmasında gösterilen hassasiyet harcamalarda gösterilmemektedir.  Gereksiz sağlık harcamaları ve kartele pompalanan paraların engellenmesi ile sigorta primleri azalacak ve çalışanların gelirleri artacaktır. &lt;br /&gt;Hekimlere yeterli bir maaş, emeklilik sosyal haklar verilmelidir. &lt;br /&gt;         Sağlık hizmetleri kamucu anlayışla verilmelidir. Sağlık hizmetinin amacı hasta sayısı ve sağlık harcamalarının arttırılması olmamalıdır. Sadece gerçek hastalara, doğru ve gerekli hizmet verilmelidir. &lt;br /&gt;         Hekimlerin hastane kazancını arttırmaları için getirilen “performans uygulaması” kaldırılmalıdır.  Performans uygulaması ve sağlık piyasasındaki acımasız kâr etme yarışı, sağlık çalışanlarının ilaç ve tıbbi malzeme pazarlayan şirketlerle kirli ilişkiler içine girmesine, bazı yanlışlar yapmasına ve meslek ahlakında bozulmaya yol açmıştır. &lt;br /&gt;         Sağlık alanında kullanılacak ve gerekli olan temel tıbbi ilaç ve malzeme listesinin  yer aldığı “temel ilaç ve tıbbi malzeme listesi” hazırlanmalıdır. Türkiye uluslar arası kartelin pahalı ve patent korumalı ilaç ve tıbbi malzemelerini onların belirlediği yüksek ücretlerden almak ve tüketmek zorunda değildir. Bu nedenle imzalanmış olan patent anlaşması iptal edilmeli ve ülke içinde üretilemeyen tıbbi malzeme ve ilaçlar uluslar arası piyasadan ve daha ucuza temin edilmelidir. Tıbbi malzeme ithalatı devlet kontrolünde yapılmalıdır. İlaç ve tıbbi malzeme piyasası uluslar arası şirketlerin serbestçe at oynattığı bir arena olmaktan çıkarılmalıdır. &lt;br /&gt;         Özel hastane ve tıbbi firmaların TV, basın ve fuarlarda halkı aldatarak müşteri yaratmak ve toplamak için yaptıkları sağlık programları ve taramaları yasaklanmalıdır.&lt;br /&gt;         Günümüzde her türlü ürün sağlık üzerinden pazarlanmaktadır. Toplum yaşamı tamamen tıbbileştirilmiştir.  Bu da insanları her durumda bir tıbbi ürünü tüketmeye önlendirmektedir. Toplum ruh sağlığını kaybetmiş ve hastalık hastası yapılmıştır. Bu nedenle reklamcılıkta sağlıkla ilgili unsurların kullanılması da yasaklanmalıdır.&lt;br /&gt;         Tıp kartelinin gelirlerini arttırmak için icat ettiği hastalıkların çoğunda ya olasılıklar ya da sözde-uyduruk hastalıkların önlenmesi veya tedavi edilmesi söz konusudur. Birçok tedavi de etkisiz, gereksiz ve zararlıdır. Olasılık tedavisi veya uyduruk hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaç ve tetkik yöntemleri de yasaklanmalıdır.&lt;br /&gt;         Malpraktis yasası kaldırılmalıdır.  Bugünkü sistemde kâr hırsı ile hastaneler hekimleri gereksiz girişim ve tedaviler için zorlamakta ve bu da malpraktis davalarına konu olan komplikasyonlara ve ölümlere yol açmaktadır. Diğer taraftan dava ve soruşturma konusu olmayacak sudan nedenlerle hekimler hakkında soruşturma ve davalar açılabilmektedir.  &lt;br /&gt;         Batı emperyalizminin etkisi altında olan ülkelerin tamamında uluslar arası tıp kartelinin anlayış ve çıkarlarına uygun bir tıp eğitimi verilmektedir. Verilen bu eğitimle ancak kartelin ürünlerini daha iyi ve daha çok pazarlayacak hekim pazarlamacılar yetiştirilmektedir. Bu nedenle tıp eğitiminde en temel hedef ülke şartlarına uygun, olasılık ve ihtimallerin tedavisinden çok gerçek sağlık sorunlarının tedavisine yönelen, hasta sayısını arttırmaktan çok toplumu daha da sağlıklı yapmayı hedefleyen bir eğitim modeline geçilmesi savunulmalıdır. Hastalık ve tıbbi ürün pazarlanmasına yönelik batı tıbbı emperyalizme hizmet etmektedir.    &lt;br /&gt;         TTB, hekimlerin, ayrı ayrı uzmanlık, pratisyen hekimlik ve aile hekimliği derneği gibi derneklerde örgütlenmelerini desteklememelidir. TTB dışında kurulan bu hekim dernekleri tıbbi firma ve kartellerin etkisi altındadır. Sağlık pazarlamacılığına hizmet etmektedir.&lt;br /&gt;Avrupada’ki tabip odaları kartelin kontrolünde olup, sağlıkta dönüşüm projesini desteklemekte ve bu projenin içinde yer almalıdır. Bu nedenle TTB, EUMU WONCA gibi AB kuruluşları ile ilişkisini kesmelidir. Bir yandan aile hekimliğine karşı olup diğer taraftan EUMU WONCA ile işbirliği yapmak tutarsızlıktır. &lt;br /&gt;          Uzmanlık dernekleri tarafından uzmanlık sertifikasının Sağlık Bakanlığı yerine dernekler vasıtası ile verilmesini savunmakta ve bu işler için işbirliği içinde oldukları AB tabip kuruluşları ile birlikte faaliyet yürütmektedir.  Bu tür BOARD sınavları Türkiye’de hekimlik eğitimlerini tamamlayan kişilerin  diploma ve çalışma izni gibi konularda AB’ye bağlanmasına yol açacaktır. &lt;br /&gt;         Tam gün çalışma uygulanan sistem içinde değerlendirilebilecek bir uygulama olup, sağlıkta kamulaştırma sonrasında uygulanacak kamucu bir sağlık sisteminde desteklenmelidir. Diğer taraftan üniversitelerde uygulanmaya başlanan tam gün çalışma uygulamasının üniversite ve devlet olsun her türlü sağlık kuruluşunun vergi numarası olan ticari bir işletme olduğu göz önünde bulundurularak geleceğinin ve geçerliliğinin olmadığı görülmelidir.  Bu konuda geri adım atılsa bile verilen bu tavizler kısa sürede önceden kazanılmış başka haklarla  birlikte geri alınacaktır.&lt;br /&gt;         Sağlıkta dönüşüm ile üniversite hastaneleri de ticari bir işletmeye dönüştürülmüştür. Bu hastanelerde çok önceden özel hoca muayenesi ile muayenecilik hastane içinde yer almaktadır. Türkiye’deki hekimlerin çoğunun artık tam gün çalıştığı ve en azından şimdilik halinden memnun olduğu bilinmektedir. Bu nedenle üniversite hastanelerinde tam gün çalışmaya karşı çıkmanın sağlıkta dönüşüm’e  karşı olmakla bir ilgisi yoktur ve bunu kamuoyuna anlatabilmek çok zordur. Önemli olan bütün bu süreci çok önceden görmek ve gerekli tedbirleri alabilmektir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;         TTB VE KÜRT SORUNU&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;         Kürt sonu  Şark sorununun günümüzdeki adıdır. Şark sorunu Osmanlı imparatorluğu’nun emperyalist devletlerce parçalanması ve paylaşılması sorunudur. Günümüzde genel olarak Büyük Orta Doğu Planı, özel olarak da Kürt-Ermeni-Kıbrıs-Ege-Patrikhane-Alevi-Laz vb. sorunları olarak gösterilen bu projelerin hepsi Türkiye Cumhuriyeti’nin parçalanması için üretilmiş sorunlardır. &lt;br /&gt;Ülkemizin parçalanamaması ve ortadan kaldırılamaması bizim için bir sorun ve üzüntü kaynağı değildir.  &lt;br /&gt;TTB ve hekim örgütleri Büyük Ortadoğu Projesi hedefine hizmet eden “ayrılıkçı Kürt hareketlerini” desteklemeyi bırakmalıdır.&lt;br /&gt;“Anadilde sağlık “ sloganı bu hedefe yönelik bir çalışmadır. &lt;br /&gt;Adem ve Havva’dan bu yana aynı genetik özellikleri taşıyan ve hep kendi dar kabilesi içinde evlenerek çoğalan ve aynı genetik mirası koruyan saf bir etnik tür ve ırk yoktur. Etnik gruplar zaman içinde doğar, değişir ve başka etnik gruplara dönüşür.  &lt;br /&gt;Her bir etnik grubun diliyle, hukukuyla, ekonomisi ile ayrı bir devlet olması ne geçmişte ne de günümüzde ve gelecekte olabilecek bir devlet yapısıdır. Bu tür bir devlet projesi örnekleri orta çağda görülen aşiret, dükalık, prenslik gibi yapıların günümüzde hortlatılmaya çalışılan şekilleridir. Etnik gruplar ancak kendi aşiret yapıları içinde varlıklarını devam ettirebilir. Aşiret  yapısı Ortaçağda kalması gereken feodal bir yapıdır. &lt;br /&gt;Bu,  gerici, ırkçı, faşist mikromillliyetçilik anlayışıdır. Emperyalizme hizmet etmektedir.&lt;br /&gt;Bir devlet içinde yaşayan insanlar bir çok etnik köken ve millete ait olabilir.&lt;br /&gt;Kendi isteği ile Türk vatandaşlığını ve Türklüğü tercih eden bir çok insan vardır. Bölücüler ve TTB yönetimi etnik kimlik ile milli kimliği birbirine karıştırmaktadır.&lt;br /&gt; Birden fazla dilin olduğu ülkelerde ikinci diller de resmi dil olup herkesin iki dili de öğrenme zorunluluğu vardır. Fakat bu başarılamamaktadır. İki dil ve federasyon Belçika’da olduğu gibi etnik grupların kendi bölgelerinde saflaşmaları ve neticede birbirlerine tamamen yabancılaşarak düşman olmalarına yol açmaktadır. Belçika’da  geçerli resmi dillerden birisi olduğu halde Flaman bölgesinde Fransızca bir tek gazete, yazı, tabela görmek mümkün değildir. &lt;br /&gt;Türkiye’de  adı farklı olduğu halde hepsi “Kürt” olarak kabul edilen ve birbirlerini anlamayan bir çok etnik grup vardır ve bunların kullandığı ve anladığı ortak bir Kürtçe yoktur. “Ana dil sloganı ile Barzani ve Talabani’nin Kürtçe’si diğer etnik grupların dili haline getirilecek ve diğer diller yok olacaktır. Anadilde sağlık ve konuşa görüldüğü gibi bazı vatandaşlarımızın anadillerini tamamen kaybetmelerine yol açacaktır. &lt;br /&gt;Türkiye’de hepsi aynı olmadığı halde Kürt kabul edilen etnik grupların mensuplarının bazıları için Kürtçe  sadece günlük konuşma dilidir.  Bir çoğu bu dilleri zaten bilmez. Bu dillerde bilinen kelime ve kavram sayısı çok azdır.  Bu vatandaşların tamama yakını bildikleri Kürtçe’den daha fazla Türkçe bilmektedir. &lt;br /&gt;         İşin komik yanı bir yandan bazı vatandaşlar için anadilde sağlıktan bahsedilirken, Türkiye’de eğitim dilinin ve resmi dilin tamamen İngilizce olması gözden kaçmaktadır. (Resmi dil herkesin bildiği veya bilmesi gereken dil değil; resmi ve özel işlerde çalışabilmek için en azından yapılan sınavları geçebilecek kadar bilmesi gereken dildir) Basında, reklamlarda ve TV’lerde çok fazla oranda İngilizce sözcük, gramer yapısı ve tamlamaların kullanılması nedeniyle dil bozulmuş toplum dilini unutmuştur. Bu da insanların birbirlerini anlamamalarına, kavramların herkes için başka anlama gelmesine yol açmaktadır. Durum böyleyken sanki herkes İngilizce biliyor ve konuşuyormuş gibi tıp fakültelerinde İngilizce tıp eğitimi verilmesinden kimse rahatsız olmamaktadır.  Başka bir ülkenin dilinde eğitim  ancak sömürgelerde yapılmaktadır. Hastalar ve vatandaşlar arasındaki iletişimin geliştirilmesi için  öğrenim dilinin tamamen Türkçe olması gerekmektedir. İnsanların anlaşması için dil önemli ise öncelikle İngilizce tıp eğitimine son verilmeli ve tıp dili Türkçeleştirilmelidir.&lt;br /&gt;Türkiye’nin bir bölgesinin federe veya ayrı bir devlet olarak Kürdistan olmasının yaratacağı sorunlar da hesaplanmalıdır. Böyle bir durumda kukla Kürdistan’da yaşamak zorunda kalan hekimlerin artık Antalya, İstanbul ve İzmir’de çalışamayacağı, çalışmak için özel izin, dil ve diploma denkliğinin aranacağı gibi sorunlar da göz önüne alınmalıdır. Bu nedenle anadilde eğitimi savunan hekimlerin bunun yerine dillerini bildikleri yerlerde görev yapmayı savunmaları daha uygundur. Böylece daha sonra diğer bölgelere de yerleşme ve çalışma hakları kaybolmamış olur. &lt;br /&gt;TTB yönetimi son zamanlarda çatışmalarda öldürülen PKK’lıların kemiklerini aramaya başlamıştır. Bu şekilde bir yandan TSK’yı suçlu ilan etmekte ve  teröristleri masum ve mağdur göstermeye çalışmaktadır.  &lt;br /&gt;TTB’nin Kürt sorunu olarak bilinen sorun da dahil bir çok konuda izlediği siyaset mevcut iktidar ve diğer siyasi partilerin izlemekte olduğu Batı yanlısı siyasetler ile “demokratik açılım” veya “Kürt açılımı” olarak da bilinen açılımlarla paralellik göstermektedir. TTB ve Tabip Odaları’nın  neticede Büyük Orta Doğu Projesinin gerçekleşmesi faaliyetinin bir parçası olan Sağlıkta Özelleştirme ve Kürtçülük faaliyetlerini desteklememesi; kartel tıbbına karşı halkçı bir sağlık sistemi yönünde faaliyet göstermesi gerekmektedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;         &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Dr.Selçuk Koçlar&lt;br /&gt;Dr.Ugur Yılmaz&lt;br /&gt;ANTALYA&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-1720753972824324417?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/1720753972824324417/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=1720753972824324417' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/1720753972824324417'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/1720753972824324417'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2011/03/ttb-merkez-konseyi-baskanligina.html' title='TTB MERKEZ KONSEYİ BAŞKANLIĞINA GÖNDERİLEN MEKTUP'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-7780452032382774557</id><published>2011-03-21T13:21:00.001-07:00</published><updated>2011-03-21T13:21:50.788-07:00</updated><title type='text'>Çok ameliyat daha çok para</title><content type='html'>BİLİM - SAĞLIK&lt;br /&gt;30 Ocak 2011&lt;br /&gt;Çok ameliyat daha çok para&lt;br /&gt;Selma Bıyıklı - Üniversite hastanelerinde ''hoca farkı'' olarak bilinen, öğretim üyelerine muayene ücreti ödenmesi dönemi yarından itibaren sona eriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam Gün Yasası'nın yarın yürürlüğe girecek hükmüyle, üniversite hastanelerinde de Sağlık Bakanlığı hastanelerinde uzun bir süredir uygulanan performans sistemine geçilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Performans sistemiyle tıp fakültelerindeki öğretim üyeleri de yaptıkları muayene, ameliyat ve diğer işlemlerin yanı sıra yürüttükleri eğitim-araştırma faaliyetleri için ek ücret alacak. Performans uygulaması, sadece tıp fakülteleri için değil, diğer fakülteler için de geçerli olacak. Ayrıca, tıp fakültelerindeki diğer sağlık çalışanları da bu ek ödemelerden yararlanacak. YÖK, üniversitelerdeki performans sisteminin ana hatlarını bir yönetmelik ile düzenleyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-BAZI ÜNİVERSİTE HASTANELERİNDE BİR SÜREDİR UYGULANIYOR-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, performansa dayalı ek ödeme sistemi yasal zorunluluk olmamasına rağmen bir süredir bazı tıp fakültelerinde uygulanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu fakültelerde uygulamanın başlamasıyla herhangi bir sıkıntı yaşanmasının beklenmediği, ancak uygulamaya yeni geçecek yükseköğretim kurumları için 6 aylık bir geçiş süreci tanınacağı bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygulamaya hemen geçemeyen bu kurumlarda ek ödemelerin avans olarak verileceği, sisteme geçilmesinin ardından da mahsuplaşmaya gidileceği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Performans ödemelerinde esas alınacak katsayılar için YÖK'ün düzenlemesinde belirli aralıklar olacağı, üniversite yönetimlerin buna göre bir sistem belirleyeceği kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-AKDAĞ, YENİ BİR DÜZENLEME İÇİN SİNYAL VERMİŞTİ-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, kısa bir süre önce katıldığı bir toplantıda, üniversitelerdeki hoca farkının kalkmasının tıp fakültelerinin gelirlerini etkileyeceğini belirterek, üniversitelere aktarılan parasal kaynağın artırılması için bir takım tedbirler alınacağını açıklamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.A.&lt;br /&gt;http://www.gercekgundem.com/print.php?type=news&amp;p=347687 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YORUM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadece çok ameliyat çok para değil&lt;br /&gt;30 Ocak 2011 18:10&lt;br /&gt;Sağlıkta Dönüşüm projesi tam olarak algılanamadı. Dönüşümle sağlık sistemi tamamen özelleştirilerek uluslararası tıp kartelinin ihtiyacına göre yeniden düzenlendi. Bu sistemde bütün hastaneler hastane gelirlerini arttırdığı oranda hekimlere kâr payı dağıtmaktadırlar. Bu sistemin bir tek amacı var sağlık harcamalarının durmadan artması ve vatandaşın sağlık için daha fazla harcama yapmasıdır. Devlet ve üniversite hastaneleri de ticari bir işletmedir. Üniversite hastanelerinin bilimsel araştırma diye yaptıkları yayınlar aslında bir faaliyet raporudur. Kartelin şu ilacını şu kadar hastada kullandım, şu ameliyatta filanca malzemeyi şu kadar kullandım, sonuçları şudur, budur gibi. Yani üniversite dediğimiz yerler sağlık ticaretinin komisyonunun biraz daha fazla olduğu yerlerdir. Önceleri hocaların özel hastaneleri gibi çalışıyordu. Hocalara para vermeden bir şey yaptırmak mümkün değildi. Her iki sistemde de hekimler gelirlerini ancak gereksiz ve lüzumsuz muayene ve tedavilerle arttırabilmektedirler. Performans sistemi hekimler arasında gereksiz işlemleri yapma ve daha fazla para kazanma konusunda bir yarışa itmektedir. Ayrıca yapılan tedavi ve girişimlerde komplikasyon ne kadar fazla olursa gelirleri de o oranda artmaktadır. Bu süreçte her ne kadar hekimler ve hastaneler kazanıyor gibi görünse de esas satılan ürün ilaç, tıbbi malzeme, cihaz ve sarf malzemesidir. Ticaret bu ürünlerin satılması için yapılmaktadır. Bilmeyen bu sistemi yeni bir uygulama sanıyor. Bunlara günaydın demek lazım. Sağlık sistemindeki sözde mücadelelerde kimse (her türlü siyasi parti, sendika, tabip, eczacı ve diş hekimi odaları vb dahil) bu sisteme karşı çıkmamaktadır. Ticari olmayan bir sağlık sistemini savunan ve sağlıkta özelleştirmeye karşı çıkan bir siyasi parti, sendika ve oda yoktur. Açıkçası hocaların ve hekimlerin aldıkları para kirli ve kanlı bir paradır. Alayı sağlıkta dönüşümden yanadır. Sisteme karşı çıkması beklenen halk da tomografi, anjiografi, PET gibi tetkiklerin tam kan sayımı gibi yaygın olarak yapılmasına aldanarak çok ileri bir sağlık sisteminin uygulandığını sanmakta ve sistemin müşterisi olmakta yarışmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-7780452032382774557?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/7780452032382774557/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=7780452032382774557' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/7780452032382774557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/7780452032382774557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2011/03/cok-ameliyat-daha-cok-para.html' title='Çok ameliyat daha çok para'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-1246898591174900548</id><published>2010-12-14T10:42:00.001-08:00</published><updated>2011-01-08T00:24:55.801-08:00</updated><title type='text'>The most frequently performed medical procedure in the world... =The Wallet-ectomy!!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/TSgeT2tiq7I/AAAAAAAAAHc/D_WirfsIMtA/s1600/WalletEctomy.jpg.w560h616.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="400" width="364" src="http://4.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/TSgeT2tiq7I/AAAAAAAAAHc/D_WirfsIMtA/s400/WalletEctomy.jpg.w560h616.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;       &lt;b&gt; DÜNYADA EN FAZLA UYGULANAN TIBBİ GİRİŞİM = CÜZDANIN KESİP ÇIKARILMASI&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-1246898591174900548?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/1246898591174900548/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=1246898591174900548' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/1246898591174900548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/1246898591174900548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/12/blog-post_7647.html' title='The most frequently performed medical procedure in the world... =The Wallet-ectomy!!'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/TSgeT2tiq7I/AAAAAAAAAHc/D_WirfsIMtA/s72-c/WalletEctomy.jpg.w560h616.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-1776288629178057871</id><published>2010-12-14T10:18:00.001-08:00</published><updated>2011-01-08T00:29:49.175-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/TSgf5gRnoeI/AAAAAAAAAHk/JzNfok3L6m8/s1600/Your%2BDoctor%2Bis%2Ba%2Bliar.png" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="400" width="267" src="http://4.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/TSgf5gRnoeI/AAAAAAAAAHk/JzNfok3L6m8/s400/Your%2BDoctor%2Bis%2Ba%2Bliar.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-1776288629178057871?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/1776288629178057871/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=1776288629178057871' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/1776288629178057871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/1776288629178057871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/12/blog-post_7442.html' title=''/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/TSgf5gRnoeI/AAAAAAAAAHk/JzNfok3L6m8/s72-c/Your%2BDoctor%2Bis%2Ba%2Bliar.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-7584770865611142319</id><published>2010-04-12T01:36:00.001-07:00</published><updated>2010-04-12T01:40:25.149-07:00</updated><title type='text'>Etopya, Karakorço</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/S8Lb2jk-eOI/AAAAAAAAAG4/1QqbkWD6Y94/s1600/Etopya,+Karakor%C3%A7o.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 268px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/S8Lb2jk-eOI/AAAAAAAAAG4/1QqbkWD6Y94/s400/Etopya,+Karakor%C3%A7o.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459167428636211426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-7584770865611142319?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/7584770865611142319/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=7584770865611142319' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/7584770865611142319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/7584770865611142319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/04/etopya-karakorco.html' title='Etopya, Karakorço'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/S8Lb2jk-eOI/AAAAAAAAAG4/1QqbkWD6Y94/s72-c/Etopya,+Karakor%C3%A7o.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-3142431554270284416</id><published>2010-04-12T01:36:00.000-07:00</published><updated>2010-06-12T23:27:37.372-07:00</updated><title type='text'>Yüzyılın en büyük tıp skandalı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/TBR5ye6s2PI/AAAAAAAAAHA/t9geO5vw1UU/s1600/Domuz+gribi+a%C5%9F%C4%B1s%C4%B1+ile+T%C3%BCrkiye%27yi+soydular.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 341px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/TBR5ye6s2PI/AAAAAAAAAHA/t9geO5vw1UU/s400/Domuz+gribi+a%C5%9F%C4%B1s%C4%B1+ile+T%C3%BCrkiye%27yi+soydular.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5482140554616428786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Yüzyılın en büyük tıp skandalı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Avrupa Konseyi: "Domuz gribi sahte"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;12 Ocak 2010 Salı, 09:58:00&lt;br /&gt;Avrupa Konseyi Sağlık Komitesi Başkanı Wolfgang Wodarg domuz gribi kampanyasının yüzyılın en büyük sağlık skandallarından olduğunu ileri sürerek "Bu sahte slgın ilaç firmalarının işi" dedi.&lt;br /&gt;Avrupa Konseyi Sağlık Şefi’nin domuz gribi ile ilgili açıklaması tüm dünyayı adeta şoke etti. İngiliz gazetesi Daily Mail’in haberine göre, Wodarg, domuz gribinin aslında fazla ölümcül olmadığını ve yaşananları ilaç firmalarının tetiklediğini ifade etti. Wodarg, bir anda dünyaya korku salan domuz gribi vakalarının, küresel korku sayesinde milyarlarca lirayı cebe indirecek olan ilaç ve aşı üreten firmalar tarafından idare edilen ‘sahte bir salgın’ olduğunu savundu. Wodarg, söz konusu şirketleri, Dünya Sağlık Örgütü’nü (WHO) bu konuda ‘pandemi’ (yaygın hastalık) ilan etmeye telkin etmekle de suçladı.&lt;br /&gt;Dr. Wodarg, domuz gribinin dünyaya anlatılan gibi korkutucu olmadığını söyledi. Wodarg, “Bu hafif bir griptir. Fazla ölümcül değildir. İlaç firmaları, domuz gribine karşı geliştirdikleri ilaçları satmak için küresel bir korku yarattı. Bilim adamlarına ve halk sağlığından sorumlu resmi kurumlara telkinlerde bulunarak, dünya çapında hükümetlerin alarm durumuna geçmesini sağladılar. Bu yüzyılın en büyük sağlık skandalı yaşanıyor” dedi.&lt;br /&gt;Avrupa Konseyi’nin baş sağlık yetkilisi Wodarg firmaların insanları aşılamak için yarattıkları panik ortamının en çok hükümetlerin sağlık bütçelerine zarar verdiğini söyledi. Bu olayla ilgili olarak ilaç firmalarının rolünün soruşturulması için Dr. Wodarg tarafından hazırlanan bir teklif de Avrupa Konseyi tarafından kabul edildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden de sorumlu olan Avrupa Konseyi’nin bu ayın sonlarına doğru konuyla ilgili acil oturum yapması planlanıyor.&lt;br /&gt;Avrupa Konseyi Sağlık Birimi Şefi Wolfang Wodarg bu elim hatadan aşı firmalarının hemen dönmesi gerektiğini söyledi. Uluslararası Şeffaflık Örgütü Yönetim Kurulu Üyesi Anke Martiny de geçtiğimiz ay domuz gribinin çok büyütüldüğünü söylemişti. Martiny “Aşıya güven kalmayacak” demişti.&lt;br /&gt;İngiliz Sağlık Bakanlığı, domuz gribi yüzünden 65 bin kişinin öleceğini duyurmuş; özel bir internet sitesi kurup acil durum telefon hatları oluşturmuştu. Hatta stratejistler halkın ilaç bulmak için ayaklanma çıkaracağını göz önüne alarak, ordunun bile devreye girebileceğini öne sürmüşlerdi. Ancak geçen haftaya kadar sadece 5 bin kişinin virüs kaptığı ve 251’inin hayatını kaybettiği hatırlatılıyor. Dünyada domuz gribinden ölenlerin sayısı 8 bin 750’ye ulaştı.&lt;br /&gt;Haber Yorumları (139)&lt;br /&gt;şu osman durmuştan bir özür dilesiniz diyorum artık&lt;br /&gt;Misafir   12 Ocak 2010 Salı 22:35&lt;br /&gt;bu grip yeni birsey degildi,dunya sagli orgutude,saglik bakanligida bunu balgibi biliyordu,gribin 1000 uzerinde cesidi oldugunu ve bunlarin zaten bazilari oldurucu.netice bir sizindegil bu ab ulkelerininde cogu ayni pozisyonda.farkindaysaniz hersene yeni grip cesidi cikiyor.zaten var bunlar&lt;br /&gt;Misafir   12 Ocak 2010 Salı 22:21&lt;br /&gt;sağlık bakanı derhal istifa etmeli....&lt;br /&gt;Misafir   12 Ocak 2010 Salı 21:14&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu osman durmuştan bir özür dilesiniz diyorum artık&lt;br /&gt;Misafir   12 Ocak 2010 Salı 22:35&lt;br /&gt;bu grip yeni birsey degildi,dunya sagli orgutude,saglik bakanligida bunu balgibi biliyordu,gribin 1000 uzerinde cesidi oldugunu ve bunlarin zaten bazilari oldurucu.netice bir sizindegil bu ab ulkelerininde cogu ayni pozisyonda.farkindaysaniz hersene yeni grip cesidi cikiyor.zaten var bunlar&lt;br /&gt;Misafir   12 Ocak 2010 Salı 22:21&lt;br /&gt;sağlık bakanı derhal istifa etmeli....&lt;br /&gt;Misafir   12 Ocak 2010 Salı 21:14&lt;br /&gt;bir akp gerçeği daha. milyonlarca doz aşı heba oldu. ayrıca domuz gribinden 500 den fazla kişi ölmüştü demekki domuz gribinden değilmiş.&lt;br /&gt;Misafir   12 Ocak 2010 Salı 20:57&lt;br /&gt;akdağ karadağ belli oldu demek:).&lt;br /&gt;ROMANİKA   12 Ocak 2010 Salı 18:48&lt;br /&gt;güvendiğiniz akdağlara karlarmı yağdı ne yoksa.&lt;br /&gt;ROMANİKA   12 Ocak 2010 Salı 18:48&lt;br /&gt;millet hangisine yansın paracıkların gittiğinemi keriz yerine konduğunamı güvendiği iktidarın karizmasının çizildiğinemi ne demişler sen yanmazsan ben yanmazsam nasıl çıkarız aydınlığa&lt;br /&gt;Misafir   12 Ocak 2010 Salı 18:42&lt;br /&gt;40 milyon aşının parası bizim ceplerimizden çıktı ama... medyanın yoğun baskısıylada satılmayan bütün vitaminler-antibiyotikler,grip ilaçları çatır çatır satıldı... yazık ya... bu ülke sahipsiz diyoruzda boşuna değil...&lt;br /&gt;Misafir   12 Ocak 2010 Salı 17:32&lt;br /&gt;medya da çok abartmıştı unutmayalım,başbakan da demişti zaten:)&lt;br /&gt;Misafir   12 Ocak 2010 Salı 14:17&lt;br /&gt;zamanında konuşsaydın daha değerli idi&lt;br /&gt;Misafir   12 Ocak 2010 Salı 14:01&lt;br /&gt;http://www.haberturk.com/saglik/haber/200058-yuzyilin-en-buyuk-tip-skandali&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domuz Gribinde Tam Bir Skandal&lt;br /&gt;Avrupa Konseyi'inden Dünya Sağlık Örgütüne şok suçlama: Domuz gribi abartılarak ilaç firmalarına kar sağlandı.&lt;br /&gt;Yayına Giriş: 04.06.2010 21:05:21&lt;br /&gt;Güncelleme: 04.06.2010 21:05:21&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Konseyi'nden Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa hükümetlerine şok suçlama...&lt;br /&gt;Konsey, Dünya Sağlık Örgütü'nü ve hükümetleri, domuz gribi salgınının risklerini aşırı derecede abartmak ve ilaç şirketlerine kar sağlayan gizli anlaşmalar yapmakla suçladı.&lt;br /&gt;47 üyeli Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi'nin sağlık komitesi, geçen yıl dünyayı kasıp kavuran domuz gribi konusunda ciddi suçlamalara yer veren bir rapor yayımladı.&lt;br /&gt;Raporda, Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa hükümetlerinin domuz gribi değerlendirmelerinin ve kararlarının, çok büyük miktarda kamu parasının israfına, yersiz korku ve paniğe yol açtığı iddia edildi.&lt;br /&gt;Sağlık komitesine göre, salgınla ilgili kararlar yeterince açıklanmadı ve şeffaf şekilde ortaya konulmadı.&lt;br /&gt;Söz konusu rapor, Avrupa Konseyi'nde 24 Haziran'da tartışılacak.&lt;br /&gt;Konseyin Dünya Sağlık Örgütü üzerinde bir yaptırım gücü bulunmuyor.&lt;br /&gt;Dünya Sağlık Örgütü ise suçlamaları redderken,örgütün internet sitesinde domuz gribi salgınının 214'ten fazla ülke ve toplumu etkilediği, yaklaşık 18 bin kişinin ölümüne sebep olduğu kaydedildi.&lt;br /&gt;________________________________________&lt;br /&gt;TRT - Türkiye Radyo ve Televizyonu © Tüm hakları saklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberi Internet üzerinde okumak için:&lt;br /&gt;http://www.trt.net.tr/Haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=776476a3-0798-4533-b01f-96db30913d1f&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.trt.net.tr/Haber/YaziciDostu.aspx?HaberKodu=776476a3-0798-4533-b01f-96db30913d1f&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-3142431554270284416?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/3142431554270284416/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=3142431554270284416' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/3142431554270284416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/3142431554270284416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/04/blog-post.html' title='Yüzyılın en büyük tıp skandalı'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/TBR5ye6s2PI/AAAAAAAAAHA/t9geO5vw1UU/s72-c/Domuz+gribi+a%C5%9F%C4%B1s%C4%B1+ile+T%C3%BCrkiye%27yi+soydular.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-5044595492669885880</id><published>2010-04-12T01:28:00.001-07:00</published><updated>2010-04-12T01:32:34.707-07:00</updated><title type='text'>2012'de kamu hastanesi kalmayacak</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/S8LakD4-69I/AAAAAAAAAGw/DdcvVK_cY7I/s1600/2012%27de+kamu+hastanesi+kalmayacak.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 305px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/S8LakD4-69I/AAAAAAAAAGw/DdcvVK_cY7I/s400/2012%27de+kamu+hastanesi+kalmayacak.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459166011380919250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2012'de kamu hastanesi kalmayacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal Güvenlik Müşavirleri Derneği Başkanı Ali Tezel'e göreTürkiye’de her yıl 3-5 milyar liralık özelleştirme gelirine ihtiyaç var. Bu nedenle de kamu hastaneleri de satılacak. SİBEL GÜNEŞ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01.04.2010 01:28:01&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de sosyal güvenlik konusunu halkın anlayabileceği bir dile taşıyan ve sistemde fark ettiği boşlukları gündeme taşıdığı için sık sık siyasetçi ve bürokratlarla karşı karşıya gelen Sosyal Güvenlik Müşavirleri Derneği Başkanı Ali Tezel'le sağlık gündemini konuştuk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’deki sağlıkta dönüşüm programının sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye bu konuda sizce önemli yol aldı mı? &lt;br /&gt;AKP hükümeti   sağlıkta dönüşüm politikasıyla sağlığa piyasa koşullarını getirdi. Bu insanların hastalanmasına yönelik bir politikaydı. 1961 yılında kabul edilmiş halen Küba'da uygulanmaya devam edilen 224 sayılı Sosyalizasyon Kanunu vardı. Bu kanun hastalıklardan korunmak, hastalanmayı engelleyerek iş gücü kayıplarını önlemek üzerine kuruluydu. AKP hükümetinin sağlıkta dönüşüm politikası insanları özel hastaneciliğe yönlendiren sağlığın piyasalaştırılmasına dönük bir politika başlattı. &lt;br /&gt;Türkiye’de özel sağlık yatırımları bu süre içinde ne kadar büyüdü? Sizce olumlu adımlar atıldı mı? &lt;br /&gt;Özel sağlık sektörü AKP hükümeti döneminde tam 12 kat büyüdü. 2002 yılında özel hastanelere verilen para 500 milyon lira iken şimdi 6 milyar lirayı buldu. Kamu hastanelerinin SSK’nın Sağlık Bakanlığı hastaneleriyle birleştirilmesinin ardından ilaç firmalarına da para akmaya başladı. PTT gibi ayrı hastaneler vardı. Onlar da bakanlığa devredildi. O güne kadar SSK işçisinin sağlık harcaması 180 lira iken piyasalaştırma ile emekli sandığı üyesi kişilerin oranına 700 liraya kadar çıktı. Ancak bu kaliteyi artırmadı. Sağlığın piyasalaşması sağlanırken vatandaşın sağlık hizmetlerine ulaşımı da sağlandı. Bakkala gider gibi hastaneye gitmenin de yolu açıldı.&lt;br /&gt;Türkiye’de eczanelerden artık rahat ilaç alınabiliyor. Ancak vatandaşın ilaca rahat ulaşması ilaç harcamalarını da artırdı. Hükümet şimdi ilaç harcamalarını kısıtlama yolunu arıyor?  Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz? &lt;br /&gt;SSK  ilaçta 25 şubat 2005 tarihinde 35 milyon insana bakıyordu. 35 milyon kesimin ilaçların toptan alıyordu.  Bomonti’de kapatılmış olan SSK ilaç fabrikasında ilaç üretiliyordu. İlaç çok ucuza mal ediliyordu. Örnek vermek gerekiyorsa fiyatı 10 lira olan bir şurubu yüzde 10’a düşürüp 1 liraya mal ediyordu.  1 liralık ilaca da çalışanlarından yüzde 20, emeklilerden yüzde 10'unu alarak şurubu vermiş oluyordu. 2 lira para alıp kara geçiyordu. Vatandaş ilacını alıyor SSK’dan da  ilaca bir kuruş para çıkmıyordu. SSK 1 lira kar edip alıyordu ama 29 Şubat 2005’den sonra SSK’nın fabrikası kapatıldı. Tüm eczanelerden ilaç alınabilir hale geldi. Aynı ilacı şimdi SGK 10 liraya satın alıyor. İlaç harcaması 15 milyar liraya çıktı önümüzdeki  yıl  ise  17 milyar lira olması bekleniyor. Bu harcama 2002 yılında 2.5 milyar liraydı. Koruyucu sağlık bir kenara bırakılarak vatandaşın hastalanmasını bekleyerek milyonlarca lira  harcanarak hastalık üzerinden para kazanılan bir sistem geliştirildi. Bu yıl SGK’dan sağlığa 26 milyar lira çıktı. 2002’de bu 3 milyar lira civarındaydı. Özel  hastanelere ödenen para 500 milyon liradan 6 milyar liraya çıktı. İlaç harcaması 3 milyar liraydı. Şu an 15 milyar lira önümüzdeki yıl 17 milyar lira olacak.&lt;br /&gt;Türkiye’nin sağlıkta dönüşüm programını yapması kaçınılmaz mıydı? IMF’nin bu konudaki zorlayıcı rolü neydi?&lt;br /&gt;Bizi IMF politikaları bu hale getirdi. IMF dayatmasıyla GSS Kanunu çıktı. Her stand by anlaşması gözden geçirmelerinde bize ‘GSS’yi çıkardınız mı’ diye sordular. ‘Hayır çıkarmadık’ deyince da parayı vermediler. Bu nedenle  2008’de 7 ay bekletilen stand- by anlaşmasıyla bize 3.5 milyar lirayı verdiler. İlaç ve özel sağlıkla ilgili harcamalarla ise 14 milyar lirayı götürdüler.  Bunların hepsi 1 yıl içinde oldu.&lt;br /&gt;Hükümet vatandaşın cepten harcamalarının sağlıkta dönüşüm programıyla en aza indirildiğini sıklıkla vurguluyor. Özel hastanelerde vatandaşın ödediği fark ücretinde tavan yüzde 70’e kadar çıkarıldı. Özel hastaneler de, vatandaş da memnun değil. Sizce vatandaşın cepten sağlık harcamaları azalıyor mu? &lt;br /&gt;GSS başladığında özel hastanenin vatandaştan yüzde 30 ilave ücret alma hakkı vardı. 2010 Ocak ayında hastaneler sınıflandırıldı. Fark ücreti de yüzde 30-70 arasında alınabilir hale geldi. GSS başladığında vatandaşa ‘özel hastaneler yüzde 30’dan fazla ücret alırlarsa gelin bize şikayet edin. Ceza verelim’ diyorlardı.  Bu da 2010 yılında bitti. Artık özel hastaneler vatandaşı istediği gibi soyabilir. Kimse müdahale etmeyecek. Önceden vatandaştan yüzde 30’dan fazla fark ücreti alan hastaneye 50-100 bin lira ceza veriliyordu.  Şimdi cezalar 5-10 bin liraya düşürüldü. Artık ’vatandaşı soyabilirsiniz ‘ dönemine geçildi. Buna rağmen özel hastaneler zarar ettiğini duyurarak acıma duygusu yaratmaya çalışılıyor.&lt;br /&gt;Özel hastaneler sık sık zarar ettiklerini ve SUT fiyatlarının maliyeti karşılamadığını ileri sürüyor? &lt;br /&gt;Özel hastaneler madem zarar ediyorlar. ABD,  Avrupa sermayesi neden Türkiye’deki özel hastanelere yüzde 70 oranında ortak oluyor. Bu soruyu yanıtlamakta zorlanıyorlar. Özel hastaneler yabancı ortak arıyor. Mevcut hastaneleri satarak Türk halkının hastalanması üzerinden para kazanmanın yolların arıyorlar. Ayrıca özel hastanecilik katma değeri en yüksek sektör oldu. Bir binayı otel yapsanız yatağı 40 liraya satarken özel hastane tabelesi asarsanız, yatakların birini 500 liraya satabilir hale geldiniz. Bu yüzden özel hastane açmak en cazip işlerden biri oldu. Her grup özel hastane açmayı hedefliyor. &lt;br /&gt;Meclis’teki Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı’nın da hastanelerin özelleştirilmesi olduğunu ileri süren birçok sağlık meslek birliği ve sendika var. Hükümet ise bunu özerkleşme olarak tanımlıyor. Sizce hangisi gerçekçi görünüyor? &lt;br /&gt;Şimdi hükümetin sağlıktaki gündemi kamu hastanelerinin özelleştirilmesi. Kamu Hastane Birlikleri Yasası çıkacak. Sonra da hastaneleri önce özerkleştirecek, sonra da özelleştirecekler. Çünkü Türkiye’nin her yıl en az 3 en fazla 5 milyar lira özelleştirme gelirine ihtiyaç var. Sata sata bir şey kalmadı. Köprüler ve oto yollardan sonra barajlara sıra geliyor. Ardından enerji gelecek. 2011-2012 yılında da kamu hastaneleri satılacak. 2012’de kamuda hastane kalmayacak. Kamunun rolü denetleyici olacak. Vatandaşın cebinden çıkacak para artacak. Obama’nın  seçim meydanlarında ‘annemin sağlık harcamalarını yaparken sigorta şirketleriyle nasıl cebelleştiğini biliyorum’ dediği düzene geçeceğiz. Onlar da şimdi bizim sistemimize geçmeye çalışıyorlar. Bu durumda vatandaş hastalıktan çok, özel hastane ve sigorta şirketleriyle mücadele etmek zorunda kalacak. Sağlık hizmetinin elde edilmesi güç olacak. Paranız kadar sağlık hizmeti alacaksınız. Çalışan SGK’lı şu an sağlık harcamalarına yüzde 20 katılım payı ödüyor. Bu yüzde 50’ye kadar çıkacak. Açıktan alınan paralar resmileşecek. Sağlık çalışanı etkinliği olmayan kaderi hastane yönetiminin iki dudağı arasında olan kişiler haline gelecekler. Piyon olacaklar. Karar alma süreçlerinde etkileri olmayacak.  &lt;br /&gt;Hükümet ilaçtan sonra kamu sağlık harcamalarında da global bütçe uygulamasına gitti. Bu uygulama vatandaşa ve doktora nasıl yansıyacak? &lt;br /&gt;SGK Sağlık Bakanlığı ile protokol yaparak 11.7 milyar lira üzerinden anlaştı. Tüm kamu hastaneleri ne kadar hizmet verirlerse versinler  11.7 milyar lira alacaklar. 2009 yılında Türkiye’de kamudaki  60 bin doktor çalışmış 12.3 milyar liralık bir hizmet oluşturmuş. Bakanlık ‘hekim ne kadar çok çalışırsa o kadar çok kazanır ‘ diyordu. Artık böyle bir şansları yok. Ne kadar çok çalışırsa çalışsın alacakları para 11.7 milyar lira. Hekimler ancak birbirlerinin gelirinden çalabilirler. Biri yüzde 50, biri yüzde 100 çalışıyorsa yüzde 50 çalışandan alıp yüzde 100 çalışana verecekler. Bütün hekimler aynı performansı gösterseler bile 1 yıl öncesine göre yüzde 5 daha az performans alacaklar.&lt;br /&gt;Tam Gün Yasası ile hekimlerin en az 10 bin lira maaş alacaklarını ileri sürülüyor.  Hatta 17 bin lira alacak profesörlerin bile olacağı iddia edildi. Bu rakamların gerçekleşmesi mümkün mü? &lt;br /&gt;Bir doktorun 17 bin lira alması için günde 150 hasta bakması lazım, 20 de operasyon yapması gerekiyor. Buna ihtimal yok. Performans uygulamasıyla döner sermayeden daha çok para almak için hekimleri ahlaksızlığa itiyorlar. Ameliyat gerekmeyen hastaların ameliyat edilmesine neden oluyorlar. Hekimi gereksiz tahlil yazmaya yönlendiriyorlar. Sağlıkta dönüşümün sonuna gelindi. Hekimlerin performanslarıyla çok kazanma dönemleri artık bitti. &lt;br /&gt;Hekimlerin Tam Gün Yasası’ndan sonra alacağı emeklilik maaşlarının da artacağı duyuruldu. Hekimlerin emekli maaşı sizce ne kadar yükselecek? &lt;br /&gt;Bundan sonra döner sermaye gelirlerinden alınan paralar da emekli keseneğine dahil edilecek.Üstelik bunu devlet vermeyecek. Bir çalışandan alınan prim oranı yüzde 36’dır. Bunun yüzde 16’sı memurdan kesilir. Yüzde 20’sini devlet verir. Döner sermayeden gelecek paranın yüzde 36 sı da memurun cebinden çıkacak. 2 bin lira döner sermaye geliri olan hekim yüzde 36 primi ödeyecek. Bu da ayda 700 lira yapar. Yani hekimin cebinden 700 lira kesenek çıkacak. 1 yılda ayda 700 liradan 8 bin 400 lira prim ödeyecek fazladan. Bütün bunların sonunda da maaşına yılda 30 lira yansıyacak. Yani aylık yüzde 36 prim kesintisinin yılda maaşa yansıması yüzde 1 civarında olacak. Bütün primlerin çalışan tarafından ödendiği bir sistem dünyada ve Türkiye’de ilk kez oldu. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;http://www.sagliktagundem.com/haber/2012_de_kamu_hastanesi_kalmayacak.htm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-5044595492669885880?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/5044595492669885880/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=5044595492669885880' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/5044595492669885880'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/5044595492669885880'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/04/2012de-kamu-hastanesi-kalmayacak_12.html' title='2012&apos;de kamu hastanesi kalmayacak'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/S8LakD4-69I/AAAAAAAAAGw/DdcvVK_cY7I/s72-c/2012%27de+kamu+hastanesi+kalmayacak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-4447302832678435560</id><published>2010-04-12T01:26:00.000-07:00</published><updated>2010-04-12T01:33:50.121-07:00</updated><title type='text'>Durmuş: 12 milyar dolar ilaç soygun</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/S8LZexEpV5I/AAAAAAAAAGg/ozA49yuQu0s/s1600/Durmu%C5%9F-+12+milyar+dolar+ila%C3%A7+soygun.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 262px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/S8LZexEpV5I/AAAAAAAAAGg/ozA49yuQu0s/s400/Durmu%C5%9F-+12+milyar+dolar+ila%C3%A7+soygun.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459164820918589330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Durmuş: 12 milyar dolar ilaç soygun&lt;br /&gt;Edirne'de bir konferansa katılan eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş ilaç harcamasının 8 yılda 5 milyardan 12 milyara çıktığını bu rakamın soygun olduğunu ileri sürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11.04.2010 13:35:47&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EDİRNE- Eski Sağlık Bakanı MHP Milletvekili Osman Durmuş, Türkiye'nin 8 yıl önce ilaç tüketiminin 5 milyar dolar 2010 yılında ise bu rakam 12 milyar dolar olduğuna işaret ederek "Ne oldu? Nüfusumuz 3 kat mı attı?' diye sordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MHP Edirne İl Başkanlığı'nın Edirne Ticaret ve Sanayi Odası'nda (ETSO) düzenlediği, konferansa katılan Osman Durmuş, "12 milyar dolar soygun, birileri iktidarını koruyabilmek için uluslararası ilaç kartellerine dolayısıyla silah üreticilerine gönderiyorlar" dedi ve ekledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'1. Körfez Savaşı ve Irak işgali sonrası Türkiye sağlıklı düşünemiyor. Baskı altında, borç batağında, Türkiye'nin yer altı yer üstü zenginlikleri, ürettikleri, gelirleri IMF, Dünya Bankası tarafından yönlendiriliyor. Sağlık politikaları devletin ekonomisi üzerinde ciddi yük değildir. Sağlık politikaları tüm kazanımları küresel sermayeye aktarılır hale geldi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.sagliktagundem.com/haber/durmus_12_milyar_dolar_ilac_soygun.htm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-4447302832678435560?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/4447302832678435560/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=4447302832678435560' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/4447302832678435560'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/4447302832678435560'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/04/durmus-12-milyar-dolar-ilac-soygun.html' title='Durmuş: 12 milyar dolar ilaç soygun'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/S8LZexEpV5I/AAAAAAAAAGg/ozA49yuQu0s/s72-c/Durmu%C5%9F-+12+milyar+dolar+ila%C3%A7+soygun.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-1129048209183009827</id><published>2010-04-12T01:09:00.000-07:00</published><updated>2010-04-12T01:35:34.714-07:00</updated><title type='text'>Beyaz Üçgen çetesi: 4 trilyon zarar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/S8LYbHfBBmI/AAAAAAAAAGY/DgkPevAldMQ/s1600/Beyaz+%C3%9C%C3%A7gen+%C3%A7etesi-+4+trilyon+zarar.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 376px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/S8LYbHfBBmI/AAAAAAAAAGY/DgkPevAldMQ/s400/Beyaz+%C3%9C%C3%A7gen+%C3%A7etesi-+4+trilyon+zarar.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459163658703668834" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz Üçgen çetesi: 4 trilyon zarar&lt;br /&gt;60 kişiden oluşan Beyaz Üçgen Çetesi'nin sahte rapor ve reçeteyle devleti 4 trilyon liraya yakın zarara uğrattığı tahmin ediliyor. Gözaltına alınan 60 kişiden 34'ü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10.04.2010 02:11:26&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANKARA-Sosyal Güvenlik Kurumunu sahte rapor ve reçeteyle dolandırdıkları iddiasıyla 14'ü doktor 60 kişi gözaltına alındı. Devletin zararının 3-4 milyon lira olduğu tahmin ediliyor. Sahte rapor ve reçetelerde astım, diyabet ve psikatrik ilaçların yazılı olduğu belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 ay süren Beyaz Üçgen adı verilen takipte Ankara Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Mali Suçlar Büro Amirliği ekipleri  bazı eczacı, doktor ve ilaç firmaları mümessillerinin beraber hareket ederek sahte ve usulsüz düzenledikleri rapor ve reçetelerle SGK'yı dolandırdıklarını tespit etti.  Yapılan takip ve teknik çalışmanın ardından, 60 kişi göz altına alındı. Gözaltına alınanların arasında biri tabip yarbay 14 doktor, üç eczane sahibi, altı eczane çalışanı, iki ilaç mümessili ve bir özel huzurevi müdürünün de bulunduğu açıklandı. Sorgulanan 60 zanlıdan 34'ü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Gözaltına alınan kişilerle birlikte çok sayıda hasta raporu, reçete, sağlık karnesi, kimlik fotokopileri, kesilmiş ilaç kupürleri ele geçirildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözaltına alınan zanlıların, suç işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak, sahte belge düzenlemek, kamu kurumunu dolandırmak yoluyla haksız kazanç elde etmek, kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye atmak, rüşvet almak-vermek iddialarıyla mahkemeye gönderildikleri bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.sagliktagundem.com/haber/beyaz_ucgen_cetesi_4_trilyon_zarar.htm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-1129048209183009827?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/1129048209183009827/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=1129048209183009827' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/1129048209183009827'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/1129048209183009827'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/04/beyaz-ucgen-cetesi-4-trilyon-zarar.html' title='Beyaz Üçgen çetesi: 4 trilyon zarar'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/S8LYbHfBBmI/AAAAAAAAAGY/DgkPevAldMQ/s72-c/Beyaz+%C3%9C%C3%A7gen+%C3%A7etesi-+4+trilyon+zarar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-7653175831180833494</id><published>2010-04-10T13:26:00.000-07:00</published><updated>2010-06-12T23:49:18.748-07:00</updated><title type='text'>Tabib Odaları ve TTB Seçimleri</title><content type='html'>TABİP ODASI SEÇİMLERİ BAŞLADI:&lt;br /&gt;TÜRK HEKİMLERİ SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM VE BÖLÜCÜLÜK KONUSUNDA EMPERYALİST PROJELERİ TERK EDEBİLECEK Mİ? YOLA DEVAM MI?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçim dönemi geldiği için oda üyesi hekimler tekrar tabip odası ve TTB yönetimi seçmek için sandık başına gidecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu seçimler kısaca ABD, AB ve İsrail olarak tanımladığımız Batı Emperyalizmi'nin Türkiye üzerinde bir çok projeyi tamamlamasından sonra kendileri açısından artık altın vuruşu yapmaya başladığı bir dönemde yapılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı emperyalizmi yürüttüğü bütün dünyayı sömürgeleştirme projesini kulağa hoş gelmesi için küreselleşme projesi adı altında yürütmektedir. Batının önceki evrensel emperyalist projelerinde de olduğu gibi bu projenin psikolojik savaş bölümü demokrasi, medenileşme, Türkiye'nin batı gibi muasır bir medeniyet yapılmak istenmesi gibi zokalarla yürütülmektedir. Bu nedenle AB'ye katılmak bu projenin önemli bir ayağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu topyekûn sömürgeleştirme ve özelleştirme projesi şöyle yürütülmektedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin (kamu) ve halkın elindeki bütün üretim araçları, toprak ve madenler üzerindeki egemenliği, özelleştirme ile emperyalist tekel ve kartellerin emrine ve kontrolüne verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke içindeki hukuk ve her türlü devlet mevzuatı, emperyalist ülke ve kartellerin çıkarlarına göre yeniden düzenlenmiştir. Her türlü yetki, Gümrük Birliği anlaşması, Avrupa Birliği muktesebatı ve AB uyum yasaları, İMF yapısal uyum, tahkim ve benzeri anlaşmalarla emperyalist devletlere devredilmiştir. Her alanda özelleştirme ve dönüştürme ile ülke bir nevi içten işgal edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalizm üretim, hizmet ve diğer alanlarda devleti tasfiyesi etmektedir. Devlete ait her türlü hizmetin ve yetkinin yerel yönetimlere devredilmesi ile siyasi birlik ortadan kaldırılacak ve bir çok küçük şehir devletleri oluşturulacaktır. Ulus devlet iyice çökertildikten sonra sıra devletin parselasyonuna gelecektir. Bu parselasyon harita üzerinde çoktan yapılmış ve bir çok defa yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küreselleşmenin sloganı her türlü hizmet ve üretimin sadece özel şirketler tarafından verilmesidir. Bu özel şirketler de “emperyalizm ve uluslararası kartel ve şirketlerin” kontrolünde olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıkta Dönüşüm, diğer özelleştirmelerde olduğu gibi (sağlık ve sigortacılık ile ilgili) sağlık piyasasında emperyalist amaçlarla yapılan tam bir özelleştirme ve sömürgeleştirme projesidir. Proje kitabında bu ifade açık olarak ifade edilmektedir. Projede hedeflenen dönüşüm tereyağından kıl çeker gibi sorunsuz başarılmıştır. Şimdi planlandığı gibi “durmadan” yola devam edilmektedir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Projenin ekonomik amacı, sözde sağlık hizmeti adı altında, başlıca ilaç, tıbbi cihaz, tıbbi malzeme ve sarf malzemesi olmak üzere, halkın parasının uluslararası tıp kartelinin kasasına aktarılmasıdır. Diğer amacı ise askeri ve siyasidir. Ülke kaynaklarını bitirilerek ekonomik iflasa sürüklenmesi ve toplumun hastalıklı hale getirilmesi ile ülkenin içten çökertilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TTB ve bazı tabip odaları, sağlık alanında tam bir özelleştirme ve sömürgeleştirme projesi olan bu Sağlıkta Dönüşüm projesine destek vermiştir. TTB yönetimi projenin hazırlık çalışmalarına katılmıştır. Yapılanlar hakkında hekimler ve toplum bilinçlendirilmemiş ve hiç bir muhalefet göstermemişlerdir. Göstermelik karşı çıkışla, üç beş kişi ile yapılan basın açıklamaları ve kimsenin görmediği ve duymadığı protestolarla “görev” yerine getirilmiştir. Bu etkisiz ve cılız sözde muhalefet projenin ezici bir halk yığını tarafından desteklendiği görüntüsünü vererek projeye dolaylı katkı sağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalist ülkeler ulus devletleri çökerttikten sonra Irak, Afganistan ve Filistin'de olduğu gibi ülkelerin doğrudan işgal ederek soykırım yapmaktadır. Başvurduğu esas yöntem de böl ve yönet yöntemidir. Bu şekilde ülke içinde başlıca etnik, dini ve diğer her türlü ayrılık körüklenerek toplumun kendi içinde birbiri ile savaşması sağlanmaktadır. Kısaca emperyalizm savaş için dahi sömürmekte olduğu ülkenin halkından yararlanmaktadır. Mecbur kalmadıkça kendi askeri gücünü kullanmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke içinde başlıca Kürtler ve Aleviler olmak üzere her türlü etnik ve dini grup kışkırtılmış; sözde dini ve etnik bağımsızlık ve haklar elde edilmesi ve demokratikleşme adı altında halk birbirine düşürülmeye çalışılmıştır. Bu amaçla, örgütler, yazarlar ve etkili kişiler ya doğrudan para ile ya da AB projeleri adı altında yürütülen uyduruk projelerle satın alınarak emperyalist projelere destek sağlanmış ve muhalefet engellenmiştir. Ülkeyi parçalayabilecek boyutta bir Kürt Türk çatışmasını başaramayan ABD ve AB emperyalizmi, şimdi de Türk ordusu üzerinden bir çatışma çıkarmaya çalışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı tabip odaları ve TTB bir yandan sağlık alanında devletin tasfiyesine karşı sessiz kalırken, diğer taraftan yapılacak başka bir şey kalmamış gibi, emperyalizmin yürüttüğü etnik bölücülük ve ayrılıkçılığı açıktan ve resmen desteklemiştir. Verilen demeçler, açıklamalar ve herkesin gözü önünde yapılan TTB Kongreleri bunun en açık delilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt sorunu olarak tanımlanan bu proje, ABD ve AB'nin sorunudur. Şark sorununun bugünkü adıdır. Şark sorunu Batılı emperyalist devletlerin Osmanlı Devletinin Parçalanması projesine verdikleri addır. Kürt Sorunu (buna ek olarak Ermeni, Kıbrıs ve Ege ve benzeri sorunları ekleyebiliriz) Türk devletinin parçalanması ve yok edilmesi sorunudur. Türkiye ve Türkler için kendi devletlerinin parçalanamaması bir sorun olamaz. Bizim,“Batı emperyalizminden kurtulma” ve yeniden “tam bağımsız egemen bir devlet olma sorunumuz” vardır. Kürt sorununu çözme projesi, günümüzde sadece emperyalizme hizmet eden bazı solcuların değil, sağcıların, Fethullah'çıların, diyalogcuların, tarikatların kısacası emperyalist proje içinde yer alan herkesin katkı ve destek verdiği bir projedir. Bu projenin nihai amacı kukla bir Kürt devleti kurulmasıdır. ABD ve AB himayesi ve kontrolünde kurulacak olan bu devlet kukla Kuzey Irak Kürt devleti ile birleştirilecektir. Kurulacak bu devletin askeri ve siyasi görevi, halen olduğu gibi,ABD ve AB'nin çıkarlarını korumak için bölge ülkeleri ve Türkiye ile savaşmak olacaktır. Kürt sorununu çözmek için kurulacak bu devlet, toprak ağalığına dayanan feodal otokratik bir devlet olacaktır. Bu proje ülkemizde yaşayan Kürtlerin hiç de menfaatine değildir. Bölünmeyi, Osmanlı imparatorluğunun parçalanmasında olduğu gibi göçler, parçalanmış aileler ve mübadeleler izleyecektir. Ülkemiz içinde yaşayan Kürt vatandaşlar bir anda başka bir ülkenin vatandaşı olacak; sınırlar çizilecek ve kukla devlet içinde kalanlar daha önce ellerini kollarını sallayarak dolaştıkları memleketlerinde pasaport ve vize ile gelecek; kaçak çalışmak zorunda kalacaktır. Başarılı olursa Kürtler bağımsız bir devlet kazanmayacak; ellerindeki devleti de kaybedeceklerdir. Projenin bu yönünü kimse görmek ve göstermek istememektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye şu anda mutlu ve aydınlık bir yolda değildir. Gelecek karanlık ve büyük olaylara gebedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabip Odası seçimlerine katılan hekimler, oynanan oyunun ve olan bitenin bir türlü farkına varmamıştır. Görev almaktan kaçınmış ve meydanı kötü niyetli ve bölücü projeleri destekleyen kişilere bırakmıştır. Kürtçe tıp kurultaylarının toplandığı, Kürt tabipler odasının kurulmaya çalışıldığı bu dönemde tabiplerin oylarını daha dikkatli kullanmaları gerektiği açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu seçim dönemi itibarı ile, dönemin hassasiyeti gereği, hekimleri, emperyalist projeleri bazen açıktan bazen de kuzu postuna bürünerek savunan kişi ve gruplara karşı uyanık olmaları konusunda bir kere daha uyarmak mecburiyetindeyiz. Hiç kimse unutmasın ki verilecek her oydan ve doğacak sonuçlardan herkesin sorumluluğu vardır. Hekimler, seçimlerde emperyalist projeleri destekleyen kişilere oy vermemeli ve bu şekilde odasına ve ülke bütünlüğüne sahip çıkmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksi halde daha sonra oturup ağlamanın faydası yoktur.&lt;br /&gt;                                                                                     25.4.2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.guvercinevi.net/siyaset/2749-tabib-odalar-ve-tbb-secimleri&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-7653175831180833494?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/7653175831180833494/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=7653175831180833494' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/7653175831180833494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/7653175831180833494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/04/tabip-odasi-secimleri-basladi.html' title='Tabib Odaları ve TTB Seçimleri'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-5287906744521642395</id><published>2010-04-10T12:55:00.000-07:00</published><updated>2010-04-10T12:57:56.488-07:00</updated><title type='text'>Beyaz Üçgen'de 60 Gözaltı</title><content type='html'>Beyaz Üçgen'de 60 Gözaltı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Polisi, Sosyal Güvenlik Kurumu'nu dolandırdıkları iddiasıyla 14'ü doktor toplam 60 kişiye yönelik operasyon başlattı. Beyaz Üçgen adı verilen ve 27 aydır devam eden operasyonda zanlıların sahte ve usulsüz düzenledikleri rapor ve reçeteler ile kurumu 3-4 milyon TL zarara uğrattıkları iddia ediliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Mali Suçlar Büro Amirliği'nden yapılan açıklamada, yapılan teknik takip çalışmaları sonucu biri tabip yarbay 14 doktor, üç eczane sahibi, altı eczane çalışanı, iki ilaç mümessili ve bir özel huzurevi müdürünün de göazltında bulunduğu ifade edildi. Gözaltına alınan kişilerle birlikte çok sayıda hasta raporu, reçete, sağlık karnesi, kimlik fotokopileri, kesilmiş ilaç kupürleri ele geçirildi. &lt;br /&gt;Ankara Emniyetinde 4 günlük sorgunun ardından 34'ü tutuksuz yargılanmak üzere Ankara Cumhuriyet Savcılığı'nca 26'sı suç örgütü mensubu olduğu iddiasıyla Ankara Adliyesi'ne sevk edildi. &lt;br /&gt;Zanlıların yakınlarını hasta gibi göstererek gözaltına alınan doktorlara rapor düzenlettirdikleri ve pahalı ilaçlar yazdırdıkları, yaşlılara da reçetelerle astım, psikiyatri bozukluğu, şeker hastalığı gibi devam eden sahte hasta raporu oluşturdukları ifade edildi. &lt;br /&gt;SGK'yı 3-4 Milyon TL zarara uğrattıkları iddia edilen bu kişiler, suç işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak, sahte belge düzenlemek, kamu kurumunu dolandırmak yoluyla haksız kazanç elde etmek, kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye atmak, rüşvet almak-vermek iddialarıyla yargı önüne çıkarıldılar.(ANKA) &lt;br /&gt;(ÜNS/ÖMR) (Ankara Haber Ajansı) 09.04.2010 10:43 [1997244]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-5287906744521642395?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/5287906744521642395/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=5287906744521642395' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/5287906744521642395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/5287906744521642395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/04/beyaz-ucgende-60-gozalt.html' title='Beyaz Üçgen&apos;de 60 Gözaltı'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-3316764341676472791</id><published>2010-04-10T12:47:00.000-07:00</published><updated>2010-04-10T12:52:48.341-07:00</updated><title type='text'>Başkentte İlaç Vurgunu</title><content type='html'>Başkentte İlaç Vurgunu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkentte sahte rapor ve reçete düzenleyerek Sosyal Güvenlik Kurumu'nu(SGK) dolandırdıkları iddiasıyla 14'ü doktor ve aralarında eczacılarında 60 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan doktorlar arasında tanınmış isimlerinde bulunduğu belirtilirken, zanlıların devleti 3-4 milyon TL zarara uğrattıkları kaydedildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Mali Suçlar Büro Amirliği ekipleri yaklaşık iki yıl önce bazı eczacı, doktor ve ilaç firmaları mümessillerinin beraber hareket ederek sahte ve usulsüz düzenledikleri rapor ve reçetelerle SGK'yı dolandırdıklarını belirledi. Bunun üzerine ekipler, 27 ay süren 'Beyaz üçgen' adı verilen projeli bir çalışma ile teknik-takip başlattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan teknik-takip sonucu operasyon başlatan ekipler, 60 kişiyi göz altına aldı. Gözaltına alınanların arasında biri tabip yarbay 14 doktor, üç eczane sahibi, altı eczane çalışanı, iki ilaç mümessili ve bir özel huzurevi müdürü de bulunuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUZUREVİNDEKİ YAŞLILAR üZERİNDE VURGUN &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözaltına alınan kişilerle birlikte çok sayıda hasta raporu, reçete, sağlık karnesi, kimlik fotokopileri, kesilmiş ilaç kupürleri ele geçirildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emniyetinde 2 gün boyunca sorgulanan 60 zanlıdan 34'ü tutuksuz yargılanmak üzere savcılık talimatıyla emniyette serbest bırakılırken, suç örgütü mensubu olduğu iddia edilen 26 kişi ise sabah saatlerinde adliyeye sevk edildi. Zanlıların, yakınlarını hasta gibi göstererek gözaltına alınan doktorlara rapor düzenlettirdikleri ve pahalı ilaçlar yazdırarak SGK'yı dolandırdıkları öğrenildi. Bu arada özel bir huzurevinin müdürüyle işbirliği yapan zanlılar, huzurevinde kalan yaşlılara reçetelerle astım, psikiyatri bozukluğu, şeker hastalığı gibi devam eden sahte hasta raporu oluşturarak vurgun yaptıkları belirlendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-4 MİLYON TL'LİK VURGUN &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözaltına alınan zanlılardan 26'sı, suç işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak, sahte belge düzenlemek, kamu kurumunu dolandırmak yoluyla haksız kazanç elde etmek, kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye atmak, rüşvet almak-vermek iddialarıyla mahkemeye sevk edildi. Zanlılar mahkemeye çıkartıldıkları sırada montlarıyla yüzlerini kapatırken, kendilerini görüntüleyen basın mensuplarına da tepki gösterdiler. Öte yandan Emniyet yetkilileri, gözaltına alınan kişilerin sahte reçete ve rapor düzenleyerek 3-4 milyon TL'lik bir vurgun yaptıkları belirtiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Fevzi KIZILKOYUN / ANKARA / DHA)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.haberler.com/video-haber/video.asp?id=1997627&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-3316764341676472791?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/3316764341676472791/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=3316764341676472791' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/3316764341676472791'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/3316764341676472791'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/04/baskentte-ilac-vurgunu.html' title='Başkentte İlaç Vurgunu'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-7589516581300282428</id><published>2010-04-10T11:38:00.000-07:00</published><updated>2010-04-10T12:47:10.848-07:00</updated><title type='text'>Eczanelerle ortak çalışan sağlık çetesi çökertildi</title><content type='html'>Eczanelerle ortak çalışan sağlık çetesi çökertildi&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü tarafından özel bir tıp merkezi ile 31 eczaneye düzenlenen operasyonda, sağlık karnelerine usulsüz ilaç yazarak devleti milyonlarca YTL dolandıran bir sağlık çetesi çökertildi. 'Yan Etki 21' adı verilen operasyonda, aralarında serbest çalışan İ.A. ve S.T. adlı 2 doktor, 9 özel tıp merkezi çalışanı ve eczane çalışanlarının da bulunduğu 47 kişi gözaltına alındı. Sağlık karnesine usulsüz muayene ve reçete işlemi yapılan 120 şahsın da bilgisine başvuruldu.&lt;br /&gt;Diyarbakır genelinde değişik tarihlerde kullanım süreleri henüz dolmamış çok sayıda ilacın kupürleri kesilmiş halde bulunması üzerine Emniyet ekipleri çalışma başlattı. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) müfettişleri ile koordineli yürütülen 6 aylık çalışmada, Diyarbakır'da faaliyet yürüten eczaneler ile tıp merkezlerine SGK tarafından yapılan ödemeler incelemeye alındı. Suç örgütü yapılanması çerçevesinde hareket eden bir tıp merkezi ve bağlantılı faaliyet yürüten eczane çalışanlarının değişik yöntemlerle ele geçirdikleri sağlık karnelerine usulsüz yapılan reçete ve muayene işlem bedellerini SGK'ya fatura ettikleri; bu şekilde devleti yüklü miktarda zarara uğrattıkları tespit edildi. &lt;br /&gt;Şebekenin, tıp merkezine günde ortalama 20 kişi gelmesine karşın 100 kişi gelmiş gibi gösterdikleri belirlendi. Çetedeki doktorların ise merkeze gelmeyen hastalar adına muayene ve tahlil yaptırdığı tespit edilirken kimi hastalara ise 'paket tahlil' yaptırılmış gibi gösterilerek, tıp merkezine haksız kazanç sağlandığı ortaya çıktı. Ayrıca anlaşmalı eczanelerden gelen sağlık karnelerine ilaveler yapılıp bu yolla da eczanelerin haksız kazanç elde ettiği saptandı. Bunun üzerine harekete geçen polis, 16 Mayıs'ta bir özel tıp merkezi ile 31 eczaneye 'Yan Etki 21' adlı operasyon düzenledi. Operasyonda gözaltına alınan 6'sı bayan 47 zanlı, adliyeye sevk edildi. ZAMAN &lt;br /&gt;Emrullah Bayrak, 21 Mayıs 2008, Çarşamba&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=692186&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-7589516581300282428?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/7589516581300282428/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=7589516581300282428' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/7589516581300282428'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/7589516581300282428'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/04/eczanelerle-ortak-calsan-saglk-cetesi.html' title='Eczanelerle ortak çalışan sağlık çetesi çökertildi'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-2163255152109218210</id><published>2010-03-24T14:33:00.001-07:00</published><updated>2010-03-24T14:33:50.726-07:00</updated><title type='text'>FDA GSK NIN ROTARIX'İNİ ASKIYA ALDI</title><content type='html'>&lt;h2&gt;DİKKAT!! FDA GSK NIN ROTARIX'İNİ ASKIYA ALDI&lt;/h2&gt;                                                               &lt;span class="submitted"&gt;Salı, 03/23/2010 - 08:43  — haberler&lt;/span&gt;          &lt;div class="content"&gt;     &lt;p&gt;FDA, dün sağlık mensuplarına yayınladığı uyarıda rotavirus hastalığından koruduğu söylenen GSK nın ROTARIX aşısını hakkındaki bilgiler tam olarak öğrenilinceye kadar kullanmamalarını istedi. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yapılan çalışmalarda ROTARIX içinde DOMUZ circovirus tip 1 (PCV1) DNA sı olduğu gösterildi. FDA doktorlara ve hastalara ilk doz Rotarix'i almış olanların daha sonraki 2 dozu RotaTeq ile tamamlamalarını istedi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Türkiyede tek dozu 142.32 TL olarak 6 haftalıktan itibaren kullanılmasına müsaade edilen ROTARIX'in prospektüsünde içinde domuz PCV1 DNA sı olduğu bildirilmemekte. Prospektüsünde aşının insan rotavirus RIX4414 suşundan elde edildiği söylenmekte.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;http://www.kfd.org.tr/?q=node/696&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;   &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-2163255152109218210?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/2163255152109218210/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=2163255152109218210' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/2163255152109218210'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/2163255152109218210'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/03/fda-gsk-nin-rotarixini-askiya-aldi.html' title='FDA GSK NIN ROTARIX&apos;İNİ ASKIYA ALDI'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-7031403129619955267</id><published>2010-03-24T14:30:00.000-07:00</published><updated>2010-03-24T14:32:55.907-07:00</updated><title type='text'>FDA asks doctors to temporarily halt use of Rotarix vaccine</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:+2;"&gt;&lt;b&gt;FDA asks doctors to temporarily halt use of Rotarix vaccine&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt; &lt;span style="font-size:-1;"&gt; By David Brown&lt;br /&gt;Washington Post Staff Writer&lt;br /&gt;Tuesday, March 23, 2010; A09&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; Officials at the Food and Drug Administration advised physicians Monday to temporarily stop using Rotarix, a vaccine commonly given to children to protect them against the stomach bug rotavirus, because it is contaminated with traces of a second virus. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;The contaminant, called PCV-1, is a DNA virus that infects pigs and other species but is not known to cause illness in humans or any other animals. The virus appears to have come from the cell cultures used to make Rotarix. &lt;/p&gt; &lt;p&gt; "There is no evidence this poses a safety risk," &lt;a href="http://www.whorunsgov.com/Profiles/Margaret_A._Hamburg" target=""&gt;Margaret A. Hamburg&lt;/a&gt;, FDA commissioner, told reporters in a telephone briefing. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;The contaminant was found by a team of independent researchers testing a new way to screen vaccines for impurities. Rotarix's maker, the pharmaceutical company GlaxoSmithKline, was told of the finding in early February. Both it and the FDA have since confirmed the presence of PCV-1 in the vaccine, which is given in two oral doses to infants between 6 and 24 weeks old. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hamburg said the FDA is not pulling Rotarix off the market, and that even asking doctors to suspend its use for the moment "was not an easy call." After consulting with scientists at the National Institutes of Health and the Centers for Disease Control and Prevention, as well as officials at the Department of Health and Human Services, "We felt that the judicious thing to do was to make a pause and try to determine what this virus was doing in the vaccine and how it got there." &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Rotavirus can cause vomiting and watery diarrhea in infants and children. Globally, it is one of the more serious infections of infancy, causing about 500,000 deaths a year. While deaths number fewer than 100 in the United States, the virus was responsible for about 50,000 pediatric hospitalizations annually before the vaccine came into common use. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Rotarix was licensed in 2008. Another rotavirus vaccine, RotaTeq, made by Merck, came on the market in 2006. FDA officials suggested that pediatricians use it rather than Rotarix for the time being. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Although the FDA is recommending that doctors avoid Rotarix, Hamburg said she realizes health agencies in other countries may not agree with that advice, especially if an alternative vaccine isn't available. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Thomas Breuer, the chief medical officer of GSK Biologicals, said the pharmaceutical house "is committed to patient safety and to the highest manufacturing standards for all our vaccines and medicines," according to a company statement. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;A GSK spokeswoman, Sarah Alspach, said the company "has elected to stop distribution and shipment of Rotarix and will not accept customer orders . . . until further notice." The vaccine is made at a plant in Belgium. Worldwide sales in 2009 were $440 million, with $118 million -- or about 30 percent of the total -- in the United States. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Alspach said the company "is now reviewing how best to replace, in a timely way, the cell bank and virus seeds used as base production material." Preliminary tests of GSK's inactivated polio vaccine, which is also made in cell culture, has not found the contaminating virus. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;PCV-1 stands for "porcine circovirus type 1." A related virus, PCV-2, can cause a "post-weaning multisystem wasting syndrome" in piglets. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;FDA officials said they were uncertain whether whole PCV-1 viruses were present in the vaccine or just pieces of DNA left over from the manufacturing process. The agency will convene a meeting of experts in about six weeks to review the results of its and GSK's investigation. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Neither government nor company officials would identify the "academic researchers" who found the contaminants. Those scientists are reportedly preparing a scientific article on their new method of screening vaccines. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Rotarix is a "live" but weakened strain of rotavirus. Such vaccines are often harder to purify than ones containing only fragments of a virus. In a guide for manufacturers released last month, FDA regulators noted that "comprehensive testing and qualification of the biological starting materials and lot-by-lot testing for adventitious [unwanted] agents are particularly important" for such vaccines.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2010/03/22/AR2010032202913.html&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-7031403129619955267?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/7031403129619955267/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=7031403129619955267' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/7031403129619955267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/7031403129619955267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/03/fda-asks-doctors-to-temporarily-halt.html' title='FDA asks doctors to temporarily halt use of Rotarix vaccine'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-1192521644334683752</id><published>2010-03-24T14:25:00.000-07:00</published><updated>2010-03-24T14:27:11.252-07:00</updated><title type='text'>UZUN SÜRE BİFOSFONAT KULLANIMI KEMİK KIRIKLARINA SEBEP OLUYOR</title><content type='html'>&lt;h2&gt;UZUN SÜRE BİFOSFONAT KULLANIMI KEMİK KIRIKLARINA SEBEP OLUYOR&lt;/h2&gt;                                                               &lt;span class="submitted"&gt;Paz, 03/21/2010 - 20:05  — haberler&lt;/span&gt;          &lt;div class="content"&gt;     &lt;p&gt;Uzun sure bifosfonat (osteoporoz ilac) kullananlarda kemik kırıkları önleneceğine artmakta. ABD de senelik Ortopedi kongresinde (11 mart 2010, abs 241 ve 339) takdim edilen 2 çalışmada 4 seneden daha uzun sure bifosfonat kullananlarda kemik kalitesinin bozulduğu ve u kadılnlarda garip kemik kırıkları ortaya çıktığı açıklandı. Uzun sure bifosfanat kullananlarda kemik heterojenezitesi bozulmakta, biyopsilerde kemikte aşırı yaşlanma tesbit edilmekte. Bu konuda FDA’in alacağı karar merakla beklenmekte.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Klinik Farmakoloji Derneği ağ sayfasından alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;   &lt;/div&gt;http://www.kfd.org.tr/?q=node/690&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-1192521644334683752?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/1192521644334683752/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=1192521644334683752' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/1192521644334683752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/1192521644334683752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/03/uzun-sure-bifosfonat-kullanimi-kemik.html' title='UZUN SÜRE BİFOSFONAT KULLANIMI KEMİK KIRIKLARINA SEBEP OLUYOR'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-8375442080632650840</id><published>2010-03-24T14:24:00.000-07:00</published><updated>2010-03-24T14:25:44.701-07:00</updated><title type='text'>AVANDİA lehine yazan yazarların GSK ile çıkar ilişkisi ortaya konuldu</title><content type='html'>&lt;h2&gt;AVANDİA lehine yazan yazarların GSK ile çıkar ilişkisi ortaya konuldu&lt;/h2&gt;                                                     &lt;div id="node-691" class="node"&gt;          &lt;span class="submitted"&gt;Paz, 03/21/2010 - 22:53  — haberler&lt;/span&gt;          &lt;div class="content"&gt;     &lt;p&gt;&lt;span style="font-size: larger;"&gt;BMJ de yayınlanan yeni bir araştırma (BMJ 2010;340:c1344) GSK nın Avandiasını kalp krizine yol açtığı 2007 yılından beri bilinmesine rağmen, destekleyen araştırmacıların çoğunun GSK ile aralarında maddi bağlar (!) olduğunu ortaya çıkarttı. Araştırmacıların değerlendirdiği 202 çaışmanın 108 (%53) tanesinde çıkar ilişkisi notu ve 90 araştırmacının (araştırmacıların %45 i) GSK ile çıkar ilişkisi olduğunu ortaya koymuş. Çıkar ilişkisi bulunan 90 çalışmanın 69 tanesinde bu ilişki açıklanmış, 21 çalışmada ise firma ilişkisi saklanmıştır (bunlardan 3 tanesinde çıkar ilişkimiz yok denilerek doğru olmayan beyanda bulunmuştur). Çıkar ilişkisi bulunan çalışmaların yanlız 6 tanesi Avendia aleyhine bulunmuştur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Published 18 March 2010,  BMJ 2010;340:c1344&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt; Association between industry affiliation and position on cardiovascular risk with rosiglitazone: cross sectional systematic review &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Amy T Wang, resident in internal medicine1,2, Christopher P McCoy, chief resident in internal medicine1, Mohammad Hassan Murad, assistant professor of medicine1,2,3, Victor M Montori, professor of medicine1,2,4 1 Department of Internal Medicine, Mayo Clinic, Rochester, MN, USA, 2 Knowledge and Encounter Research Unit, Mayo Clinic, Rochester, MN, USA, 3 Division of Preventive, Occupational and Aerospace Medicine, Mayo Clinic, Rochester, MN, USA, 4 Division of Endocrinology, Mayo Clinic, Rochester, MN, USA&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Abstract&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Objective&lt;/strong&gt; To explore a possible link between authors’ financial conflicts of interest and their position on the association of rosiglitazone with increased risk of myocardial infarction in patients with diabetes. Data sources On 10 April 2009, we searched Web of Science and Scopus for articles citing and commenting on either of two index publications that contributed key data to the controversy (a meta-analysis of small trials and a subsequent large trial). Data selection Articles had to comment on rosiglitazone and the risk of myocardial infarction. Guidelines, meta-analyses, reviews, clinical trials, letters, commentaries, and editorials were included. Data extraction For each article, we sought information about the authors’ financial conflicts of interest in the report itself and elsewhere (that is, in all publications within two years of the original publication and online). Two reviewers blinded to the authors’ financial relationships independently classified each article as presenting a favourable (that is, rosiglitazone does not increase the risk of myocardial infarction), neutral, or unfavourable view on the risk of myocardial infarction with rosiglitazone and on recommendations on the use of the drug. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Results&lt;/strong&gt; Of the 202 included articles, 108 (53%) had a conflict of interest statement. Ninety authors (45%) had financial conflicts of interest. Authors who had a favourable view of the risk of myocardial infarction with rosiglitazone were more likely to have financial conflicts of interest with manufacturers of antihyperglycaemic agents in general, and with rosiglitazone manufacturers in particular, than authors who had an unfavourable view (rate ratio 3.38, 95% CI 2.26 to 5.06 and 4.29, 2.63 to 7.02, respectively). There was likewise a strong association between favourable recommendations on the use of rosiglitazone and financial conflicts of interest (3.36, 1.94 to 5.83). These links persisted when articles rather than authors were used as the unit of analysis (4.69, 2.84 to 7.72), when the analysis was restricted to opinion articles (6.29, 2.15 to 18.38) or to articles in which the rosiglitazone controversy was the main focus (6.50, 2.56 to 16.53), and both in articles published before and after the Food and Drug Administration issued a safety warning for rosiglitazone (3.43, 0.99 to 11.82 and 4.95, 2.87 to 8.53, respectively).&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Conclusions&lt;/strong&gt; Disclosure rates for financial conflicts of interest were unexpectedly low, and there was a clear and strong link between the orientation of authors’ expressed views on the rosiglitazone controversy and their financial conflicts of interest with pharmaceutical companies. Although these findings do not necessarily indicate a causal link between the position taken on the cardiac risk of rosiglitazone in patients with diabetes and the authors’ financial conflicts of interest, they underscore the need for further changes in disclosure procedures in order for the scientific record to be trusted.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Klinik Farmakoloji Derneği ağ sayfasından alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;http://www.kfd.org.tr/?q=node/691&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;   &lt;/div&gt;      &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-8375442080632650840?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/8375442080632650840/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=8375442080632650840' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/8375442080632650840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/8375442080632650840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/03/avandia-lehine-yazan-yazarlarn-gsk-ile.html' title='AVANDİA lehine yazan yazarların GSK ile çıkar ilişkisi ortaya konuldu'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-7701792033237071089</id><published>2010-02-06T04:00:00.000-08:00</published><updated>2010-02-06T04:07:12.024-08:00</updated><title type='text'>Domuz gribinde skandal itiraf</title><content type='html'>Domuz gribinde skandal itiraf                 &lt;br /&gt;http://www.milliyet.com.tr/domuz-gribinde-skandal-itiraf/dunya/sondakika/04.02.2010/1194708/default.htm?ver=50&lt;br /&gt; 4.2.2010&lt;br /&gt;Tüm dünyada önce büyük panik sonra şüphe yaratan hastalıkta ilgili DSÖ'de çark etti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm dünyada önce panik, sonra korku ve son olarak kuşkuyla karşılanan domuz gribi hastalığı giderek daha büyük bir skandala dönüşüyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün direktifleri doğrultusunda tüm dünyada gerçekleşen aşı kampanyaları ve milyarlarca dolara varan aşı ve ilaç stoklarına rağmen “Yanlış yapıyorsunuz” diyen bazı bilim adamları ilk aylarda tepkiyle karşılanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak son dönemde hastalığın neredeyse tamamen ortadan kaybolması ve ölüm vakalarının normal gripten ölümlerin bile kat kat altında kalması saygın bilim adamlarının da yavaş yavaş “domuz gribi abartıydı” diyen bu uzmanların yanına katılmasına sebep oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatan Gazetesi'nde yer alan habere göre; ilk olarak Harvard Üniversitesi uzmanlarının araştırması, domuz gribinin mevsimsel gripten farkının bulunmadığını, öldürme riskinin daha düşük olduğunu ve aşılama kampanyalarının gereksiz olduğunu ortaya çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddialar üzerine domuz gribini “yüzyılın en büyük tıp skandalı” olarak tanımlayan Avrupa Konseyi Aile ve Sağlık Komisyonu Başkanı Wolfgang Wodarg, geçen ay AK Parti İstanbul Milletvekili Lokman Ayva ile Karabük Milletvekili Mustafa Ünal’ın da yer aldığı 14 Avrupa milletvekiliyle birlikte Avrupa Konseyi’ne “Domuz gribi sahte bir salgın mıydı, araştırılsın” başlıklı bir araştırma önergesi verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;WHO da çark etti &lt;br /&gt;Önergenin kabul edilmesinin ardından önceki gün domuz gribi oturumunda ifade veren Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) hastalıkların sıklık ve yayılma düzenini inceleyen epidemioloji birimi direktörü Profesör Ulrich Keil, “Domuz gribi salgını ilaç üreticilerinin kârlarını artırmak için bu şirketlerle ortak olarak üretilen bir korku kampanyasıydı” diye konuştu. WHO grip direktörü Keiji Fukuda ise “Domuz gribi konusunda karar alan bilim adamlarımızın ilaç şirketleriyle herhangi bir çıkar anlaşmaları bulunmamaktadır” diye örgütü savundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;WHO’da kalp hastalıkları konusunda bir numaralı uzman olarak kabul edilen Profesör Keil, Avrupa Konseyi’ndeki ifadesinde şu sözleri kullandı: “WHO, SARS ve kuş giribi konusunda da tüm tahminlerinde yanıldı. Kamu sağlığını ilgilendiren onca şey varken domuz gribi konusunda halkta büyük bir panik yaşanmasına sebep olduk ve bu tamamen abartılmış bir korkuydu. WHO’nun kararları ülkelerin sağlık bütçelerine çok büyük yük getirdi. İnsanların ölümüne sebep olan en önemli etkenlerin hipertansiyon, sigara, yüksek kolesterol, obezite, egzersiz yapmama, sebze ve meyve tüketiminin azlığı olduğunu çok iyi biliyoruz. Hükümetler, WHO’nun tavsiyesi doğrultusunda bu alanlara yatırım yapmaları gerekirken küresel bir salgın yaşanması yönündeki deliller çok zayıf olmasına rağmen domuz gribine yatırım yapmak zorunda bırakıldı.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-7701792033237071089?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/7701792033237071089/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=7701792033237071089' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/7701792033237071089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/7701792033237071089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/02/domuz-gribinde-skandal-itiraf.html' title='Domuz gribinde skandal itiraf'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-4747068909630087648</id><published>2010-02-05T00:17:00.002-08:00</published><updated>2010-02-05T00:18:02.137-08:00</updated><title type='text'>DSÖ Domuz Gribi Rezaletini İtiraf Etti</title><content type='html'>DSÖ Domuz Gribi Rezaletini İtiraf Etti, Dünya Çalkalanıyor… Bizde İse Skandala Çıt Yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domuz gribi salgınının Avrupa’dan sonra Dünya Sağlık Örgütü de ‘korku kampanyası’ olduğunu açıkladı. Sağlık Bakanlığı’ndan ise çıt çıkmıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;05 Şubat 2010 Cuma 01:02&lt;br /&gt;&lt;a href="javascript:changeFontSize(12);"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="javascript:changeFontSize(14);"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="javascript:changeFontSize(16);"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="javascript:changeFontSize(18);"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1- Sahte salgın rezaletini dünya itiraf ettiRezaleti itiraf ettiler! Tüm dünyada önce büyük panik, sonra korku ve son olarak kuşkuyla karşılanan domuz gribi hastalığı giderek daha büyük bir skandala dönüştü. Domuz gribinin mevsimsel gripten farkının bulunmadığı, aşılamanın gereksiz olduğu ortaya çıktı. Dünya Sağlık Örgütü’nün bir numaralı uzmanlarından Profesör Ulrich Keil, “Tüm tahminlerinde yanıldık. Domuz gribi konusunda halkta büyük bir panik yaşanmasına sebep olduk” dedi. 2- Korku kampanyası diye duyurulduDomuz gribini “yüzyılın en büyük tıp skandalı” olarak tanımlayan Avrupa Konseyi Aile ve Sağlık Komisyonu Başkanı Wolfgang Wodarg araştırma önergesi verdi. Önergenin kabul edilmesinin ardından önceki gün domuz gribi oturumunda ifade veren Dünya Sağlık Örgütü’nden (WHO) Prof. Ulrich Keil, “Domuz gribi salgını ilaç üreticilerinin kârlarını artırmak için bu şirketlerle ortak olarak üretilen bir korku kampanyasıydı” diye konuştu.3- Sağlık Bakanlığı suskunluğunu koruyorDomuz gribi tehdidiyle halkı günlerce paniğe sevkeden Sağlık Bakanlığı ortaya çıkan son gelişmeler karşısında suskunluğunu koruyor. Özellikle çocukları olan aileler perişan oldu. Çok kişi gereksiz yere ve riski göze alarak aşılandı. Sonuç olarak domuz gribi salgını palavra çıktı.  Satın alınan aşılar kullanılmadı. Aşılara 1 milyar TL’ye yakın para ödendi. Rezalete kamuoyu tepki göstermezken, elinde 5 milyon doz aşı kaldığı söylenen Bakanlık ise sessiz.Akdağ tüm ülkeyi germiştiGeçtiğimiz yıl mart ayında başlayan domuz gribi haberleriyle birlikte Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamalarla tüm Türkiye gergin bir havaya sokulmuş, yandaş profesörler, “Domuz gribi, pandemi vardır” diyerek insanları paniğe sevketmişlerdi. Yalan zincirinden dehşete kapılan insanlar ise özellikle çocuklara yönelik yapılan yalan haberlerle hastanelere akın etmişlerdi. Havaalanlarına milyonlarca dolarlık termal kameralar alınmış, kanserden ya da mide kanamasından ölen insanların bile domuz gribinden öldüğü açıklanmıştı.Kobay gibi mi kullanıldık?Eski bir Sağlık Bakanı  Türkiye’nin domuz gribi aşılarında kobay olarak kullanılacağını iddia etmişti. Aşının yan etkilerinin henüz bilinmediğini belirten   eski Bakan, “Bu aşıların henüz Faz -1 sonucu yoktur. Yani bizim insanlarımız denek olarak kullanılacak. Gelecek aşıları ilk önce AKP’lilerde kullansınlar” demişti. ABD’de yapılan aşının yan etkileri nedeniyle çok sayıda insanın ciddi rahatsızlıklar geçirdiğini iddia eden eski Bakan, aşı sonucu kalıcı felç bile yaşanabileceğini anlatmıştı.Aşılara 120 milyon ödendiSağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, önceki gün İstanbul’da düzenlenen bir toplantıda yaptığı konuşmada, bakanlığını savundu ve çok başarılı bir operasyon yürüttüklerini söyledi. Türkiye’nin satın aldığı 8,4 milyon doz aşının yarısının kullanıldığını belirten Akdağ, elde kalan aşılarla ilgili sorunu ilgili firma ile görüşerek çözeceklerini kaydetti. Domuz gribi aşısı konusunda eski Sağlık Bakanı ve birkaç hocanın haksızlık yaptığını ifade eden Akdağ, aşılara ödenen paranın 120 milyon TL olduğunu açıkladı.Kavgayı bırak hesap verMeclis’teki ’peygamber’ kavgasında gözlüğünü ve ceketini çıkarıp vekillerin üzerine yürüyen Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın kavga etmeyi bırakıp Türkiye’de yaratılan sağlık skandalının hesabını vermesi isteniyor. Yapılan yanlışlığın Türkiye’yi zarara uğrattığını ve külhanbeylikle örtülemeyeceğini belirten milletvekilleri “Türkiye’nin sağlığı kimlere emanet, görüldü” yorumunu yapıyor. CHP Ordu Milletvekili Rahmi Güner, böyle bir davranışın yapılan yanlışlıkların üzerini örtemeyeceğini söyledi. Güner, domuz gribi diye lanse edilen hastalığın normal gripten farklı olmadığı anlaşılınca bir vurgun olduğu yönünde kamuoyuna kaygı saldığını belirterek şunları söyledi: Millet adına utandım“Sağlık Bakanı’nın yanlış uygulaması aslında Başbakan ile ters düşmesiyle birlikte ortaya çıktı. Bu noktadan sonra vatandaşlar kaygıya düştü. Türkiye’nin 500-600 milyon dolarının çöpe gittiğine dair ciddi kaygılar doğurdu. Bunun nedeni domuz gribi olarak lanse edilen hastalığın, normal gripten farklı olmadığının anlaşılması üzerine çıktı. Şimdi burada külhanbeylik yapmak, basitlikten öte gitmiyor. Gözümün önünde cereyan eden olayda, TBMM’de millet adına utandım” dedi.Akdağ hemen istifa etmeliCHP’li Rahmi Güner, Akdağ’ın bir devlet adamına yakışmayacak davranışlar sergilediğini söyledi. Güner şöyle konuştu: “Türkiye’yi zarara uğratan büyük bir olayın üstü bu tür davranışlarla kapatılamaz. Bu aslında bir TBMM Araştırma konusudur, bunun da ötesinde bir gensoru konusudur. Millet sağlık politikalarımızın kimlere emanet olduğunu açıkça görmüştür. Recep Akdağ hükümetten derhal istifa etmesi gereken kişilerin başında gelmektedir.”Domuz gribiyle ilgili konuşacak çok şey varMilletvekilleri, ihalesiz alındığı iddia edilen aşılar için Meclis soruşturması istiyor.TBMM’nin ana görevinin yönetimin sorunlarını tartışmak ve kanun çıkarmak gibi işlevler olduğunu belirten MHP Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu şunları söyledi: Zaman kaybediyoruz“Yaşanan olaylar hiçbir zaman kabul edilemez. Ancak, TBMM esas görevlerinin dışına çıkıp polemiklere kaydırılmak istenirse bu tür görüntüler ortaya çıkıyor. Elbette sorunlar konuşulmalı. Eğer Recep Akdağ’ın eski sağlık Bakanı’na karşı kişisel olarak hissettikleri varsa yeri orası değildi. Bu da zaten doğru olmaz. Bu konular konuşularak olur. Zaten Sağlık Bakanlığı’nın domuz gribiyle birlikte konuşulacak pek çok şeyi de bulunmakta. Bunlar konuşulması gerekirken, polemikler yapılarak zaman kaybettiriliyor. Olumsuz davranışlarla ne iktidar olunur, ne devlet yönetilir, ne de millet bunu kabul eder.”  Yandaş profesörler aşıyı desteklemiştiTürkiye’de iktidara yakın profesör ünvanlı bazı bilim adamları, Sağlık Bakanı’nın domuz gribi aşısı olunması gerektiğiyle ilgili kamuoyuna yaptığı her konuşmasından sonra destekleyen  açıklamalar yapıyorlardı. Hatta bunlardan bazıları daha da ileri giderek aşı olunmadığı taktirde kesin ölüm riski bulunduğunu söylemekten çekinmediler. Pandemi İzleme Bilim Kurulu üyelerinden Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ise ise öleceklerin sayısını bile verdi ve uyardı: “Aşılamada istenilen seviyeye çıkılamadı. Tehlike büyüyor. Domuz gribinden ölenlerin sayısı 2400’ e çıkar.” (yeniçağ)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.turktime.com/haber/DSO-Domuz-Gribi-Rezaletini-Itiraf-Etti-Dunya-Calkalaniyor%E2%80%A6-Bizde-Ise-Skandala-Cit-Yok/83372"&gt;http://www.turktime.com/haber/DSO-Domuz-Gribi-Rezaletini-Itiraf-Etti-Dunya-Calkalaniyor%E2%80%A6-Bizde-Ise-Skandala-Cit-Yok/83372&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-4747068909630087648?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/4747068909630087648/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=4747068909630087648' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/4747068909630087648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/4747068909630087648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/02/dso-domuz-gribi-rezaletini-itiraf-etti_8351.html' title='DSÖ Domuz Gribi Rezaletini İtiraf Etti'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-8695283900016646060</id><published>2010-02-05T00:17:00.001-08:00</published><updated>2010-02-05T00:18:01.399-08:00</updated><title type='text'>DSÖ Domuz Gribi Rezaletini İtiraf Etti</title><content type='html'>DSÖ Domuz Gribi Rezaletini İtiraf Etti, Dünya Çalkalanıyor… Bizde İse Skandala Çıt Yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domuz gribi salgınının Avrupa’dan sonra Dünya Sağlık Örgütü de ‘korku kampanyası’ olduğunu açıkladı. Sağlık Bakanlığı’ndan ise çıt çıkmıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;05 Şubat 2010 Cuma 01:02&lt;br /&gt;&lt;a href="javascript:changeFontSize(12);"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="javascript:changeFontSize(14);"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="javascript:changeFontSize(16);"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="javascript:changeFontSize(18);"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1- Sahte salgın rezaletini dünya itiraf ettiRezaleti itiraf ettiler! Tüm dünyada önce büyük panik, sonra korku ve son olarak kuşkuyla karşılanan domuz gribi hastalığı giderek daha büyük bir skandala dönüştü. Domuz gribinin mevsimsel gripten farkının bulunmadığı, aşılamanın gereksiz olduğu ortaya çıktı. Dünya Sağlık Örgütü’nün bir numaralı uzmanlarından Profesör Ulrich Keil, “Tüm tahminlerinde yanıldık. Domuz gribi konusunda halkta büyük bir panik yaşanmasına sebep olduk” dedi. 2- Korku kampanyası diye duyurulduDomuz gribini “yüzyılın en büyük tıp skandalı” olarak tanımlayan Avrupa Konseyi Aile ve Sağlık Komisyonu Başkanı Wolfgang Wodarg araştırma önergesi verdi. Önergenin kabul edilmesinin ardından önceki gün domuz gribi oturumunda ifade veren Dünya Sağlık Örgütü’nden (WHO) Prof. Ulrich Keil, “Domuz gribi salgını ilaç üreticilerinin kârlarını artırmak için bu şirketlerle ortak olarak üretilen bir korku kampanyasıydı” diye konuştu.3- Sağlık Bakanlığı suskunluğunu koruyorDomuz gribi tehdidiyle halkı günlerce paniğe sevkeden Sağlık Bakanlığı ortaya çıkan son gelişmeler karşısında suskunluğunu koruyor. Özellikle çocukları olan aileler perişan oldu. Çok kişi gereksiz yere ve riski göze alarak aşılandı. Sonuç olarak domuz gribi salgını palavra çıktı.  Satın alınan aşılar kullanılmadı. Aşılara 1 milyar TL’ye yakın para ödendi. Rezalete kamuoyu tepki göstermezken, elinde 5 milyon doz aşı kaldığı söylenen Bakanlık ise sessiz.Akdağ tüm ülkeyi germiştiGeçtiğimiz yıl mart ayında başlayan domuz gribi haberleriyle birlikte Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamalarla tüm Türkiye gergin bir havaya sokulmuş, yandaş profesörler, “Domuz gribi, pandemi vardır” diyerek insanları paniğe sevketmişlerdi. Yalan zincirinden dehşete kapılan insanlar ise özellikle çocuklara yönelik yapılan yalan haberlerle hastanelere akın etmişlerdi. Havaalanlarına milyonlarca dolarlık termal kameralar alınmış, kanserden ya da mide kanamasından ölen insanların bile domuz gribinden öldüğü açıklanmıştı.Kobay gibi mi kullanıldık?Eski bir Sağlık Bakanı  Türkiye’nin domuz gribi aşılarında kobay olarak kullanılacağını iddia etmişti. Aşının yan etkilerinin henüz bilinmediğini belirten   eski Bakan, “Bu aşıların henüz Faz -1 sonucu yoktur. Yani bizim insanlarımız denek olarak kullanılacak. Gelecek aşıları ilk önce AKP’lilerde kullansınlar” demişti. ABD’de yapılan aşının yan etkileri nedeniyle çok sayıda insanın ciddi rahatsızlıklar geçirdiğini iddia eden eski Bakan, aşı sonucu kalıcı felç bile yaşanabileceğini anlatmıştı.Aşılara 120 milyon ödendiSağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, önceki gün İstanbul’da düzenlenen bir toplantıda yaptığı konuşmada, bakanlığını savundu ve çok başarılı bir operasyon yürüttüklerini söyledi. Türkiye’nin satın aldığı 8,4 milyon doz aşının yarısının kullanıldığını belirten Akdağ, elde kalan aşılarla ilgili sorunu ilgili firma ile görüşerek çözeceklerini kaydetti. Domuz gribi aşısı konusunda eski Sağlık Bakanı ve birkaç hocanın haksızlık yaptığını ifade eden Akdağ, aşılara ödenen paranın 120 milyon TL olduğunu açıkladı.Kavgayı bırak hesap verMeclis’teki ’peygamber’ kavgasında gözlüğünü ve ceketini çıkarıp vekillerin üzerine yürüyen Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın kavga etmeyi bırakıp Türkiye’de yaratılan sağlık skandalının hesabını vermesi isteniyor. Yapılan yanlışlığın Türkiye’yi zarara uğrattığını ve külhanbeylikle örtülemeyeceğini belirten milletvekilleri “Türkiye’nin sağlığı kimlere emanet, görüldü” yorumunu yapıyor. CHP Ordu Milletvekili Rahmi Güner, böyle bir davranışın yapılan yanlışlıkların üzerini örtemeyeceğini söyledi. Güner, domuz gribi diye lanse edilen hastalığın normal gripten farklı olmadığı anlaşılınca bir vurgun olduğu yönünde kamuoyuna kaygı saldığını belirterek şunları söyledi: Millet adına utandım“Sağlık Bakanı’nın yanlış uygulaması aslında Başbakan ile ters düşmesiyle birlikte ortaya çıktı. Bu noktadan sonra vatandaşlar kaygıya düştü. Türkiye’nin 500-600 milyon dolarının çöpe gittiğine dair ciddi kaygılar doğurdu. Bunun nedeni domuz gribi olarak lanse edilen hastalığın, normal gripten farklı olmadığının anlaşılması üzerine çıktı. Şimdi burada külhanbeylik yapmak, basitlikten öte gitmiyor. Gözümün önünde cereyan eden olayda, TBMM’de millet adına utandım” dedi.Akdağ hemen istifa etmeliCHP’li Rahmi Güner, Akdağ’ın bir devlet adamına yakışmayacak davranışlar sergilediğini söyledi. Güner şöyle konuştu: “Türkiye’yi zarara uğratan büyük bir olayın üstü bu tür davranışlarla kapatılamaz. Bu aslında bir TBMM Araştırma konusudur, bunun da ötesinde bir gensoru konusudur. Millet sağlık politikalarımızın kimlere emanet olduğunu açıkça görmüştür. Recep Akdağ hükümetten derhal istifa etmesi gereken kişilerin başında gelmektedir.”Domuz gribiyle ilgili konuşacak çok şey varMilletvekilleri, ihalesiz alındığı iddia edilen aşılar için Meclis soruşturması istiyor.TBMM’nin ana görevinin yönetimin sorunlarını tartışmak ve kanun çıkarmak gibi işlevler olduğunu belirten MHP Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu şunları söyledi: Zaman kaybediyoruz“Yaşanan olaylar hiçbir zaman kabul edilemez. Ancak, TBMM esas görevlerinin dışına çıkıp polemiklere kaydırılmak istenirse bu tür görüntüler ortaya çıkıyor. Elbette sorunlar konuşulmalı. Eğer Recep Akdağ’ın eski sağlık Bakanı’na karşı kişisel olarak hissettikleri varsa yeri orası değildi. Bu da zaten doğru olmaz. Bu konular konuşularak olur. Zaten Sağlık Bakanlığı’nın domuz gribiyle birlikte konuşulacak pek çok şeyi de bulunmakta. Bunlar konuşulması gerekirken, polemikler yapılarak zaman kaybettiriliyor. Olumsuz davranışlarla ne iktidar olunur, ne devlet yönetilir, ne de millet bunu kabul eder.”  Yandaş profesörler aşıyı desteklemiştiTürkiye’de iktidara yakın profesör ünvanlı bazı bilim adamları, Sağlık Bakanı’nın domuz gribi aşısı olunması gerektiğiyle ilgili kamuoyuna yaptığı her konuşmasından sonra destekleyen  açıklamalar yapıyorlardı. Hatta bunlardan bazıları daha da ileri giderek aşı olunmadığı taktirde kesin ölüm riski bulunduğunu söylemekten çekinmediler. Pandemi İzleme Bilim Kurulu üyelerinden Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ise ise öleceklerin sayısını bile verdi ve uyardı: “Aşılamada istenilen seviyeye çıkılamadı. Tehlike büyüyor. Domuz gribinden ölenlerin sayısı 2400’ e çıkar.” (yeniçağ)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.turktime.com/haber/DSO-Domuz-Gribi-Rezaletini-Itiraf-Etti-Dunya-Calkalaniyor%E2%80%A6-Bizde-Ise-Skandala-Cit-Yok/83372"&gt;http://www.turktime.com/haber/DSO-Domuz-Gribi-Rezaletini-Itiraf-Etti-Dunya-Calkalaniyor%E2%80%A6-Bizde-Ise-Skandala-Cit-Yok/83372&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-8695283900016646060?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/8695283900016646060/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=8695283900016646060' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/8695283900016646060'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/8695283900016646060'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/02/dso-domuz-gribi-rezaletini-itiraf-etti_05.html' title='DSÖ Domuz Gribi Rezaletini İtiraf Etti'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-7474643369337858128</id><published>2010-02-05T00:17:00.000-08:00</published><updated>2010-02-05T00:18:00.695-08:00</updated><title type='text'>DSÖ Domuz Gribi Rezaletini İtiraf Etti</title><content type='html'>DSÖ Domuz Gribi Rezaletini İtiraf Etti, Dünya Çalkalanıyor… Bizde İse Skandala Çıt Yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domuz gribi salgınının Avrupa’dan sonra Dünya Sağlık Örgütü de ‘korku kampanyası’ olduğunu açıkladı. Sağlık Bakanlığı’ndan ise çıt çıkmıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;05 Şubat 2010 Cuma 01:02&lt;br /&gt;&lt;a href="javascript:changeFontSize(12);"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="javascript:changeFontSize(14);"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="javascript:changeFontSize(16);"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="javascript:changeFontSize(18);"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1- Sahte salgın rezaletini dünya itiraf ettiRezaleti itiraf ettiler! Tüm dünyada önce büyük panik, sonra korku ve son olarak kuşkuyla karşılanan domuz gribi hastalığı giderek daha büyük bir skandala dönüştü. Domuz gribinin mevsimsel gripten farkının bulunmadığı, aşılamanın gereksiz olduğu ortaya çıktı. Dünya Sağlık Örgütü’nün bir numaralı uzmanlarından Profesör Ulrich Keil, “Tüm tahminlerinde yanıldık. Domuz gribi konusunda halkta büyük bir panik yaşanmasına sebep olduk” dedi. 2- Korku kampanyası diye duyurulduDomuz gribini “yüzyılın en büyük tıp skandalı” olarak tanımlayan Avrupa Konseyi Aile ve Sağlık Komisyonu Başkanı Wolfgang Wodarg araştırma önergesi verdi. Önergenin kabul edilmesinin ardından önceki gün domuz gribi oturumunda ifade veren Dünya Sağlık Örgütü’nden (WHO) Prof. Ulrich Keil, “Domuz gribi salgını ilaç üreticilerinin kârlarını artırmak için bu şirketlerle ortak olarak üretilen bir korku kampanyasıydı” diye konuştu.3- Sağlık Bakanlığı suskunluğunu koruyorDomuz gribi tehdidiyle halkı günlerce paniğe sevkeden Sağlık Bakanlığı ortaya çıkan son gelişmeler karşısında suskunluğunu koruyor. Özellikle çocukları olan aileler perişan oldu. Çok kişi gereksiz yere ve riski göze alarak aşılandı. Sonuç olarak domuz gribi salgını palavra çıktı.  Satın alınan aşılar kullanılmadı. Aşılara 1 milyar TL’ye yakın para ödendi. Rezalete kamuoyu tepki göstermezken, elinde 5 milyon doz aşı kaldığı söylenen Bakanlık ise sessiz.Akdağ tüm ülkeyi germiştiGeçtiğimiz yıl mart ayında başlayan domuz gribi haberleriyle birlikte Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamalarla tüm Türkiye gergin bir havaya sokulmuş, yandaş profesörler, “Domuz gribi, pandemi vardır” diyerek insanları paniğe sevketmişlerdi. Yalan zincirinden dehşete kapılan insanlar ise özellikle çocuklara yönelik yapılan yalan haberlerle hastanelere akın etmişlerdi. Havaalanlarına milyonlarca dolarlık termal kameralar alınmış, kanserden ya da mide kanamasından ölen insanların bile domuz gribinden öldüğü açıklanmıştı.Kobay gibi mi kullanıldık?Eski bir Sağlık Bakanı  Türkiye’nin domuz gribi aşılarında kobay olarak kullanılacağını iddia etmişti. Aşının yan etkilerinin henüz bilinmediğini belirten   eski Bakan, “Bu aşıların henüz Faz -1 sonucu yoktur. Yani bizim insanlarımız denek olarak kullanılacak. Gelecek aşıları ilk önce AKP’lilerde kullansınlar” demişti. ABD’de yapılan aşının yan etkileri nedeniyle çok sayıda insanın ciddi rahatsızlıklar geçirdiğini iddia eden eski Bakan, aşı sonucu kalıcı felç bile yaşanabileceğini anlatmıştı.Aşılara 120 milyon ödendiSağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, önceki gün İstanbul’da düzenlenen bir toplantıda yaptığı konuşmada, bakanlığını savundu ve çok başarılı bir operasyon yürüttüklerini söyledi. Türkiye’nin satın aldığı 8,4 milyon doz aşının yarısının kullanıldığını belirten Akdağ, elde kalan aşılarla ilgili sorunu ilgili firma ile görüşerek çözeceklerini kaydetti. Domuz gribi aşısı konusunda eski Sağlık Bakanı ve birkaç hocanın haksızlık yaptığını ifade eden Akdağ, aşılara ödenen paranın 120 milyon TL olduğunu açıkladı.Kavgayı bırak hesap verMeclis’teki ’peygamber’ kavgasında gözlüğünü ve ceketini çıkarıp vekillerin üzerine yürüyen Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın kavga etmeyi bırakıp Türkiye’de yaratılan sağlık skandalının hesabını vermesi isteniyor. Yapılan yanlışlığın Türkiye’yi zarara uğrattığını ve külhanbeylikle örtülemeyeceğini belirten milletvekilleri “Türkiye’nin sağlığı kimlere emanet, görüldü” yorumunu yapıyor. CHP Ordu Milletvekili Rahmi Güner, böyle bir davranışın yapılan yanlışlıkların üzerini örtemeyeceğini söyledi. Güner, domuz gribi diye lanse edilen hastalığın normal gripten farklı olmadığı anlaşılınca bir vurgun olduğu yönünde kamuoyuna kaygı saldığını belirterek şunları söyledi: Millet adına utandım“Sağlık Bakanı’nın yanlış uygulaması aslında Başbakan ile ters düşmesiyle birlikte ortaya çıktı. Bu noktadan sonra vatandaşlar kaygıya düştü. Türkiye’nin 500-600 milyon dolarının çöpe gittiğine dair ciddi kaygılar doğurdu. Bunun nedeni domuz gribi olarak lanse edilen hastalığın, normal gripten farklı olmadığının anlaşılması üzerine çıktı. Şimdi burada külhanbeylik yapmak, basitlikten öte gitmiyor. Gözümün önünde cereyan eden olayda, TBMM’de millet adına utandım” dedi.Akdağ hemen istifa etmeliCHP’li Rahmi Güner, Akdağ’ın bir devlet adamına yakışmayacak davranışlar sergilediğini söyledi. Güner şöyle konuştu: “Türkiye’yi zarara uğratan büyük bir olayın üstü bu tür davranışlarla kapatılamaz. Bu aslında bir TBMM Araştırma konusudur, bunun da ötesinde bir gensoru konusudur. Millet sağlık politikalarımızın kimlere emanet olduğunu açıkça görmüştür. Recep Akdağ hükümetten derhal istifa etmesi gereken kişilerin başında gelmektedir.”Domuz gribiyle ilgili konuşacak çok şey varMilletvekilleri, ihalesiz alındığı iddia edilen aşılar için Meclis soruşturması istiyor.TBMM’nin ana görevinin yönetimin sorunlarını tartışmak ve kanun çıkarmak gibi işlevler olduğunu belirten MHP Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu şunları söyledi: Zaman kaybediyoruz“Yaşanan olaylar hiçbir zaman kabul edilemez. Ancak, TBMM esas görevlerinin dışına çıkıp polemiklere kaydırılmak istenirse bu tür görüntüler ortaya çıkıyor. Elbette sorunlar konuşulmalı. Eğer Recep Akdağ’ın eski sağlık Bakanı’na karşı kişisel olarak hissettikleri varsa yeri orası değildi. Bu da zaten doğru olmaz. Bu konular konuşularak olur. Zaten Sağlık Bakanlığı’nın domuz gribiyle birlikte konuşulacak pek çok şeyi de bulunmakta. Bunlar konuşulması gerekirken, polemikler yapılarak zaman kaybettiriliyor. Olumsuz davranışlarla ne iktidar olunur, ne devlet yönetilir, ne de millet bunu kabul eder.”  Yandaş profesörler aşıyı desteklemiştiTürkiye’de iktidara yakın profesör ünvanlı bazı bilim adamları, Sağlık Bakanı’nın domuz gribi aşısı olunması gerektiğiyle ilgili kamuoyuna yaptığı her konuşmasından sonra destekleyen  açıklamalar yapıyorlardı. Hatta bunlardan bazıları daha da ileri giderek aşı olunmadığı taktirde kesin ölüm riski bulunduğunu söylemekten çekinmediler. Pandemi İzleme Bilim Kurulu üyelerinden Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ise ise öleceklerin sayısını bile verdi ve uyardı: “Aşılamada istenilen seviyeye çıkılamadı. Tehlike büyüyor. Domuz gribinden ölenlerin sayısı 2400’ e çıkar.” (yeniçağ)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.turktime.com/haber/DSO-Domuz-Gribi-Rezaletini-Itiraf-Etti-Dunya-Calkalaniyor%E2%80%A6-Bizde-Ise-Skandala-Cit-Yok/83372"&gt;http://www.turktime.com/haber/DSO-Domuz-Gribi-Rezaletini-Itiraf-Etti-Dunya-Calkalaniyor%E2%80%A6-Bizde-Ise-Skandala-Cit-Yok/83372&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-7474643369337858128?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/7474643369337858128/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=7474643369337858128' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/7474643369337858128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/7474643369337858128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2010/02/dso-domuz-gribi-rezaletini-itiraf-etti.html' title='DSÖ Domuz Gribi Rezaletini İtiraf Etti'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-1430068255742268736</id><published>2009-12-23T01:03:00.000-08:00</published><updated>2009-12-23T01:17:49.039-08:00</updated><title type='text'>KUŞUN GRİBİ, DOMUZUN GRİBİ YA SONRA?..MUSTAFA YILDIRIM</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/SzHeqgyOPVI/AAAAAAAAAGA/g3Gwlhgra1Q/s1600-h/1018-1919+epidemisinden+bir+g%C3%B6r%C3%BCn%C3%BCm+(epidemi+b%C3%B6yle+olur).jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 238px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/SzHeqgyOPVI/AAAAAAAAAGA/g3Gwlhgra1Q/s400/1018-1919+epidemisinden+bir+g%C3%B6r%C3%BCn%C3%BCm+(epidemi+b%C3%B6yle+olur).jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418356648639872338" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; Resim: &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; 1018-1919 epidemisinden bir görünüm (epidemi böyle olur)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;SÖYLEŞİ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mustafa Yıldırım&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;KUŞUN GRİBİ, DOMUZUN GRİBİ YA SONRA?..&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dr. Uğur Yılmaz&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;’la genel olarak grip aşısı pazarlaması üstüne konuşmuştuk. Hayvanların adlarıyla anılan aşı pazarlama kampanyaları üstüne konuşurken dünyanın bir ucundan “domuz gribi salgını” haberleri medyaya sızmaya başlamıştı. Konu giderek siyasal kampanyaya dönüşürken, ithal pazarı yeniden açıldı ve bilgi karmaşası büyüdü. Grip aşısı pazarlama kampanyalarının tıpa tıp aynısıydı yaşananlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dr. Uğur Yılmaz&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;’la &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;domuz gribi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; olayını ve genel olarak aşı ticaretini bir kez daha konuştuk. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Önceki yıllardaki grip salgını bilgisini yayma ve hemen ardından aşı pazarlama yöntemine uygun bir kampanya mı yaşıyoruz? &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Domuz gribi aşılama kampanyaları, öteki aşı ve ilaç tüketim kampanyalarında olduğu gibi tıbbi değil, ticari bir konudur.   &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nasıl olur; ciddi bir hastalık salgınından söz ediliyor.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Önceki görüşmemizde de değinmiştik pazarlama tekniğine; ama yinelemekte yarar var: Sıradan ve önemsiz bir grip salgını en önemli sağlık sorunu ve ölüm nedeni olarak tanıtılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Türkiye’de salgın başladıktan sonra aşı ithal edilmedi mi? Hatta birçok insan ithalde gecikildiğini söylüyor ve yöneticileri eleştiriyordu.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yanılıyorsunuz; aşı pazarlama kampanyası Türkiye’de tek bir grip olayı görülmeden başlamıştı.  Anımsarsınız; sınırlara ve hava alanlarına termal kameralar konuldu; sözüm ona grip taramasına başlandı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Havaalanlarına beden ısısını gösteren kameralar yerleştirilmişti. Bedenlerde grip virüsü kamerayla saptanabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kamerayla virüs elbette saptanamaz; yalnızca ateşi yüksek kişileri bir yana ayırabilirsiniz.  Virüsü alan herkes hasta olmadığı gibi, her griplinin de ateşi yükselmez. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu durumda herhangi bir hastalık, örneğin üşütme nedeniyle ateşi yükselenleri kamerayla saptayıp zorla kliniğe yollarken virüs taşıyanlar toplumun içine karışabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gripin belirtisiz geçen kuluçka dönemi de vardır. Bir dönem hiç bir olay saptanamamıştı. Daha sonra tek tük olaylar haber yapılmaya başlandı. Birkaç kişinin ölmesi aşı tüccarlarını biraz sevindirdi. Yaratılan toplumsal aşırı korku sonucu ateşi yükselen, kendisini iyi hissetmeyen, öksüren herkes hastanelere koşmaya başladı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kitleler maske takmaya ve el yıkamaya yönlendirildi; okul ve taşıt  araçlarının dezenfeksiyonuna başlandı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir kara mizah gibi… Terörist arar gibi virüs aranıyordu. Bu yöntemlerin hiç mi yararı yok?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu yöntemlerin gribin yayılmasını önlemek açısından ciddi, bilimsel yararı olamazdı. Bu tür uygulamalar, bir tür akıl denetim yöntemidir. Grip aşısı pazarlama kampanyalarının temel ibadetini oluşturmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşılanmaya koşuşturan insanlar da filmin ikinci yarısının başlangıcı mı?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İlk dönem korku yayılması; korkunun ardından aşıya koşulması da kampanyanın doğal sonucudur. İlk dönem kampanyasının ardından grip aşıları bitmiş; insanlar gereksi yere hastanelere yığılmış; gereksiz bir çok tahlilden sonra ilaçlar, antibiyotikler verilmişti. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yani tıp karteli yalnızca aşıdan kazanmıyor; bir de grip korkusu kampanyasıyla pahalı ilaçlar satıyor. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evet, tıp kartelinin dolaylı kazancıdır. Yalnızca tıbbi ürünler değil, aynı zamanda her türlü yan ürün “domuz gribi” üzerinden pazarlandı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Basılı-görüntülü yayınlarda hastane önlerine yığılmış insanlar görülüyordu. Bu insanlar gerçekten domuz gribine yakalanmamışlar mıydı? &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Belleği ve gözlem yeteneği zayıf bir toplumuz. Bir olay bize nasıl ve hangi amaçla gösteriliyorsa onu o amaca uygun algılıyor ve sorgulamıyoruz.  Ben kendimi bildim bileli kış aylarında, özellikle çocuk hastalıkları poliklinikleri ve sağlık ocaklarına başvuran hastaların % 90'dan çoğu grip ve grip benzeri rahatsızlıklardan yakınan çocuklardır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Haklısınız bizim öğrencilik yıllarımızda da bazen bütün okul öksürür, aksırır, tıksırır ve derslere boğazını sararak gelirdi. Ne okul kapatılırdı ne de derslere ara verilirdi. O günlerde grip diye bir hastalık yok muydu?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Grip aşısı gibi bir ürün pazarlanmadığı  için kimse aşırı korkuya kapılmaz; hastanelere koşmaz, gereksiz yere ilaç almazdı. Hastaneye yatırılarak gözlem altına alınana da rastlanmaz; uzun süreli dinlendirilen de olmazdı. Bu sözde salgında bu derecede yaygın bir hastalık görmediğimiz gibi, üç beş kişi hastalandı diye okullar tatil ediliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm; page-break-after: avoid"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yapmayın; domuz gribinden önleler var!&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İnsanlar ölümsüz bir yaratık değildir. İnsan yaşamında her zaman bir ölüm tehlikesi vardır. Sokaktan karşıdan karşıya geçerken de ölüm olasılığı vardır.  Hiç bir hastalık olmadan, önemli ya da önemsiz görünen bir sağlık sorunu nedeniyle insanlar ölebilir. Ticari nedenlerle ölüm olaylarının tek nedeni “domuz gribi” olarak bildirilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kaç kişinin domuz gribinden öldüğü bilinmiyor mu?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Domuz gribi ve ölüm ilişkisini ele alırken kaç kişinin doğrudan domuz gribi yüzünden öldüğüne ve ölen kişilerin  ayrıca  ölümcül başka hastalıkları olup olmadığını da bilmek gerekir. The New England Journal of Medicine (NEJM)'de çıkan bir yazıda domuz gribinden ölenlerin 2/3'ünün, altta yatan başka tıbbi sorunları ya da aşırı şişmanlık nedeniyle öldükleri belirtilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;a class="sdendnoteanc" name="sdendnote1anc" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4720425173278949145#sdendnote1sym"&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;i&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Domuz gribinin hızla yayılma yeteneğinin olduğu belirtiliyordu. Şimdi mevsimsel grip denen, sıradan grip hastalığına oranla çok daha az öldürücü olduğu kabul edilmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçenlerden yakınlarımdan birini özel hastaneye götürdüler. Yüksek ateşi vardı, öksürüyordu. Kan incelemesi falan derken &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“domuz gribi”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; dediler. Bunu nasıl anladıklarını sorunca, “&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Böyle ateşli gelen her hastaya domuz gribine yakalanmış gözüyle bakıyoruz&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;” dediler ve ilaçlar verdiler. Hastamız iki gün dinlenince işbaşı yaptı.  Oysa siz domuzdan boşuna korktuğumuzu söylüyorsunuz.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Öyle görünüyor; rakamlar da bunu doğruluyor. Aynı dönemde domuz gribine oranla çok daha fazla ölüme neden olan hastalıklar da vardı. Gündem grip aşılarının satılması olduğu için bunlar üzerinde kimse durmamaktadır. 26 Nisan - 6 Mayıs 2009 (13 gün) arasında bütün dünyada domuz gribinden 31 kişinin öldüğü belirtilirken aynı dönemde  63. 066 kişi veremden öldü. Dünya Sağlık Örgütü yayınından&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;aldığım tabloya bakalım; aşı satma kampanyasında medyanın katkısı da çok açık:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;table width="321" border="1" border="" cellpadding="4" cellspacing="0"  style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;        &lt;/span&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td width="161" valign="TOP"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;26    Nisan - 6 Mayıs 2009 (13 gün)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="68"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Domuz    Gribi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="67"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Verem    &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td width="161" valign="TOP"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ölüm    sayısı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="68"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;31&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="67"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;63.066&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td width="161" valign="TOP"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Haber    sayısı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="68"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;253.442&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="67"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;6.501&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr valign="TOP"&gt;&lt;td width="161"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Haber    / Ölüm oranı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="68"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;8176&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="67"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;0.1&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Korku yaratma ile ölüm nedenleri arasında doğrudan bir bağlantı yok! Sağlıkta dönüşüm projesinin doğal bir sonucu olan gereksiz sağlık incelemeleri, girişimler ve ameliyatlar,  tıbbi amaçlarla uygulanan radyasyon, tedavi ve ilaç kullanımına bağlı ölümler, domuz gribinin binlerce katıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;a class="sdendnoteanc" name="sdendnote2anc" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4720425173278949145#sdendnote2sym"&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ii&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Domuz gribi aşısı ne ölçüde yararlı ya da hiç mi yararı yok&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşıdan sonra bedeninde yeterli antikor oluşan kişi korunabilir. Aşının koruyucu etkisi hemen başlamaz ve mutlak değildir; korunma aşıdan 3-4 hafta sonra başlayabilir. Bazı kişilerde yeterli antikor oluşmayabilir. Fakat aşılama ile herkesin hastalığı yakalanması önlenemez; çünkü toplumun tümü aşılanmamaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşıların bir yıl etkili olduğu söyleniyor!&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşıların etkili olup olmadığı zamanla anlaşılacaktır. Anlaşıldığında da domuz gribinin yerini başka hastalık kampanyaları alacaktır. Kişiden kişiye virüs bulaştığını kabul edersek, hastalığın en yaygın olduğu söylenen ülkelerde bile halkın büyük bölümünün hastalığa hiç yakalanmadığı görülmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Virüslerin çok akıllı oldukları ve kimliklerini değiştirdikleri söyleniyor. Virüsler insan kılığına giren uzaylılar gibi mi?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu virüsler sık olarak mutasyon geçirirler ve yapıları değişir. Yapılan aşılar kimlik değiştiren virüsleri etkileyemez. Her aşılanan kişi virüsle karşılaşacak diye bir kural yok.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşıların koruyuculuğu şu anda bir varsayım mıdır?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evet doğrudur; hastalananların ve ölenlerin hepsinin domuz gribine yakalanmadıklarını, ateşi, öksürük ve boğaz yanması olan herkesin domuz gribi olarak kabul edildiğini unutmayalım. Hastalıktan ölümler çok az olduğundan, aşılanan ve aşılanmayan topluluklarda beklenebilecek ölüm oranları zaten düşük olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Siz “düşük oran” diyorsunuz; ama domuz gribinin dünyayı sarmakta olan bir salgına dönüştüğü söyleniyor. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Olayları tıp kartelinin belirlediği algoritmalara göre tartıştığımızda bile onlara hizmet ediyoruz. Koşullanma sonucu küçük bir salgının varlığına inanılınca, milyonlarca kişinin hastalıktan öldüğü veya öleceğine inanmaya başlıyoruz.  Biraz önce belirttiğim gibi her ülkede ve Türkiye'de de hemen her yıl yaygın ölümlere yol açamayan grip salgınları olmaktadır. Bunları da bir pandemi, öldürücü salgın olarak kabul etmemiz gerekmez miydi? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kuzey Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinde görülme sıklığına bakarak ölümcül olmayan hafif bir salgından söz edebiliriz; ancak hastalığın seyri ve ölüm oranlarına dikkat edersek, güncel salgının 1918 büyük grip pandemisindeki gibi olmadığını görmekteyiz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Enfeksiyon başına ölüm oranı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;table width="407" border="1" border="" cellpadding="4" cellspacing="0"  style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;            &lt;/span&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr valign="TOP"&gt;&lt;td width="95"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ülke    &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="68"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Olay    sayısı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="58"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ölümler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="77"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ölüm    oranı %'si&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="67"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sıklık&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr valign="TOP"&gt;&lt;td width="95"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Türkiye    &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="68"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1    870&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="58"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;19&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="77"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;%    1.02&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="67"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;98'de    bir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr valign="TOP"&gt;&lt;td width="95"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="68"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;59    478&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="58"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;30&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="77"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;%     0.05&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="67"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1    983'de bir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr valign="TOP"&gt;&lt;td width="95"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Almanya    &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="68"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;25    285&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="58"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;8&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="77"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;%     0.03&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="67"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;3    161'de bir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr valign="TOP"&gt;&lt;td width="95"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Toplam    (Dünya)*&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="68"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;647    420&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="58"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;7    931&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="77"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;%    1.23&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="67"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;82'de    bir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr valign="TOP"&gt;&lt;td width="95"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-right: 0.16cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;WHO    Dünya**  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="68"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER" style="margin-right: 0.16cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;482    300&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="58"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER" style="margin-right: 0.16cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;6    071&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="77"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="67"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;p align="CENTER"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  http://www.flucount.org/  (10.11.2009)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;** &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.who.int/csr/don/2009_11_06/en/index.html&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; (1 Kasım 2009)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;       Resmin alt yazısı : &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Salgın böyle oluyordu (1918-1919)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dünyamız hemen her yıl grip salgını haberleriyle çalkalanıyor. Yaygın aşılama grip salgınlarını önleyemez mi?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hiç bir pandemi önceden bilinemez.  Benzer pandemi alarmları fiyasko ile sonuçlanmıştır. 1976’da ABD'de bir domuz gribi alarmı verilmişti. Salgın önlenecek derken aşılanan 500 kişide kas gevşekliğine ve felce yol açan bir hastalık&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; (Guillain–Barré&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  sendromu)  gelişmiş ve birçok kişi aşıdan ölmüştü.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yakın yıllarda Türkiye’de kuş gribi alarmı verilmiş; toplum paranoya girdabına sürüklenmişti. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Doğru anımsıyorsunuz; Türkiye'de de yaşanan kuş gribi salgınında aynı program sahnelenmişti. Virüsün mutasyonu ve ölümcül pandemi beklentisiyle bir çok kuş ve tavuk yok edilmiştir. Bu sahte pandemi alarmında, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre; Türkiye’de tamamı 2006'da olmak üzere, yalnızca 12 kuş gribi olayı saptanmış ve hastalananlardan yalnızca 4'ü ölmüştür. Bu arada Türkiye’ye çok sayıda grip aşısı ve &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tamiflu&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;satılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;a class="sdendnoteanc" name="sdendnote3anc" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4720425173278949145#sdendnote3sym"&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;iii&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşıların satın alınmasına karar verenler, bu aşıların güvenli ve etkili olup olmadıklarını denetleyemezler miydi?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşılarla ilgili denetimlerin asıl amacı, kitlelerde korku ve tereddütleri gidermektedir. Bu denetimlerle aşıların ilerde ne gibi sağlık sorunlarına neden olacağı ya da yeterli korumayı sağlayıp sağlamayacağı anlaşılmaz. Laboratuar denetimleriyle yalnızca aşıda mikrop ve zehirli maddelerin bulunup bulunmadığı, sterilizasyonun yeterli olup olmadığı gibi incelenebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yani “Allaha emanet” uygulamalar… Şimdi asıl soruya geldik: Genel olarak aşılar ve özel olarak domuz gribi aşılarının sakıncaları olabilir mi ve biz bu etkileri nasıl anlayabiliriz?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bulantı, kusma, kaşıntı gibi yan etkileri anlayabiliriz. Aşıyla bedene, ölü ve zayıflatılmış olsa da, bir genetik materyal verilmektedir. Aşı yapımında ve koruyucu olarak kullanılan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;mersol&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;gibi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;civalı maddeler&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; ya da &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;f&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ormaldehit&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;bulunmaktadır. Aşı üretimi sırasında başka tür virüslerin de aşılanan kişilere bulaştırıldığı kazalar olmuştur. Batı toplumları ve ABD'de son yıllarda &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;otizm&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ve &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;kronik yorgunluk sendromu&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; gibi rahatsızlıklar çoğalmıştır. Bilim adamlarının bazıları bu durumu aşıda bulunan maddelere bağlamaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Viagra&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;'nın birden duyma yetersizliğine neden olması gibi,  aşı etkisi olaylarında da mekanizmanın aydınlatılması ve kanıtlanması güçtür. Bildik tanı ve inceleme yöntemleriyle anlaşılamaz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşılarda bulunan mersol’ün zarasız olduğu söyleniyor. Siz de aynı kanıda mısınız?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hiç kimse civanın, hele aşılarda bulunan civanın zararsız olduğunu söyleyemez. Aşı kampanyalarını savunanlar bir yandan aşıda bulunan civanın güvenilir düzeyde olduğunu ileri sürerlerken, öte yandan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;mersol &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;kullanılmaması için üretici firmalarla görüşmeler sürüyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;a class="sdendnoteanc" name="sdendnote4anc" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4720425173278949145#sdendnote4sym"&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;iv&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Türkiye'ye ithal edilen aşıların civalı olduğu belirtiliyor; endişelenmeli miyiz?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Elbette endişeleneceğiz; çünkü &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;mersol’&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ün yarısına yakını civadır.  Birçok ağır metalin çok az oranlarda dahi kanser yaptığı kabul edilmektedir. Beyinde de birikme özelliği nedeniyle &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;mersol &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;en zehirli madde olarak kabul edilenidir. Tek bir aşı ile alınan miktar önemsiz ve zararsız olabilir; ama başka yollarla alınarak beyinde birikmiş olan civanın da birleşmesiyle bazı beyin hasarları ve davranış bozuklukları olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Anlaşılan, bize rahat yok! Türkiye’de temizlik kampanyaları çok geride kalmıştı, derken yeniden ell yıkama kampanyaları başlatıldı. Virüsleri sabunla öldürebilir miyiz?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Virüsler sabun, deterjan ve daha birçok antiseptik ile ölmez.  Sıradan antiseptiklerle, o da ancak saatler sonra virüs ve bakteri oranı biraz azalabilir. Virüsleri öldüren antiseptikler, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;fenol, iyotlu antiseptikler&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;potasyum permanganat&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; gibi bileşiklerdir. Bu bileşikler 3 dakikada virüsleri öldürebilir. Ne ki bu maddeler deri için zararlıdırlar ve virüs öldürme amacıyla kullanılamaz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İyi de, derimizden giren virüsleri neyle durduracağız?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İnsanı virüs ve bakterilere karşı en iyi koruyan kendi derisidir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;. Gerekmedikçe deri sık aralıklarla yıkanırsa koruyucu katman bozulur. Bu nedenle elleri fazla yıkamamak gerekir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Demek ki sabundan da çok yarar yok! Peki ya maskeler, virüsleri yakalayıp süzebilirler mi?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Maskeler havadaki virüsü yakalayamaz. Genellikle hava maskenin kenarından girip çıkar. Ayrıca maske solunumla nemlenir ve mikroplar için uygun bir ortam oluşur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Okulları, toplu taşım araçlarını ilaçlamak yararlı mıdır?  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Okulları ve taşıt araçlarını dezenfekte etmenin hiç bir anlamı yoktur. O anda virüs ve bakterilerin bir bölümü ölse bile kısa sürede bunların yerini başkaları alır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;a class="sdendnoteanc" name="sdendnote5anc" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4720425173278949145#sdendnote5sym"&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;v&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sonuç olarak yüreklerimize korkular ekiliyor ve kazanan yine onlar oluyor?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşı kampanyasından en büyük kazancı, tıp karteline bağlı aşı üreticisi büyük firmalar elde ediyor. Bunlar bir yandan patent yasaları ile rekabetçi üreticilerden kurtuluyorlar ve çok düşük maliyetle ürettikleri aşıları çok pahalıya satıyorlar. Aşılama kampanyasıyla milyonlarca doz ilacın bir anda ve bütün dünyada satılmasını sağlıyorlar. “Yeterli aşı yok” propagandasıyla dünyanın her yanında erken satın alma yarışı başlatılmış oldu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;a class="sdendnoteanc" name="sdendnote6anc" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4720425173278949145#sdendnote6sym"&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;vi&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kartellerin ve yerli ortaklarının yarattığı küresel cennette gül gibi geçinip gidiyorduk. Sonraki söyleşilerimizde kuşun gribini, kanser aşısını, gereksiz ameliyatları ve şu virüslerin kaynağı üstüne geliştirilen “biyolojik silah artığı” gibi komplo teorilerini konuşabilir miyiz?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Elbette! Kuş gribini bir kez daha değerlendirmekte ve &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;gardasil &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;gibi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;kanser aşılarını, gereksiz girişimleri de değerlendirmeye hazırım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Eksik olmayın Doktor, zaten karışık olan aklımızı gerçekten iyice karıştırdınız, dilerim gün olur düşünmeyi de öğreniriz ve elbette kartellerin, gürültücülerin hesabına çalışmayan, namuslu, sorgulayan medyacılığı da…  Aydınlattığınız için size çok teşekkür ederim.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Akılları karıştıralım ki sorgulamayı ve düşünmeyi öğrenelim… Yıllardır sorguladığım sağlık uygulamalarını anlatma olanağı verdiğiniz için ben teşekkür ederim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;div id="sdendnote1"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="sdendnote"&gt;&lt;a class="sdendnotesym" name="sdendnote1sym" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4720425173278949145#sdendnote1anc"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;i&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  http://h1n1.nejm.org/?p=1077 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;div id="sdendnote2"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="sdendnote"&gt;&lt;a class="sdendnotesym" name="sdendnote2sym" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4720425173278949145#sdendnote2anc"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ii&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  Daha geniş bilgi için (www.youtube.com/watch?v=I4nfwTvK8-w)’deki  sunuma bakılabilir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;div id="sdendnote3"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;a class="sdendnotesym" name="sdendnote3sym" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4720425173278949145#sdendnote3anc"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;iii&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  http://www.who.int/csr/disease/avian_influenza/country/ cases_  table_ 2009_09_24 /en/index.html&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;div id="sdendnote4"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="sdendnote"&gt;&lt;a class="sdendnotesym" name="sdendnote4sym" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4720425173278949145#sdendnote4anc"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;iv&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  www.fda.gov/BiologicsBloodVaccines/SafetyAvailability  /VaccineSafety/UCM096228&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;div id="sdendnote5"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;a class="sdendnotesym" name="sdendnote5sym" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4720425173278949145#sdendnote5anc"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;v&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  www.jimmunol.org/cgi/content/abstract/49/2/123 ve ayrıca  GOODMAN &amp;amp;  GILMAN'S THE PHARMACOLOGICAL BASIS OF THERAPEUTICS'in ilgil  bölümleri.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;div id="sdendnote6"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="sdendnote"&gt;&lt;a class="sdendnotesym" name="sdendnote6sym" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4720425173278949145#sdendnote6anc"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;vi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  http://www.dailyfinance.com/2009/10/30/pharma-earns-astrazeneca-glaxosmithkline-lifted-by-swine-flu-v/&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000080;"&gt;&lt;span lang="zxx"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="http://www.boluolay.com/article.php?id=3877"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.boluolay.com/article.php?id=3877&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;       03 Aralık 2009&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;                  http://www.boluolay.com/article.php?id=3884       05 Aralık 2009&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-1430068255742268736?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/1430068255742268736/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=1430068255742268736' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/1430068255742268736'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/1430068255742268736'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/12/kusun-gribi-domuzun-gribi-ya.html' title='KUŞUN GRİBİ, DOMUZUN GRİBİ YA SONRA?..MUSTAFA YILDIRIM'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/SzHeqgyOPVI/AAAAAAAAAGA/g3Gwlhgra1Q/s72-c/1018-1919+epidemisinden+bir+g%C3%B6r%C3%BCn%C3%BCm+(epidemi+b%C3%B6yle+olur).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-1651202155849366119</id><published>2009-11-25T12:12:00.001-08:00</published><updated>2009-11-25T12:17:05.024-08:00</updated><title type='text'>GRİP MEVSİMİ GELDİ    İTHAL AŞI PAZARI AÇILDI</title><content type='html'>&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mustafa Yıldırım'ın yazısı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Son yıllarda çevremde kim “grip” aşısı olsa hemen yatağa düşüyor ve kendi deyişleriyle yerlerde sürünüyorlar. Bu yetmezmiş gibi tüm dünyaya yayılan hayvan gripleri yüzünden hayvanlara yanaşmaz olduk. Konuların içyüzünü araştırmadan insanları yönlendiren medya cambazlarını bir yana bırakıp “grip aşısı” olayını &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Op&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dr. Uğur Yılmaz&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;’la konuştuk. Konuştukça ezberim dağıldı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uluslararası tıp karteli, grip aşılarını sonbaharda pazarlıyor. Tüketim hastalığına tutulmuş olan insanlar hipermarketlerden çıkıp kitlelerle aşıya koşuyorlar. Bu nasıl oluyor?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mevsim yaklaştıkça tüm insanların grip aşısı olması gerektiğine inandırma propagandası yoğunlaşıyor. Kitleler, tıp kartelinin kazancını ve uğrayacakları zararı hesaplamadan aşılanmaya koşuyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Her yıl yinelenen bu oyunun perde arkasına bir an baksak mı? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gribe neden olan tek bir virüs yoktur. Genetik yapısı durmaksızın değişen birçok virüs hastalığa neden olur. Dünyanın değişik bölgelerinde değişik virüsler bulunur. Virüsler hep aynı kalamazlar ve sürekli değişirler.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Virüsler sürekli değiştiklerine göre insandan insana geçerken ne olur?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Virüs kişiden kişiye geçerken hastalık yapma yeteneğini yitirir ve aynı zamanda yapısını da değiştirir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hangi virüs neden olursa olsun grip hastalığı çok tehlikeli midir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Grip, dünya çapında salgınlar yaratan tehlikeli ve ölümcül bir hastalık değildir. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dünya boyutunda hiç mi salgın yoktur?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu olasılık çok zayıftır. Geçen yüzyılda yalnızca iki salgın oldu.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Salgın dendiğine göre neden bu kadar az rastlanıyor?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dünyanın değişik bölgelerinde görülebilecek virüsler birbirinden ayrı türlerdir. Bütün dünyayı tutabilecek bir salgın gerçekleşme olasılığı çok düşüktür. Aşırı endişelenme ve korkuya gerek yoktur. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Korkmayın” diyorsunuz; ama ya ölümler?..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çevreden virüs nedeniyle, genel durumu bozuk, bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde hafif bir grip enfeksiyonu, başkaca ateşli hastalıklarda olduğu gibi insan yaşamını tehlikeye sokabilir. Virüs grip aşısıyla alınınca da ateşli hastalık olabilir ve yaşamı tehlikeye sokar.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşılanan çocuklar nasıl etkileniyor?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ülkemizde klinik gözlemi, raporları yok; ama bu konuda somut verilere dayalı bir çalışmayı Mayo Clinic gerçekleştirdi: 263 hasta çocuğun durumunu saptadılar. Aşılanan çocukların hastaneye yatırılacak denli hastalanmaları oranının aşılanmayan çocuklara göre üç (3) kat daha çok olduğunu saptadılar. Ayrıca astımı olan çocuklarda bu oranın daha da yüksek olduğu gözlendi. Bu konu için Science Daily’nin yayınına bakılabilir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; (&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.sciencedaily.com/ releases/ 2009/05/090519172045.htm&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;)   &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Grip aşıları bizi hastalıktan korumuyor mu? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Grip aşıları, Kuzey Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinde en fazla görülen virüslere karşı yapılmaktaydı. Aşılar, zaten bir yıl önce dünya ve bölge çapında salgına neden olmamış virüslerden yapıldığı için, bu virüslerin ertesi yıl hastalığa ve salgına yol açma yetenekleri azalmış olacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm; page-break-inside: avoid; page-break-after: avoid"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşı hiç mi etkilemez?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu aşılar, teorik olarak üretildikten bir yıl sonra Kuzey Amerika ve Avrupa’da aşıdaki virüslerin yol açtığı bir salgın olursa bir dereceye kadar yararlı olabilir; fakat bu da çok düşük bir olasılıktır. Çünkü gündemdeki virüsler bir yıl sonra değişecektir. Oysa dünyanın başka bölgelerinde yaşayan insanların bu virüslerle karşılaşma ve hastalanma olasılığı çok zayıftır.  Tek bir virüsle oluşan kızamık ve benzeri virüslere karşı ancak  yıllarca süren bir aşılama ile koruma sağlanabilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm; margin-bottom: 0cm; page-break-inside: avoid; page-break-after: avoid"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hastalık bulaşıcı olduğuna göre…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm; page-break-inside: avoid; page-break-after: avoid"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bulaşma olasılığı bulunan başka virüsler dünyanın değişik bölgelerinde de vardır; gelişebilirler ve buradan da yayılabilirler. Bunlara karşı aşının zaten etkisi olmayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşılanan insanlar hemen gribe yakalanıyorlar; bu insanlar zayıf mıdırlar?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşı zayıflatılmış virüslerden oluştuğu için aşılanan kişiler genellikle hafif, fakat bazen orta ve ağır şiddette hastalık geçirebilirler. Belirli virüslere karşı geliştirilen aşıların  bu virüslere karşı bile koruyuculuğu zayıftır. Bu durum, oluşan antikorla ölçülür; oran % 50-80 arasında değişmektedir&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşı etkisi kesin olarak ölçülemiyor mu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kanda virüslere karşı oluşan antikorla ölçülür; ama böyle bir çalışmanın geniş kitleler üzerinde yapılması pratik değildir ve böyle bir çalışma da yapılmamıştır. (İnsanlarda aşılanan virüslere karşı, 3. ve 6. ay sonunda ne oranda antikor oluştuğu ölçülmemiştir.)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşıların koruma etkisi, aşılanmayı izleyen oldukça uzun bir süreden sonra gerekli antikorların yeterli oranda oluşmasıyla başlar. Bazen hiç antikor da oluşmayabilir de. Oluşan antikorlar aşıda bulunmayan virüslere karşı sağlığı korumaz.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu durumda aşı hiç koruyucu olamayabiliyor mu demek istiyorsunuz? Aşı etkisi incelenmiyor mu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mantık gereği, aşıların koruyucu olamayacağı açık olmasına karşın, aşıların etkisiyle ilgili yalnızca bir tek çalışma yapılmıştır. ABD'de 2003’te gerçekleştirilen bu çalışmada aşıların beklenildiği gibi etkisiz olduğu anlaşılmıştır. ABD resmi yayınından bakılabilir&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;.(&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.cdc.gov/ OD/OC/MEDIA/pressrel/fs040115.htm) &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşıların ölüm oranlarını düşürdüğü ileri sürülüyor…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşıların bir yandan grip salgınlarını önleyemeyeceği kabul edilirken, öte yandan ölümleri azaltacağı ileri sürülmekteydi. Ne var ki bir grip salgınında aşılananlar arasında ölüm oranının daha yüksek olduğu görüldü. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu nasıl olur?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İnsanlarda görülen her türlü ateşli hastalığa, soğuk algınlığına “grip” tanısı konuluyor. Bu büyük bir hatadır. Grip virüslerinin yanı sıra doğada insana bulaşabilen birçok virüs ve hastalık vardır. Bu nedenle grip olduğu söylenen her hastalığın “grip” olmadığı ve bu tanının bir varsayım olduğu unutulmamalıdır. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yani ölümler, başka hastalıklardan da olabilir. Bu durumda sormak zorundayım: Gribe karşı geliştirilen aşı ve ilaçların etkili olup olmadığı ölçülebilir mi? Hastalığı hafifletir mi? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ateşli hastalıkların ortalama bir süresi olmadığı gibi, seyri kişiden kişiye de değişir. Başlangıç ve bitiş anı saptanamaz. Bu nedenle ilaçların ve aşının, hastalık süresini kısalttığı, şiddetini azalttığı tümüyle yalnızca varsayımdır. Bir ülkede ya da salgındaki bütün virüslerin aynı tür olamayacağı da unutulmamalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm; page-break-inside: avoid; page-break-after: avoid"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşıların hastalığı önleme yeteneğinde kesinlik yoksa niçin grip aşısı kuyruğuna giriyoruz?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Toplum bir yandan siyasi otoritelerin de yardımı ile korkutuluyor. Önemli bir soruna neden olmayacak bir hastalığa karşı aşı kampanyası başlatılıyor. Dünya veya bölge çapında salgınların (epidemi) görülmemesi de yapılan bu etkisiz aşılama ve ilaçlara bağlanıyor. Aşılar tıp kartelinin sürekli pazarlanan hastalık ve buna uygun ilaç-aşı geliştirme stratejisine uygun olarak üretilen ticari ürünlerdir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Koruyuculuğu son derece kuşkulu olan, daha doğrusu “ya tutarsa” gibi bir varsayıma dayanılarak uygulanan aşının bize zararı olur mu? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Önemli bir soru! Bölgemizde hiç karşılaşmayacağımız, tanışmayacağımız birçok virüs, aşı olarak bedenimize yerleştirilmiş oluyor.  Bu virüsler hücre içinde çoğaldığı için DNA yapısına girerek bir çok hastalık ve bozukluğu neden olurlar. Daha da önemlisi aşıların içinde koruyucu olarak cıva (&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;mersol&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;) ya da &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;formaldehit&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; maddeleri bulunmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Formaldehit&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; kanser yapıcıdır ve cıva da beyinde birikme yeteneğine sahip bir ağır metaldir. Yinelenen aşılarla biriken civanın zehirleme etkisi çoğalır. Bu nedenle &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;otizm &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ve &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;müzmin yorgunluk sendromu&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; ya da &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;yavaş virüs enfeksiyonu&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  gibi hastalıkların arttığı ileri sürülmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Biraz komplo teorisi gibi olacak; ama sormadan edemeyeceğim: Virüsler kötü niyetlilerce silah olarak kullanılabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aşı üretimi sırasında başka &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;sitomegalo &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;virüsler, kuş gribi virüsleri gibi virüslerin aşıya karışabildiği saptanmıştır. Aşılar kötü niyetli devletler tarafından biyolojik silah olarak kullanılabilir; bu şekilde birçok virüs aşıya karışarak değişik virüs enfeksiyonlarına neden olabilir. Bu konu için şu yayına bakılmalıdır:  &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.healthtruthrevealed.com /articles/1034537003/article&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Korunacağız derken zaten siyasal bunalımlar içinde güç bela sürdürdüğümüz yaşamımızı tıp sanayisinin çıkarları uğruna iyice tehlikeye atıyoruz; öyle mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ne yazık ki öyle!.. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;21 Ekim 2009&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="http://www.yarimada.net/gazete/index.php?option=com_content&amp;amp;view=article&amp;amp;id=4221:grp-mevsm-geld-thal-ai-pazari-acildi&amp;amp;catid=26:salk&amp;amp;Itemid=54"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.yarimada.net/gazete/index.php?option=com_content&amp;amp;view=article&amp;amp;id=4221:grp-mevsm-geld-thal-ai-pazari-acildi&amp;amp;catid=26:salk&amp;amp;Itemid=54&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-right: 0.16cm; margin-top: 0.21cm"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-1651202155849366119?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/1651202155849366119/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=1651202155849366119' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/1651202155849366119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/1651202155849366119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/11/blog-post.html' title='GRİP MEVSİMİ GELDİ    İTHAL AŞI PAZARI AÇILDI'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-3025717378774534589</id><published>2009-08-09T00:41:00.000-07:00</published><updated>2009-12-28T07:04:43.159-08:00</updated><title type='text'>TIP FAKÜLTELERİ, BİLİM, SAĞLIK HİZMETİ, SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM, SGK UYGULAMALARI,  TAM GÜN ÇALIŞMA VE PERFORMANS  ÜZERİNE     (BİR RAPOR)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/SzjI77qK5VI/AAAAAAAAAGQ/OYLAvfC3LWQ/s1600-h/lions-buffalo-Modern+T%C4%B1p.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 258px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/SzjI77qK5VI/AAAAAAAAAGQ/OYLAvfC3LWQ/s400/lions-buffalo-Modern+T%C4%B1p.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420303083492795730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; TIP FAKÜLTELERİ, BİLİM, SAĞLIK HİZMETİ, SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM, SGK UYGULAMALARI,  TAM GÜN ÇALIŞMA VE PERFORMANS  ÜZERİNE     (BİR RAPOR)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Tıp Fakülteleri Öğretim Üyeleri,  “Kamuoyuna Duyuru” başlığı altında&lt;br /&gt; Sağlık Bakanlığı'nın politikaları ve Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK)'nun bazı uygulamalarını şikâyet etmektedir. (http://www.tipfakultelerininsesi.net/)&lt;br /&gt;Duyuruya göre, bu uygulamalar, tıp fakültelerinin temel işlevlerini ve üniversite hastanelerindeki çalışma ortamını ciddi ölçüde zora sokan bir aşamaya gelmiştir; tıp eğitimi akademik bir krizle, üniversite hastaneleri ise finansal bir krizle yüz yüzedir. &lt;br /&gt; Tıp Fakültelerinin bu bildiriyi yayınlamasının asıl nedeni  “tam gün” yasa tasarısı ve tıp fakültesi öğretim üyelerine uygulanacak olan rotasyon programlarıdır. Bu yazıda rotasyon uygulaması üzerinde durulmayacaktır.&lt;br /&gt; “Tam gün” çalışma kuralı görünüşte sadece bu şekilde çalışan bazı hekimlerin ikili çalışmasını engelleyecek bir uygulama olup, toplumu  ilgilendiren bir konu gibi görünmemektedir. Tabip Odaları,  TTB ve Tıp Fakültelerinin öğretim üyeleri, bu konuya Sağlıkta Dönüşüm ve diğer ülke sorunlarına gösterdiklerinden  çok daha fazla ilgi göstermişlerdir. Bazı tabip odaları da, hastanelerin hastalardan alacakları katılım paylarına sınır getirilmemesi için mücadele etmektedir.&lt;br /&gt; Tıp fakültelerinin böyle bir tepki göstermelerinin nedeni nedir?  Ortada gerçekten vahim bir durum mu vardır?&lt;br /&gt; Bu bildiri tıp fakültelerinin tam gün konusunda gösterdiği ilk tepki değildir. Bu tepki Sağlıkta Dönüşüm'e karşı bir tepki de değildir.&lt;br /&gt; Bu tepkileri ve tam günü anlamak için önce “Sağlıkta Dönüşüm'ü” hatırlamakta yarar vardır. Sağlıkta Dönüşüm toplumun bütün kesimleri tarafından beğenilmekte ve desteklenmektedir. Diğer taraftan da ilgili taraflar bunu bir tabu kabul ederek üzerinde tartışmaktan ve eleştiriden kaçınmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; KISACA SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu proje, tepeden inme bir oldu bitti ile uygulamaya sokulmuştur. Tartışma ve tepki olmamasının nedeni, toplum, siyasi parti, sendika ve dernekler ve sağlıkla ilgili meslek gruplarının projeye destek vermeleri için önceden hazırlanmasıdır. “Sağlıkta Dönüşüm” üzerinde halen devam eden derin bir duyarsızlık ve aymazlık vardır. Projenin hâlâ muhalefeti yoktur. &lt;br /&gt; Projenin ilgilendirdiği meslek grupları (hekimler, eczacılar, özel hastane sahipleri, vb.) ile tıp fakültelerinin öğretim üyeleri  projeye sadece ceplerine “giren para” açısından ilgi göstermiştir.  Para azaldığında veya ödemeler geciktiğinde proje eleştirilmektedir.  &lt;br /&gt; Proje ile her türlü hastane kâr amacı ile çalışan ticari bir işletmeye dönüşmüştür. Bu şekilde düzenlenen sağlık piyasası ile,  uluslararası tıp kartelinin,  ilaç ve diğer ürünlerini serbestçe, kontrolsüzce, satış tekeli korunarak  istediği fiyattan satması garanti altına alınmıştır.&lt;br /&gt; Kamu işletmeciliğinin birinci özelliği yapılan bir iş veya hizmetin kâr amacı olmadan verilmesidir. Proje ile “kamu sağlık kuruluşları olarak bilinen  Devlet ve üniversite hastaneleri de tam bir ticari işletmeye dönüştürülmüştür.  Bu hastanelerin isimlerinin Devlet, Üniversite, Atatürk Hastanesi vb. olması artık bunların kamu hastanesi olduğu anlamına gelmez.  &lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm'ün diğer bir amacı devletin sağlık piyasasından ve hizmetinden tamamen çekilmesi ve bunların küreselleşme mantığı gereğince özel ve uluslararası şirketlerce verilmesidir. Kamu kuruluşu gibi görünen fakat özel bir işletme gibi işletilen devlet ve üniversite hastanelerinde, aynen özel hastanelerde de olduğu gibi, yemek, temizlik, ulaşım,  otopark, kantin, hemşirelik, radyoloji, tomografi, MR, acil bölümleri gibi bazı bölümler daha şimdiden özelleşmiştir. Bugün hastaneler içinde verilen her türlü hizmet ticari açıdan ayrıca değerlendirilmektedir. .&lt;br /&gt; İlaç firması temsilcisinden eczacısına, hekimden hastane yöneticisine kadar herkes, sisteme kazandırdığı veya sattığı oranda verilen kâr payları ile teşvik edilmektedir. Bunun  kulağa hoş gelen ismi “performans” veya“döner sermaye” uygulamasıdır.&lt;br /&gt; Gereksiz mal, ürün, hastalık ve ilaçların satışı yolu ile  gelirlerin arttırılması bu ürün ve hizmetlerin sürekli, zorunlu, gerçekte hasta olmayan  “tamamen sağlıklı” kişilerde kullandırılması ile mümkündür.&lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm ile Sağlık Hizmeti  anlayışı ve felsefesi de tamamen bir dönüşüm geçirmiştir. Sağlık Hizmetinden anlaşılan şey tıbbi teknoloji, ürün ve ilaçların  hasta tedavisi için değil kâr amacı ile devamlı kullanılması veya tüketilmesidir. Bütün bu satışlar insan sağlığı, tıp ve sağlık hizmeti kavramlarının arkasında sığınılarak yapılmaktadır.&lt;br /&gt; Sağlıklı olan ve bu tip bir hizmeti almaması gereken kişilerin bu tür kirli bir ticaretin malzemesi olması da insan hayatının tamamen tıbbileşmesi ile sağlanmaktadır. Günümüzde her türlü gıda, besin, ürün ve teknoloji sağlıkla ilgili bir yalan ve zırva vasıtası ile satılmaktadır. Kitlesel beyin yıkama ile herkes bu tür gereksiz uygulama ve tüketim için yönlendirilmekte ve koşullandırılmaktadır. Hekim ve sağlık çalışanları tıp eğitimi adı altında, bu gereksiz ürün ve teknolojilerinin satışı ve pazarlanması için yetiştirildiğinden ve sistem buna göre düzenlendiğinden,  halkın belirlenen sistem dışında bir sağlık hizmeti alabilmesi mümkün değildir. Her sistemde olduğu gibi bu sistemde de sistem için uygun olmayan kişilerin çalışması ve eğer varsa böyle kişilerin sisteme aykırı ve ters uygulama içinde olmaları beklenemez. Sistem bunları eler; dışlar ve cezalandırır. Sağlam kişilikli, hastaları sui istimal etmek istemeyen dürüst kişiler, bu sistemde meslektaşları tarafından da dışlanan, beğenilmeyen ve arıza kabul edilen kişilerdir. &lt;br /&gt;  Bu uygulamanın ilk sonucu, hastanelere başvuran kişi anlamında hasta  sayısında  astronomik artıştır. Proje ile toplum birdenbire hastalıklı veya öyle kabul edilen bir yapıya dönüştürmüştür. Kâğıt üzerinde hasta kabul edilen kişilerin büyük bir kısmı gerçekte hasta değildir. Bunlar kartelin tanımladığı tanım, rehber, algoritma ve protokollerle hasta veya sağlık hizmeti almaya aday kişiler olarak tanımlanmakta ve kendilerine gereksiz sağlık teknolojisi, ilaç ve ürünler kullanılmaktadır. Bu sistemde  gerçekten hasta olan kişilerde yapılan uygulama da kâr amacına yöneliktir. Onlarda da sırf hastane kazancını arttırmak için, esas sorunla ilgisi, faydası, yararı ve gerekliliği bulunmayan bir çok tetkik, tahlil, görüntüleme, girişim  ve ameliyatlar yapılmaktadır. Dönüşümle birlikte muayene olan ve yatan hastalarda istenilen her türlü tetkik, görüntüleme  tetkiki, konsültasyon, tıbbi tedavi şekilleri, kullanılan cihaz ve malzeme, girişim ve ameliyatlar, öncesine göre onlarca kat artmıştır. Sağlık ticaretinde hasta sayısını arttırmanın esas amacı bu suretle kullanılacak ilaç, tıbbi malzeme, cihaz ve benzeri ürünlerin gereksiz kullanım ve satışlarının artışıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm ile insanların sağlık ticareti için yaptıkları harcamalar artmıştır. Artan bu harcamalar nedeniyle kişilerin ve devletin gelirinin giderek artan bir oranda tıp kartelinin kasasına akmaktadır. Yaşamın amacı artık “hastaneye gitmek, sağlık ürün ve teknolojisi kullanmak ve iyi bir sağlık tüketicisi olmaktır.”&lt;br /&gt; Sağlık Hizmeti ve ticareti ile ilgili meslek grupları ve örgütleri sürekli olarak “Sağlıkta Dönüşüm'ün” yukarıda özetlenen özelliklerin görmezden gelmiş ve her bir uygulamayı ayrı ayrı ele alarak bunda savunulacak yönler aramıştır. Sistemin özüne hiç bir şekilde karşı çıkmayan bu kesimler, sadece kendi ceplerine ve kasalarına giren para ile ilgilenmişlerdir. Bunların eleştirileri tamamen bu çerçevede sınırlı kalmıştır.&lt;br /&gt;   TTB ve  Tıp Fakülteleri sık olarak sağlığa ayrılan paranın azlığı üzerinde durarak bunun OECD ülkeleri ve ABD'deki gibi olmasını savunmuşlardır. Sağlığa ayrılan para ne kadar artarsa, tıp kartelinin kasasına akan para  ve bu ticarete  dağıtılan  komisyonların da o oranda artar. Bu hiç bir şekilde toplumun daha sağlıklı olması anlamına gelmez. Sağlıkta dönüşüm ile sağlık harcamaları artmıştır. Ama bu artış hasta, kullanılan ilaç, malzeme, tahlil, tetkik ve diğer harcamaların artmasından başka bir sonuç vermemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM'ÜN SONUÇLARI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm ile sağlık giderleri gerçekten karşılanamaz ve sürdürülemez bir seviyede arttırılmıştır. Toplanan SGK primleri sağlık giderlerinin ancak % 45'ini karşılamaktadır. SGK'nın sağlık giderlerini ve emeklilik maaşını karşılayabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle emeklilik yaşı durmadan uzatılmakta ve emeklilik imkânsız hale getirilmektedir. Vatandaş gereksiz ilaç ve sağlık giderleri için prim ödemektedir.&lt;br /&gt; Artan bu sağlık açığı ülke ekonomisi ve ulusal güvenliği tehlikeye sokacak boyuttadır. Sağlık hizmeti adı altında gereksiz, sürekli  ve aşırı ilaç kullandırılması, gereksiz ameliyat ve diğer işlemlerin yapılması iatrojenik (tıbbi uygulamalara bağlı) komplikasyon, sakatlık ve ölüm oranlarını da arttırmaktadır. &lt;br /&gt; Sağlık ticaretinin bir amacı da insanların bütün  enerji, para ve zamanını sağlık tesislerinde harcamaları; tetkik, kontrol, ilaç yazdırma vb. gibi nedenlerle sürekli olarak hastaneye gidip gelmelerinin sağlanmasıdır. Dönüşümcülere göre kişilerin daha kaliteli bir sağlık hizmeti aldığının diğer bir göstergesi, bir yılda hastane ve sağlık tesislerine başvuru sayısıdır. Artık insanlar ayda, yılda bir değil sık sık sağlık tesislerine gitmektedir. Sağlık mazereti nedeni ile insanların hastane ve sağlık tesislerinde geçirdikleri süre artmaktadır. Bu da üretimin ve iş veriminin azalması demektir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; BİLİM KURULUŞU OLARAK TIP FAKÜLTELERİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bir bilim kuruluşu olması gereken  tıp fakülteleri, bilimsel araştırma için eşi bulunmaz bir kaynak olan, Sağlıkta Dönüşüm, bunun sonuçları ve diğer ilgili konularda hiç bir araştırmada bulunmamışlardır.  Üstelik böyle bir çalışma için dış ülkelerden malzeme ve kit getirtmeye gerek yoktur.  &lt;br /&gt; Kendi performansını dahi ölçmeyen ve sorgulamayan tıp fakülteleri  bilim üretmeyen sözde bilim kuruluşlarıdır. Kurulu bir düzen vardır. Bu düzenin eleştirilmesi ve değiştirilmesi kimsenin işine gelmemektedir. &lt;br /&gt; Tıp Fakülteleri; nasıl bir tıp eğitimi verildiği, hekimlere neler öğretildiği, verilen eğitimin yeterliliği ve uygunluğu dahil hiç bir konuda çalışması yoktur. Kendi hatalarını ve eksikliklerini düzeltmek istememektedirler. &lt;br /&gt; Bilimin ve bilimsel bir çalışmanın ön şartı ölçme ve değerlendirmedir.&lt;br /&gt;Ölçme ve değerlendirme yoksa bilim de yoktur. Bunlar olmaksızın “ben üniversiteyim, en iyi ve üstün sağlık hizmetini ben veriyorum iddiası içi boş bir iddia olmaktan ileri gidemez. Ne yapıyorsunuz, nasıl yapıyorsunuz, başarı  ve başarısızlık oranları nedir gibi sorularının cevabının verilmesi gerekir.&lt;br /&gt; Sağlık istatistiklerinde yatan çıkan hasta sayısı, doluluk oranı gibi hastanelerde verilen sağlık hizmetinin tıbbi performansını göstermeyen bilgiler yer almaktadır. Ortalama yatış süresi, komplikasyon, malûliyet ve ölüm oranları, enfeksiyon oranları, tedavi maliyeti ve bu maliyetin uygunluğu, gereksizliği ve fazlalığı üzerinde veri toplanmamakta ve araştırma yapılmamıştır.&lt;br /&gt; Akdeniz Üniversitesi mezuniyet töreninde okul birincisi bir öğrencinin yaptığı konuşma üniversitelerimizin halini ortaya koymaktadır. Dr. Tuğba Akın yaptığı konuşmada, hoca yüzü görmeden eğitim aldıklarını,  “internlerin (stajyer hekim) sadece yüzde 2.8’inin gelecekten umutlu olduğunu”; “Kendi döneminizden bir hekim arkadaşınıza anne babanızı emanet eder misiniz?”  sorusuna “sadece yüzde birimiz ailemizi tam güvenerek, aynı dönemde mezun olduğumuz hekim arkadaşına emanet” edebilirim dediğini belirtmiştir.  (20 Haziran 2009 Cumartesi: http://www.haberform.com/haber/akdeniz-universitesi-mezun-oldu-mezuniyet-konusmasi-aci-mezuniyet-konusmasi--20345.htm  )&lt;br /&gt; Yeni mezun olan  hekimler henüz gözleri ve duyguları köreltilmediği için, gerçeği tüm çıplaklığı ile görebilmektedirler. Bu hekimlerin çoğu daha sonra hastaneler, ilaç ve tıbbi malzeme firmaları tarafından kendilerine verilen performans, promosyon ve kâr payları ile nasıl hekimlik yapacaklarını,  kısa bir sürede ve üstelik özel bir ders almadan öğreneceklerdir. Bu eğitimi aldıktan sonra onlar da  kısa sürede öğrencilikleri sırasında beğenmedikleri hocaları gibi hekimlik yapmaya başlayacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; TIP FAKÜLTELERİNİN ÖNCEKİ BİLDİRİSİ&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Bu bildiri tıp fakültelerinin ilk bildirisi değildir.&lt;br /&gt; Üniversiteler,  görüşlerini daha önce, Marmara Üniversitesinin “tam gün yasa tasarısı” üzerine  düzenlediği bir toplantıda açıklamışlardır.  33 tıp fakültesinin desteklediği görüşler,  “TAM GÜN YASA TASLAĞI VE TIP FAKÜLTELERİNİN GÖRÜŞLERİ” başlığı altında basına dağıtılmıştır. (4. nisan 2008 (sayı. 1098) tarihli  Cumhuriyet Bilim Teknik dergisinde  Güncel Tıp köşesi)&lt;br /&gt;  Bildirinin ilk iki  maddesi şöyledir:&lt;br /&gt;“ 1.Üniversite mensubu hekimlerin, tüm mesailerini kuruma gönül rahatlığı ile verebilmesi için özlük hakları korunmalı ve öğretim üyesine yakışır emekliliğe yansıyacak bir temel maaş ile performansına göre değişen, döner sermayeye yaptıkları doğrudan gelir getirici faaliyetlere göre sınırlandırılmamış katkı payı verilmelidir.”  &lt;br /&gt;Sağlık alanında  verimlilik anlayışı, şirketin  kâr ve gelirinin artışı oranında kâr payı dağıtılması (performans)'dır. . Burada kâr payına bir itiraz yok. Sadece bunun belirli bir tavanının olmasına itiraz var. &lt;br /&gt;2. Gerçekçi rakamlardan uzak olan BUT (Bütçe Uygulama Talimatı) fiyatlarıyla oluşan üniversitelerin döner sermaye gelirleri ile hastanelerin tüm masraf ihtiyaçlarının karşılanması, araştırmaya fon ayrılıp, kalan parayla öğretim üyelerine performanslarına göre yeterli düzeyde ek ödeme yapılabilmesi gerçekçi ve olanaklı görülmemektedir. Sağlık hizmetlerinin mevcut ücretlendirmeleri modern tıp uygulamalarını kısıtlamakta ve hasta güvenliğini tehlikeye sokmaktadır…”  &lt;br /&gt;CBT, Mustafa Çetiner (Güncel Tıp) Tam gün yasa taslağı ve tıp fakültelerinin görüşleri.  4 Nisan 2008-04-13, S.1098. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞİMDİ DE TIP FAKÜLTELERİNİN YAYINLADIĞI SON BİLDİRİYİ İNCELEYELİM &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Maddede: “Ülkedeki hekim sayısını artırmak uğruna kalitesiz hekim yetişmesine yol açacak tıp fakültelerindeki kontenjan artırılmasını zorlayan politikadan vazgeçilmesini, bunun yerine mevcut tıp fakültelerindeki öğretim üyesi kadroları ve altyapının desteklenmesini...”&lt;br /&gt; Hekimlerin kalitesi ile neyin anlaşıldığının belirtilmesi gerekir. Evet, hekimin esas görevinin ne olduğunu; hastalık, teşhis ve tedavi kavramlarının ne anlama geldiğini bilmeyen hekimler yetiştirilmektedir. Fakat bu onların kalitesiz yetiştirildiği anlamına gelmemektedir. Bu hekimler tıp kartelinin ticari amacına tamamen uyan bir eğitim almaktadır. Bu şekilde yetişen hekimler muayene ettiği her hastada kişinin sorununa ve geliş nedenine bakmaksızın laboratuvarda yapılan bütün tetkikleri, gereksiz tomografi ve MR'ları yaptırabilmekte, gereksiz ilaçları düşünmeden verebilmektedir. Bu hekimler gördüğü her kişide, soruna ve şikâyete bakmaksızın kalp hastalığı, hepatit, HİV (AİDS), kanser, kemik erimesi, hormon bozukluğu, enfeksiyon hastalığı, genetik ve immünolojik hastalık arayacak şekilde yetiştirilmektedir. Bunlar gördükleri her hastada kolesterol, kemik erimesi, menopoz, tansiyon, şeker ve depresyon  ilaçları, antibiyotik, vitamin, aşılar ve beslenme solüsyonu yazmak için çaba sarf etmektedirler. Kısaca bu hekimler gelen hastanın sorunu ve hastalığı ile ilgileneceğine, hasta üzerinden kartelin tezgahında bulunan hangi ürün ve teknolojiyi pazarlayacağını düşünmektedir. Bu, sıradan bir kişinin de yapabileceği ve özel bir eğitim gerektirmeyen bir iştir.&lt;br /&gt; Bu ürünlerin hepsi, gerçek bir  hastalık olmadığı halde, uluslararası tıp kartelinin ticari stratejileri sonucu tasarlanan uyduruk hastalık ve durumlar içindir. Bu ilaç, tetkik ve teknolojilerin çoğu  geçerli batı tıbbi anlayışına göre bile bir hastalık olarak kabul edilmeyen durumlar için kullandırılmaktadır. Bunlar ileride gelişecek hastalıklardan korunma ve yaşam kalitesini yükseltme, kişide olabilecek henüz belirti vermemiş hastalıkların erken teşhisi palavraları ile pazarlanmaktadır.&lt;br /&gt; Hekimler arasında normal doğumun normal bir doğum şekli olduğunu kabul eden bir hekim bulmak mümkün değildir. Bu hekimler hamilelik gibi yeni doğan durumunu da hastalık kabul etmektedirler. Bu nedenle yeni doğanların % 60'ının neden yoğun bakım tedavisi gördüğünü anlayamamakta ve yorumlayamamaktadır. Bunlar gördükleri her kişiyi hastalıklı, teşhis ve tedavi görmesi gereken bir insan gibi algılamaktadırlar. Bunlar modern tıp kartelinin ticari tıp anlayışını tartışılmaz bir din gibi kabul  edip, iman edecek şekilde eğitilmektedirler.  Bu şekilde yetiştirilen hekimler gerçek hastalık ve sorunları algılayamamakta, değerlendirememekte ve teşhis edememektedir. Konulan teşhis, istenilen tetkik verilen ilaç ve tedaviler bu nedenle farklı değildir. İlaç ve malzeme tercihlerini de ilaç ve malzeme firmalarının verdikleri promosyonlar ve performans ücretleri ile belirlenmektedir. Yetiştirilen bu hekimler hastaya verebilecekleri zararı ve faydayı değil, kendilerine öğretilen şablonları, algoritmaları ve protokolleri uygulamaya çalışmaktadırlar.&lt;br /&gt; Tıp eğitiminde öncelikle karar verilmesi gereken nokta eğitimin amacını belirlemektir. Kartelin ticari kazancına göre mi yoksa toplum ve kişilerin gerçekten tedavi edilebilen ve hastalık olan sorunlarının düzeltilmesi için mi bir tıp eğitimi verilmelidir? &lt;br /&gt;4. maddede “Üniversite hastanelerinin finansman sorunlarının çözümü için, bu hastanelerin ürettiği hizmetin niteliğine uygun ödeme programlarının geliştirilmesi” istenirken;   5 maddede, sanki performans gelirlerinden vazgeçilmiş gibi, “performans puanı karşılığı” ek ödeme yerine, emeklerini karşılayacak düzeyde, emekliliğe yansıyan bir temel ücret verilmesini talep ediyoruz. Denilmektedir. Bu yapılamıyorsa “tam gün çalışma yerine, ikili çalışma uygulamasına karışılmaması istenmektedir.&lt;br /&gt; Üniversite hastanelerinin finansman sorununun nedenleri, üretilen hizmetin niteliği ve buna uygun ödeme programları ile ne kastedildiğinin açık olarak belirtilmesi gerekmektedir. 4 maddedeki fazla açılmayan, niyeti örtülen ifade,  33 tıp fakültesinin desteklediği  basın bildirisinde açıklanmaktadır. Bu bildiride,  BUT  (Bütçe Uygulama Talimatı) fiyatlarının düşük olduğu;  bu nedenle üniversitelerin döner sermaye gelirlenin azaldığı; araştırma için fon ayrılamadığı ve öğretim üyelerine hak ettikleri ve performanslarına göre dağıtılan döner sermaye gelirlerinin verilemediği  vurgulanmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ÜNİVERSİTE HASTANELERİ NASIL ÇALIŞIYOR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Mevcut uygulamaya göre üniversite hastaneleri tam bir ticarethane gibi çalışmaktadır. Tam gün çalışmayan hekimler üniversite hastanesinde bilfiil çalışmadıkları ve bulunmadıkları halde sanki çalışıyormuş gibi maaş almaktadırlar.  Bu maaş çalışmayan kişilere verilen huzur hakkı gibi bir şeydir. Bu öğretim üyelerinin üniversite sınırlarında bulunma saatleri özel hastane ve iş yerlerindeki programa göre belirlenmektedir. Canları istediği zaman gelmekte ve gitmektedirler.&lt;br /&gt; Üniversite öğretim üyeleri sanki çok önemli bilimsel çalışmalar yapıyormuş gibi “ bilimsel çalışma yapmaları isteniyorsa bunun bedelinin ödenmesi gerektiğini söylemektedirler. “Para yoksa bilim de yok yok” demektedirler. &lt;br /&gt; Bilimsel araştırma, düşünce ve çalışma bir yaşam tarzı ve anlayışıdır. Bu yetenek para ile kazanılmaz. Aslında her insanda bulunması gereken bir özelliktir. Büyük ve önemli bilimsel çalışma ve keşiflerin çoğu her türlü maddi ve diğer  zorluklarla boğuşan, üniversite öğretim üyesi olmayan gerçek bilim adamlarınca yapıldığı unutulmamalıdır.  Kaldı ki üniversite öğretim üyelerine doğru dürüst eğitim vermedikleri, öğrencileri ile ilgilenmedikleri halde,  akademik yükselme ve terfi dışında hiç bir anlamı olmayan sadece dosyada bulunması için yapılan sözde  bilimsel çalışmaları için yeterince bir ücret ödenmektedir. Nasıl sağlık harcamaları arttığı oranda  insanlar daha sağlıklı olmuyorsa, kişilere ödenen para  ile yaptıkları bilimsel çalışma ve keşiflerin arttığı da görülmemiştir.  Gerçekten ciddi projeleri olan bilim insanları dünyanın her tarafından destek ve para bulabilmektedir.&lt;br /&gt; Tam gün çalışan hekimlerin de hastane içinde özel muayenehaneleri vardır. Onlar da vakitlerinin çoğunu kendilerine kazanç sağlayan bu gibi yerlerde geçirmektedirler. Hoca muayenehanesi denilen bu özel muayenehanelerde resmen makbuz kesilerek hastadan elde edilen muayene ve ameliyat ücretlerinin bir kısmı hocanın hesabına yatırılır. Bunda bir tavan yoktur. Hocanın ne kadar hastası olursa, geliri o kadar artar. Bu nedenle asistan ve uzman hekimlerin hasta yatırma yetkileri hocanın iznine bağlıdır. Bu turnikeden geçmeyen hastaların yatışı oldukça zordur. Öğretim üyeleri haklı olarak bu düzenin değişmesini istememektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM İLE SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞLARI DA BİR DÖNÜŞÜM GEÇİRMİŞTİR&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Sağlıkta dönüşüm ile SGK dediğimiz sosyal güvenlik kuruluşu da bir “dönüşüm” geçirmiştir. Bu kuruluşun esas amacı, kişilerin kendi keselerinden ödemeyecekleri ve ödemeye yanaşmayacakları gereksiz sağlık harcamaları için ön bir kasa oluşturmaktır. Bu zorunlu  uygulama ile herkes sistem içinde tutulmaktadır. Arttırılan giderlerin giderek artan bir yüzdesi katkı payı ve benzer isimler altında hastadan veya “bu paraya bu hizmet verilmez” diyerek de tehdit, sözleşme ve şantajla hastalardan alınmaya başlanmıştır. &lt;br /&gt; Sayıları giderek artan ve primlerini ödeyemeyen kişiler sağlık hizmetlerini bu sistem içinde ücretli olarak almak zorunda kalmaktadır.&lt;br /&gt; SGK bir kısım pahalı markalı ilacı katkı payı olmadan tek hekim raporu ile öderken, bazı ilaçları da ucuz jenerik fiyattan ödemektedir. Burada ikinci bir katkı payı oyunu oynanmaktadır. Bu sefer eczaneler hastaya bu ilaç yok, bu orijinal daha etkili,veya depoda arattım bulamadım gibi gerekçelerle ilaç katkı payı alarak pahalı ilaçları satmaktadır. SGK'nın ilaç giderlerine yansımayan bu usulsüz ödemeler nedeni ile, SGK'nın ilaç harcamaları fazla artmamış gibi görünmekle birlikte,  vatandaşın cebinden yaptığı ilaç harcamaları artmaktadır. Bunun oranı da bilinmemektedir.&lt;br /&gt;  Sağlıkta Dönüşüm'ün bir parçası olan SGK ve onun uyguladığı BUT ve diğer sistemler, her türlü gereksiz sağlık teknolojisi, ürün ve ilacın  kontrolsüz ve denetimsiz bir şekilde insanlarda uygulanması, tüketilmesi ve satılmasını sağlayacak bir şekilde hazırlanmıştır. &lt;br /&gt; Devamlı olarak bazı ilaçları kullanma, bazı test ve tahlilleri yaptırmaya koşullandırılmış geniş bir halk kesimi vardır. &lt;br /&gt; Hastaneye giden insanlara sorunları ve hastalıkları ile uğraşılacağına  sırf hastane gelirini arttırması için MR, tomografi, anjio, genetik testler ve DNA testleri gibi bir çok  gereksiz tetkik ve görüntüleme işlemi uygulanmaktadır.&lt;br /&gt; Hastaneye başvuran her kişi ilaç ve teknoloji uygulanması için gerekçe yaratabilecek bir hastalık veya durum yakalamak için durmadan ve yelpazesi her gün artan tarama testlerinden geçirilmektedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; SAGLIKTA DÖNÜŞÜM İLE SAĞLIK PİYASASI NASIL DÜZENLENMİŞTİR; ÖDEMELER NEYE GÖRE YAPILMAKTADIR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Şimdi, tıp fakültelerinin temel işlevlerini ve üniversite hastanelerindeki çalışma ortamını ciddi ölçüde zora sokan, tıp eğitimi akademik bir krizle, üniversite hastaneleri ise finansal bir krizle yüz yüze getiren SGK  ve gerçekçi olmayan BUT (Bütçe Uygulama Fiyatları) üzerinde duralım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm ile sağlık piyasası tamamen özel bir piyasa haline getirilmiştir. Bir dereceye kadar kamuya ait olan SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na devri ile Sağlıkta Dönüşüm'ün en önemli aşaması geçilmiştir. Bu dönemde sadece SSK hastaneleri değil, kamu adına sağlık hizmeti veren veya verebilecek her türlü kuruluşun sağlık piyasasında çalışması engellenmiştir.&lt;br /&gt;SGK sağlık giderlerini tamamını veya bir kısmını karşılayan geri ödeme kuruluşuna dönüştürülmüştür. Sağlık piyasası özel hastanelerle aynen onlar gibi kâr amacı ile bir ticari işletme olarak işletilen üniversite ve devlet hastanelerine bırakılmıştır.&lt;br /&gt; Bütçe veya Sağlık Uygulama Tebliğlerinde (BUT veya SUT) sağlık hizmeti adı altında geri ödemesi yapılacak bir çok hizmet, tedavi ve girişim için &lt;br /&gt;bir fiyat belirlenmiştir. Bu fiyat listesinde hastane ve sağlık tesislerinde yapılabilen hemen hemen her türlü hizmet ve uygulama için bir fiyat verilmiştir.  Bundan başka tetkik ve tedavi girişimlerin esas gider kalemini oluşturan her türlü ilaç, tıbbi malzeme ve ürünün kullanılabilmesi ve için her türlü kolaylık sağlanmıştır.  Ambulans, ağrı takibi, kan takılması, damar yolu açılması, serum takılması ve serumla ilaç verilmesi, masaj, hasta havlusu ve hasta altı bezi dahil hemen her türlü hizmet ve ürünün nasıl faturalanacağı ve bedelinin nasıl ödeneceği belirtilmiştir.  &lt;br /&gt; Bütçe ve Sağlık Uygulama tebliğleri, sağlık kuruluşlarına  sadece yaptıkları ve verdikleri hizmetleri değil, yapılanları mükerrer ve gereğinden fazla oranda faturalamaya imkân vermektedir. Bu sistem ve tebliğ, her türlü sahtekâlığı, hâyâli faturalamayı, şebekeleşme ve yolsuzluğu teşvik edecek şekilde hazırlanmıştır. &lt;br /&gt; BUT veya SUT'A GÖRE SAĞLIK HİZMETLERİNİN FATURALANMA ŞEKLİ&lt;br /&gt; Başlıca iki türlü faturalama vardır:&lt;br /&gt; Yapılan her türlü hizmet ve ürününün kullanıldığı sayıda veya fatura edildiği şekilde ödendiği hizmet başı ödeme. Bu ödeme şekli alış veriş merkezlerinde alınan malların ödenmesi veya lokantalardaki a la carte (kart usûlü veya fee for service) ödemedir. Bu ödeme şekli BUT ve SUT'a göre Ek 8'den  faturalama olarak da bilinir.&lt;br /&gt;  Paket, götürü usulü faturalama: SUT'a göre Ek 9 olarak bilinen bu faturalama şekli bazı girişim, tetkik ve ameliyatlarda uygulanabilmektedir.  Piyasadaki götürü veya lokantalardaki menü usulüne göre yapılan ödemedir. Bazı ameliyat, tedavi ve girişimler için belirli sürelerde geçerli sabit bir fiyat belirlenmiştir. Her girişimin ve ameliyatın seviyesine göre sadece belirli bir sürede yapılan tedaviyi kapsayan bu fiyatlandırma şeklinde, uzayan tedavilerin de hizmet başına ödenmesi için açık kapı bırakılmıştır. Burada belirlenen paket fiyatları maliyetinin çok üstünde belirlendiği gibi, sarf malzemesi dışında kullanılan tıbbi cihaz ve malzemelerle bazı pahalı ilaç ve tedaviler bu paket fiyata dahil değildir. &lt;br /&gt; SUT'de yoğun bakım hizmetleri için de yüksek bir günlük paket fiyat belirlenmiştir. Her türlü hastayı yoğun bakımda tedavi etmeye teşvik edecek derecede yüksek olan bu ücretler sayesinde yoğun bakım tedavisi gören hasta sayısında akıl almaz bir artış olmuştur. Büyük bir çoğunluğu sağlıklı doğan yeni doğanların  bile % 60-70'inin yoğun bakımda tedavi görmesinin nedeni bu tahrik edici seviyede yüksek olan yoğun bakım ücretleridir.&lt;br /&gt;  Hastaneler için hem Ek8 hem de Ek 9'dan fatura tutarını arttırmak için kullandıkları bir çok yöntem vardır.&lt;br /&gt; Üniversite hastaneleri önceleri sadece bazı ameliyat ve girişimleri paket fiyat üzerinden faturalama mecburiyetinde idi. Ek 9'da her ne kadar delinme yolları varsa da ameliyat ve tedavi için bir tavan vardır. Paket  faturalama mecburiyeti de daha sonra bir usulle ortadan kaldırılmıştır.  2008 SUT'ne göre paket fatura edilme zorunluluğu olan bir hasta eğer yoğun bakım tedavisi görüyorsa paket faturalama zorunluluğu kalkar. Bunlar da hizmet başı ödeme yöntemi ile faturalanabilir. Bu şekilde hizmet başı ödemeye bir de pahalı yoğun bakım hizmetlerinin eklenmesi imkânı sağlanarak fatura tutarlarının daha da arttırılmasının yolu açılmıştır.  Hastaneler bu nedenle kâr marjı çok yüksek ayaktan tedaviler dışında paket uygulamayı tercih etmemekte ve yatan her hastada bir kaç yoğun bakım tedavisi ekleyerek hizmet başı tedavi yöntemini tercih etmektedirler. Paket tedaviler de Ek 8'den fatura edilmesi gereken küçük cerrahi girişimlerin pakette bulunan yüksek ücretten bir girişim olarak fatura edilmesi için tercih edilmektedir.&lt;br /&gt; 2008 SUT'ne göre hastaneler bir çok hizmet ve tıbbi malzeme için hastalardan katılım payı almaktadır.&lt;br /&gt; Tıp Fakültesi hastaneleri, diğer hastanelerden farklı olarak paket girişim ve tetkikler de fatura tutarının % 10'u kadar bir artış ilave edebilmektedirler.&lt;br /&gt;  İlaç ve tıbbi malzeme fiyatları: Bir çok tıbbi tetkik, girişim ve ameliyat, hasta tedavisinden çok, kullanılmak istenen malzemesi için yapılmaktadır. Bazı tedavi ve ameliyatlarda kullanılan ilaç, tıbbi malzeme ve cihazın ücreti tedavi ücretini kat kat aşmaktadır.  Hastalara yapılan tedavi ve girişimlerde pahalı ilaç ve tıbbi malzeme kullanılacak girişimler tercih edilmektedir. Bazı tıbbi malzeme ve ilaçların fiyatı çok fazla olup,  firmalar “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” mantığı ile kendi ürünlerinin tercih edilmesi için hekim veya yetkili kişilere komisyonlar ve yurt dışı seyahatleri dahil bazı hediyeler vermektedir. Pahalı cihaz kullanılarak yapılan bazı ameliyatlar bizzat firmaların emrinde çalışan gezgin cerrahlarca yapılmaktadır.&lt;br /&gt; Daha önce hastalara aldırılan tıbbi malzeme ve cihazların ticaretinde çok fazla usûlsüzlükler saptanmıştır. Bir nevi kayıt dışı ticaret olan bu usulde hasta, firma, hekim ve hastanelerin karıştığı bir çok yolsuzluk, çeteleşme ve mafyalaşma ortaya çıkmıştır. Bazı malzeme ve cihazların olması gerektiğinin çok üstünde satılması,  ucuz ürünlerin yerine pahalılarının satılmış veya kullanılmış gösterilmesi veya kullanılmayan ürünlerin fatura edilmesi bu uygulamanın ortadan kaldırılmasına neden olmuştur. &lt;br /&gt; 2008  SUT ile hastanelere her türlü ilaç ve tıbbi malzemeyi temin etmeleri zorunluluğu getirilmiştir. Burada da bir istisna vardır. İlaç ve tıbbi malzeme ihalesine kimse katılmazsa bunlar gene dışarıdan alınabilir.&lt;br /&gt; Getirilen uygulama ile kullanılmayan veya alınmayan bir ilaç ve malzemenin faturalanmasına bir kontrol getirilmiş gibi görünmektedir. Fakat bu uygulamada ilaç ve tıbbi malzemelerin satın alınmasında bir kontrol ve sınır yoktur. Hastaneler bunları kendi yaptıkları ihalelerle istedikleri fiyattan alabilmektedir. Bir cihaz veya ürün, farklı hastanelerce yapılan ihalelerde aralarında geniş fiyat uçurumları olan fiyatlardan alınabilmektedir. Taban fiyat yoktur. Alım fiyatının ucu açıktır.&lt;br /&gt; Geçmiş dönemde yapılan sağlık yolsuzluklarının bazıları, bir ilaç veya malzemenin farklı hastanelere ve SSK'ya  piyasa fiyatının çok üzerinden satılması nedeniyle yapıldığı hatırlanmalıdır. Örnek: 1. SSK'nın ilaç alımlarındaki yolsuzluk skandalını: Roche firmasının, özel sektöre 88 milyon liradan verdiği Neorecormon adlı ilacı, SSK'ya tam üç katı fiyatına, yani 230 milyon liraya satılması. (http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=39379&amp;amp;Categoryid=4&amp;amp;wid=102)  2. Gerçek fiyatı 450 dolar olan bir malzemenin SSK'ya 2 bin 450 dolara alındığı yolsuzluklar gibi. (http://www.radikal.com.tr/yazici.php?haberno=37829&amp;amp;tarih=16/05/2002&amp;amp;yollayan_sayfa='http%3A%2F%2F213.243.28.155%2F%2Fhaber.php%3Fhaberno%3D37829' )&lt;br /&gt; 3. 47 üniversite incelendi, tamamında usulsüzlük çıktı (Ahmet Dönmez,&lt;br /&gt;05/02/2007, http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=496247&amp;amp;keyfield=343720C3BC6E697665727369746520696E63656C656E64692C2074616D616DC4B16E646120796F6C73757A6C756B20C3A7C4B16B74C4B120)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu nedenle farklı hastanelerin aldıkları malzeme fiyatları arasında 5-10 katı kadar fark görülebilmektedir. Aynı malın farklı hastanelerde neden bu kadar farklı fiyattan alınabildiğini kişilerin algılama yeteneği ve zekâsına bırakıyorum. Hastanenin aldıkları bu malzemelere, alış fiyatının % 15'i kadar kâr payı ekleyerek fatura edebilmektedirler. Buradan da anlaşılacağı gibi hastanelerin aldıkları mal ve ilaçlardan dolayı zarar etmesi, pahalı aldığı bir ilacı ucuza satması söz konusu değildir. Faturada sadece ihale kaydı arandığından, bir malın ihale ile alınandan daha fazla sayıda  fatura edilmesi mümkündür. Başka bir şekilde temin edilen bir malzeme ihale ile alınan malzeme olarak da fatura edilebilir.&lt;br /&gt; Bu kurallara rağmen hastaneler bazı ilaç ve cihazları usulsüz olarak hastalara aldırmaktadır. İlaç ve malzeme parası olarak veya SGK ödemiyor diyerek hastalardan para sızdırmaktadırlar. Hastalara aldırılan malzeme ve ilaçların kuruma fatura edilebildiği de görülmekte&lt;br /&gt; Ek 8 (hizmet başı ödemede) uluslararası tıp kartelinin  satış listesinde bulunan her türlü ürünün (ilaç, tıbbi malzeme, sarf malzemesi, tıbbi cihaz, biyomedikal ürün) satılması ve kullanılması için hiç bir kontrol ve kısıtlama getirilmemiştir. Bu piyasada  sadece kartelin kontrolü dışında üretilen veya ithal edilen tıbbi ürün ve cihazlar için bir yasak mevcuttur. Bu da patent hakları ve uyum yasaları ile korunmaktadır.  Gümrük Birliği Yasası sayesinde bu ürünler gümrüksüz ithal edilebilmektedir.&lt;br /&gt; Tarafsız gözle baktığımız zaman Ek 8 ve Ek 9 listesinde belirlenen fiyatların düşük olmak bir yana, faturalama yapan sağlık kuruluşlarının  gelirlerini arttıracak şekilde  tasarlandığı ve belirlendiği görülecektir.&lt;br /&gt; Hastane ve sağlık kuruluşları hasta yerine müşteri gibi gördükleri; reklam ve değişik yöntemlerle kendilerine çektikleri kişilerde  SUT'de  belirlenen her türlü tetkik, tedavi ve girişimi rahatça yapma ve faturalama hakkına sahiptirler. Sadece yatan hastalarda yapılan tedavi ve girişim hakkında bilgi veren dosya özeti düzenleme mecburiyeti vardır. Ayaktan tedavi ve girişimlerde bu zorunlu değildir. Onlara düşen faturadaki harcama kalemlerine göre veya ona uydurulmuş bazı teşhis ve ifadeleri yazmaktır.&lt;br /&gt; Hastanelerin düzenledikleri faturalar ve hastalara yazılan reçeteler örnekleme yöntemi ile incelenmektedir. &lt;br /&gt; Görüldüğü gibi SUT'de üniversite hastanelerinin çalışmalarını ve verdikleri hizmeti sınırlandıran ve güçleştiren bir durum yoktur. Sağlıkta Dönüşüm ile üniversitelere bir nevi açık çek verilmiş ve çeki istedikleri gibi doldurma hakkı sağlanmıştır.&lt;br /&gt; Burada SGK ve SUT uygulamarı hakkında ilgili belgeler http://www.sgk.gov.tr/  veya http://www.saglikaktuel.com/  &lt;br /&gt;adresinden indirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; FATURALARIN ÖDEMESİ VE İNCELEMELERİ NASIL YAPILMAKTADIR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Tartışmanın içeriğini bilmeyen bir kişi genel olarak hastane ve sağlık kuruluşları ve özel olarak üniversite hastanesi ve sağlık kuruluşlarında verilen veya faturalanan hizmet ve ürünlerin acımasızca ve çok sıkı bir şekilde denetlendiğini ve bu nedenle hastanelerin gelirlerinde ciddi kayıplar olduğunu sanabilir.&lt;br /&gt; Denetleme sistemi de kontrolsüz sağlık ticareti ve sağlık harcamalarının arttırılmasına imkân verecek şekilde kurulmuştur. Yapılan veya faturalanan her kalem ve ürünün faturalanmasına imkân veren böyle bir sistemde denetim yapılamayacağı ve etkili bir denetim sisteminin kurulamayacağı açıktır. Bunu görmek ve anlamak için fazla uzman olmaya gerek yoktur. Aslında bir denetim sistemi de yoktur. Denetimden geçmiş gibi faturaların onaylandığı göstermelik bir denetim vardır.&lt;br /&gt; Denetim sisteminin özellikleri:&lt;br /&gt; Nelerin ve nasıl denetleneceği belirlenmemiştir. &lt;br /&gt; Denetim işi için uygun ve eğitimli kişiler alınmamıştır. Bu kişiler neyi ve nasıl denetleyecekleri konusunda bir eğitimden geçirilmemiştir.&lt;br /&gt; Gelen faturaları inceleyebilecek sayıda denetmen alınmamıştır.&lt;br /&gt; Denetim objektif değildir. Yapan kişiye göre değişmektedir. &lt;br /&gt;  Denetim yapmamanın bir yaptırımı yoktur. Denetim yapmamak aynı zamanda sorun yaşamamak demektir. Bu gibi kişiler daha makbul kişilerdir.&lt;br /&gt; Temel uzmanlık alanlarında olduğu gibi, pahalı bir çok testlerin fatura edildiği genetik, immünolojik ve DNA testleri gibi faturaları yorumlayabilecek ve anlayabilecek kişiler denetim kurumlarında mevcut değildir.&lt;br /&gt; Tıbbi fatura ve reçete denetimleri çoğunlukla memur, hemşire ve uzman olmayan tıp doktorları tarafından yapılmaktadır.&lt;br /&gt; Her şeye rağmen denetim yapmaya çalışmak kişinin başına bir çok belânın gelmesine yol açabilmektedir.&lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm gereksiz tetkik ve tedaviler kadar gereksiz girişim ve ameliyatları da arttıracak şekilde hazırlanmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; BUT VE SUT BİZZAT DENETİMİ ENGELLEYECEK ŞEKİLDE HAZIRLANMIŞTIR &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bizzat SUT usulsüzlüklere imkân verecek bir şekilde hazırlanmıştır. Anlaşılması ve yorumlanması güçtür. Her cümlesi okuyanın niyet ve anlayışına göre yorumlanmaya müsaittir. Özellikle Ek 8'den yapılan faturalamada tıbbi malzeme ve cihaz kullanımı için hiç bir sınırlama yoktur.&lt;br /&gt; Verilen hizmet ve ürünlerin kullanılması nasıl sanal ise, bunların denetimi sanaldır.  BUT'larında  hastanelerin gönderdiği faturalarda vermiş oldukları hizmet ve kullandıkları malzeme ve cihazların ödemelerinde “hiç bir belgenin istenemeyeceği” yazılı olarak kurala bağlanmıştır. Bu açıkça hastanelere “hâyâli fatura düzenle, benden gel paranı al” demektir. Birleşmeden önce  sözde denetim kuruluşu olan SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığında bu faturaları tıbbi  sıradan memurlara inceletilmiştir. Denetimi engellemek için belge istenemeyeceğini kurala bağlayan anlayış  şüphesiz ki denetime de sıcak bakmayacaktır. Bu dönemde hiç bir denetim yapılmadığı gibi yapılan denetimler etkisiz ve geçersiz sayılmış ve  Devlet Hastanelerinde denetim sonucu yapılan cüzi kesintiler mahsuplaşma ile affedilmiş veya res'en iptal edilmiştir. &lt;br /&gt; Hastanelerin yaptıkları işleri hem paket  hem de hizmet başı faturalamada abartmaları ve şişirmeleri için bir çok yöntemler vardır. Her hastane bir çok kişi ve hekimi bu faturalama işinde istihdam etmektedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Hizmet başında fatura tutarını arttırma yöntemleri: Muayene, konsültasyon,  tetkik, tedavi, girişim ve ameliyat, yatış, sarf malzemesi, ilaç ve tıbbi malzeme, kan ve kan ürünleri dahil akla gelen kullanılabilecek her türlü malzeme ve hizmeti olabildiğince fazla oranda faturalamak. Buna anlaşılabilecek bazı örnekler vermek gerekirse: Bazı üniversite hastanelerinde ayaktan muayene olan hastalarda tetkik sayısı 60-100, takip günü bir ay olarak fatura edilmiştir. Yatan hastalarda istenen tetkikler bin binbeşyüzleri bulabilmektedir. Yatan hasta faturalarında hepatit markerlerinin 300, kültür ve antibiyogramların 60-80, ameliyat için yapılan testlerin 50-60 arasında değiştiği ve bunların yatıştan önce, yatarken ve diğer muayenelerde de ayrıca fatura edildiği görülmektedir.  Faturaya yazılan bu kalemlerin fatura tutarını şişirmek için yazıldığını herkes kolaylıkla anlayacaktır. Bu şekilde tedavi faturaları olması gerektiğinin en az on katı şişirilebilmektedir. &lt;br /&gt; Paket faturalamada fatura tutarını arttırma yöntemleri: Küçük cerrahi girişim, muayene ve pansumanları fiyatı yüksek paket bir ameliyat gibi faturalama; paket bir ameliyatı parçalara bölerek birden fazla ameliyat gibi faturalama, mükerrer ve başka tıbbi dallardan faturalama, pakete dahil kullanılan pahalı ilaç ve malzemeyi  ayaktan muayene olan hastalar üzerinden faturalama, ödenmeyen bir girişim ve malzemeyi ödenen bir girişim veya malzeme gibi göstererek faturalama; pakete dahil olan hizmet, ilaç ve malzemelerin ayrıca fatura edilmesi... Faturalama hile ve yöntemleri üniversitelerde bir anabilim dalı oluşturacak kadar geniş ve ayrıntılıdır. Usulsüz faturalamada hiç kimsenin aklına gelmeyecek yöntemler mevcuttur.&lt;br /&gt; Burada bahsedilen yöntemlerin bir çok örneği basında yayınlanmıştır. Bu konularla ilgili önceki Çalışma Bakanı Faruk Çelik, SGK başkanı Faruk Acar'ın bir çok açıklaması vardır. Bu açıklamaların bir kısmı  www.sgk.gov.tr'de de mevcuttur. Örnek: http://emek.emekli.gov.tr/SGKgazete/faces/internet.jsp&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Sayıştay  ve kurum müfettişlerinin yaptığı incelemelerde denetim yapan kişilerce saptanması ve kesilmesi gereken bir çok kalemin incelenmeden onaylandığı ve ödendiği saptanmıştır.  Gönderilen faturaların incelenmeden onaylandığının diğer bir kanıtı da bu tespitlerdir.&lt;br /&gt; İster paket ister hizmet başı faturalama olsun, her türlü faturalama sanal olup, faturayı düzenleyen kişinin insafına kalmıştır. Bu şekilde verilen hizmeti olması gereken fiyatının 5-10 katı şişiren bir hastanenin faturasındaki  % 1-3'lük kesintinin haksız ödenen para yanında  bile bir anlamı olmadığı kolaylıkla hesaplanabilir. &lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm'ün amacı sağlık için yapılan harcamaların arttırılmasıdır. Her türlü sağlık tesisi ve şirkete oluk oluk para akıtıldığına göre hastanelerin geliri gerçekten azalmış mıdır? Azalma varsa bunun gerçek nedeni nedir? Ya da SGK Sağlık Sosyal Merkez Müdürlüklerinde yapılan incelemelerle bu faturalarda usulsüz ve keyfi kesintiler mi yapılmaktadır?  Bu iddiaların kanıtlanması gerekmektedir. &lt;br /&gt; Hastane gelirlerini arttıracak şekilde düzenlenen SUT, bu hali ile bile üniversite ve diğer hastaneleri rahatsız etmektedir. Çünkü burada sui istimal ve hâyâli faturalamaya imkân verse de neticede bazı hizmet ve ödemeler için kurallar mevcuttur. Üniversiteler her şeyi istedikleri şekil ve fiyatta faturalayabildikleri, istedikleri malzemeyi kullanabildikleri ve bunun da hiç incelenmeden ödendiği bir sistemi arzulamaktadırlar. &lt;br /&gt; Göstermelik bir denetimin adı bile bile faturaları aşırı oranda şişirmelerini bir dereceye kadar engellemektedir. Sayıştay ve müfettişler daha sonra bunları inceleyip hepsi olmasa da bariz bazı haksız ödemeleri geri alabilmektedir.&lt;br /&gt; SGK tarafından üniversite hastanelerinde herhangi bir usulsüzlük ve yolsuzluk saptasa bile bunun soruşturamaz. Bu yetki bağımsız bir kuruluş ve yargı organlarına değil YÖK'e verilmiştir. SGK ancak bazı usulsüz ödemeleri geri alabilir.&lt;br /&gt; Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, Tıp Fakültelerinin   uygun olmayan fiyatlarla sağlık hizmeti vermeye zorladıkları iddiaları asılsız bir iddiadır. Finansal krizin sebebi de kontrolsüz ve müsrif harcalamalar ve öğretim üyelerine ödenen yüksek döner sermaye gelirleridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; TAM GÜN ÇALIŞMA İLE DEĞİŞEN NE? BUNUN HALKIMIZA BİR FAYDASI VAR MI?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Aradaki farkı ancak Sağlıkta Dönüşüm ile cevaplandırabiliriz. Sağlıkta Dönüşüm, küreselleşme dediğimiz emperyalist projeni sağlık alanında uygulamasıdır. Bu da her türlü üretim ve hizmetin devlet veya bireyler tarafından değil ticari şirketler vasıtası ile verilmesidir. Bu şirketler doğrudan veya dolaylı olarak uluslararası kartellerin kontrol ve idaresindedir. Bu şekilde ulus devletlerin varlık nedeni ortadan kalkar. Devletin görevi artık bu özel şirketlerin bekçiliğini yapmaktır. Bunun sağlık alanındaki uygulaması da her türlü sağlık ticaretinin ve hizmetinin özel şirketlerce verilmesidir. Sadece şirketlere ticaret ve kazanç kapısının açıldığı bu dönemde özel muayenehanecilik ve üniversite hastanelerinde olduğu gibi özel muayene ile para kazanmanın yolu kapanmaktadır. İlk adımda sadece cebe giren parayı görüp Sağlıkta Dönüşüm'e karşı çıkmayan bazı hekimler ve öğretim üyeleri, sıra kendi kazançlarının sınırlandırılmasına gelince bundan rahatsız olmaya başlamışlardır. Tam gün ile de öğretim üyeleri çıplak maaşa talim etmeyecektir. Hekim hastadan doğrudan para almayacak; bıçak parası kurumsallaşacak ve bu parayı bizzat devlet ödeyecektir. Devlet hastanelerinde olduğu gibi ve ondan daha fazla oranda bir performans ücreti (kâr payı)  kendilerine ödenecektir. Sadece bu ücretin daha önce hastane içindeki özel muayenelerden alınan ücrete göre daha düşük bir tavanı olacaktır.   &lt;br /&gt; Sağlık Bakanı Recep Akdağ,  “Tam gün Yasası Sağlıkta Dönüşüm'ün Önemli Bir Ayağı” ( Cumartesi, 30 Mayıs 2009;    http://www.saglikaktuel.com/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=5266 ) olduğunu söylemektedir.&lt;br /&gt; Sağlıkta dönüşüm her yönü ile düşünülmüş bir sağlık sistemi değişikliği ve adı üstünde “dönüşüm” olduğu için projenin şu veya bu kesimin taleplerine göre gözden geçirilmesi; bazı kısımlarının uygulanmaması söz konusu değildir. Proje dışarıda hazırlanmış ve Dünya Bankası tarafından yürütülmüştür. Projeinin zor kısmı başarılmış ve sonlandırılmış olup, belirlenen rotada “yola devam edilmektedir.”&lt;br /&gt; Bu uygulamalardan rahatsız olan ve olacak hekimlerin hiç olmazsa “Sağlıkta Dönüşüm” kitabını başlangıçta okumaları ve tutumlarını o günlerde belirlemeleri gerekirdi.&lt;br /&gt; Şu anda yapılan muhalefet ve çıkarılan yaygara bunun önlenmesine yetmeyecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; TIP FAKÜLTESİ HASTANELERİ  NASIL BİR SAĞLIK HİZMETİ VERMEKTEDİR? VEYA&lt;br /&gt;SAĞLIK İÇİN HARCANAN PARA ARTTIKÇA SAĞLIK HİZMETİNİN KALİTESİ ARTAR MI?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Üniversiteler “bilim” ve “üniversite” kelimelerini kullanarak, verdikleri sağlık hizmetlerine esoterik bir anlam yüklemektedirler. Bu şekilde çok üstün, anlaşılmaz bir hizmet verdikleri görüntüsü yaratmaya çalışmaktadırlar. Bilim, bir çok usulsüz işlem ve yetersizliği örtmenin kılıfı haline gelmiştir.&lt;br /&gt; Tıp fakültesi hastaneleri verdikleri sağlık hizmetleri ve bunun kalitesi üzerinde konuşacak verilere sahip değildir. &lt;br /&gt; Tıp fakültesi hastanelerinde (diğer hastanelerde de olduğu gibi) tıbbi bir işlem, tetkik veya tedavinin uygun kişiye ve uygun bir şekilde yapıldığı denetlenmemektedir. &lt;br /&gt; Türkiye'de gereksiz tıbbi uygulama, tetkik, girişim ve ameliyat gibi kavramlar yoktur. Gereksiz her türlü işlemi yapmak serbest olup bu hasta ile hekim arasında bir olay gibi kabul edilmektedir. Böyle bir girişim suç değildir.  Gereksiz bir  işlemin ancak uygun şekilde (teknikle) yapılıp yapılmaması; kullanılan malzemelerin kalitesi ve miadı gibi sorunlar malpraktis kapsamında suç kabul edilmektedir. &lt;br /&gt; Sağlıkta Dönüşüm ile kişi ve toplum sağlığında bir düzelme ve gelişme değil, en üstün ve gelişmiş teknoloji ve  standartların kullanılması kavramı kullanılmaktadır. Bu da uluslar arası kalitede yüksek teknoloji ürünü cihaz, malzeme ve ilaç kullanılması anlamındadır.  Toplum bunu ileri ve pahalı teknoloji ve ürün kullanmanın aldığı sağlık hizmeti kalitesini arttıracağı şeklinde algılamaktadır. Toplum hayatının tıbbileşmesi ile toplum bu gereksiz hizmet ve ürünleri almak için bir biri ile yarışmaktadır.  Uluslararası kalitede teknoloji ve üründen anlaşılan da, ABD ve AB ülkelerinden ithal edilen, patent veya  lisanslı (FDA, CE onaylı), pazar korumalı, rekabetsiz ürün ve ilaç demektir.&lt;br /&gt; Sistem gereksiz olarak yapılsa da her girişimin uygun hastaya, uygun endikasyonla ve uygun bir şekilde yapıldığı var saymaktadır. &lt;br /&gt; Verilen sağlık hizmetlerinin  hepsini gerekli olduğunu varsayarak, tıp fakültelerinde  verilen sağlık hizmetlerinin  performans ölçüleri nedir? Tıp fakültelerinin bu konuda bir bilimsel çalışması ve araştırması var mıdır?&lt;br /&gt; Tıp fakülteleri üstün kalitede bir hizmet verdiklerini iddia ediyorlarsa aşağıdaki performans göstergeleri üzerinde topladıkları verileri yayınlamalıdır:&lt;br /&gt; 1. Ana göstergeler:&lt;br /&gt; Ortalama hastanede kalma süresi&lt;br /&gt; Komplikasyon oranı&lt;br /&gt; Ölüm oranı&lt;br /&gt; Malûliyet oranı&lt;br /&gt; Hasta başına tedavi maliyeti&lt;br /&gt; Kişinin işten uzak kalma ve geçici iş göremezlik durumu (rapor, istirahat)&lt;br /&gt; 2. Özel göstergeler:&lt;br /&gt; Muayene olan ve yatan  hasta başına çoğu körlemesine yapılan/veya faturalanan tetkik sayısı ve bunların tekrarlanma oranı &lt;br /&gt; Ameliyat olan hastalarda yapılan ameliyat öncesi tetkik sayıları ve bunların tekrarlanma oranları:&lt;br /&gt; Hepatit ve sarılığı olmadığı halde hasta başına istenen bilirubin, KCFT, hepatit markerleri sayısı (hastane gelirini arttırmak için sorunla ilişkisiz gereksiz istenen tetkiklere örnek olarak).&lt;br /&gt; Ameliyat olan hasta başına kullanılan taze donmuş plazma, human albumin, oral ve beslenme solüsyonları sayıları.&lt;br /&gt; Hasta başına kullanılan ilaç sayısı,&lt;br /&gt; Enfeksiyon ve antibiyotik kullanma oranı: bununla ilişkili olarak hasta  başına istenen kültür antibiyogram ve ilgili tetkik sayıları (ameliyat olup da antibiyotik kullanmadan çıkan hasta var mı?),&lt;br /&gt; Muayene olan ve yatan hasta başına konsültasyon oranı,&lt;br /&gt; Muayene  ve yatış başına istenen BT, MR, Sintigrafi, anjiografi oranları (bir hasta ve bir yatışta 5-6 defa bu tetkiklerin yapıldı vak'a sayısı az değildir. Bilindiği gibi tüm vücut tomografisi çekilen bir kişi (ki 3-4 seviye BT çekilen hastalarda bu seviyeye ulaşılmaktadır) Hiroşima'da bombanın düştüğü yere 3 km mesafede kişinin aldığı kadar şua aldığı hesaplanmıştır).&lt;br /&gt; Burada kolay anlaşılması ve değerlendirilmesi için diğer bazı parametreler üzerinde durulmamıştır.&lt;br /&gt; Tıp fakülteleri, YÖK ve daha da uygun olanı bizzat devlet tarafından, Tıp Fakülteleri ve diğer hastanelerin çalışma tarzı  ve sonuçları üzerinde tarafsız bir araştırma yaptırması gerekmektedir.&lt;br /&gt; Böyle bir araştırmadan tıp fakültesi hastaneleri dahil bütün hastaneler  kaçınacaktır. &lt;br /&gt; ABD sağlık sistemi, Dünya'nın en kalitesiz ve pahalı    sağlık sistemidir.  Yapılacak bir çalışma ile tıp fakültesi hastanelerinin, verdikleri hizmet kalitesi ve sonuçları itibarı ile, ABD'deki hastanelerden bile daha kötü ve pahalı bir hizmet verdiği ortaya çıkacaktır.   &lt;br /&gt; Tıp fakültesi hastanelerinin tedavi gider ve maliyetlerinin çok fazla olduğu açıktır. Denetim sisteminin de etkisizliği ve yetersizliği nedeni ile tıp fakültesi hastanelerinin faturalarında yapılan kesinti oranları genellikle % 1'in altındadır.   &lt;br /&gt; Tıp Fakültesi hastanelerinin 1995'den bu yana BUT ve SUT'a göre kaç kişiye sağlık hizmeti verdiklerini ve bunlar için ne miktarda ödeme yapıldığını ve eğer bir denetleme varsa ödenen miktarlar üzerinde ne oranda ve miktarda bir kesinti yapıldığını  ay ve yıl olarak kamuoyuna açıklamalıdır.&lt;br /&gt; Dikkat edilirse bu sistem yüksek komplikasyon oranları ile çalışmayı teşvik etmektedir. Hastada ne kadar çok komplikasyon gelişirse,  fatura edilen ilaç, tıbbi malzeme, tetkik ve tedavi yöntemleri o kadar fazla fatura edilebilmektedir.&lt;br /&gt; İşte bu nedenle Sağlıkta Dönüşüm insanlık dışı bir sistemdir ve savunulacak hiç bir yönü yoktur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİ AHLAKSIZ, SUÇLU VE KÖTÜ İNSANLAR MIDIR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bir eleştiri kendi çerçevesi içinde ele alınmalıdır. Bu analiz üniversite öğretim üyelerini kötülemek ve karalamak için yazılmamıştır. Bu sadece bir durum tespitidir. Önce gerçek durumu öğrenelim. Üniversite öğretim üyeleri de ister istemez bu sistem içinde kendilerine verilen rolü ve görevleri yapan kimselerdir. Sistem kendilerinin neleri  yapmasını teşvik ediyorsa ve neleri yapmasına izin veriyorsa onlar bunu yapmaktadırlar. Kendi iradeleri ile bu sistemi değiştirmeleri ve buna aykırı çalışmaları söz konusu değildir. Aksi halde sistem onları dışarı atar. Sistemi onlar belirlememektedirler. Onlar diğer hekim ve sağlık çalışanları gibi bu sistemin kurbanları ve hatta köleleridir. &lt;br /&gt; Sistem herkesi bozduğu gibi tıp fakültelerinde çalışan hekimleri de bozmaktadır. Onlar da, bozuldukları oranda sistemin bir parçası ve savunucusu olmaktadırlar.&lt;br /&gt; Üniversite ve tıp fakültesi hastanelerinin sağlık hizmeti anlamında ödüllendirilmesi gereken üstün bir çalışmaları mevcut değildir. Hastaların, Sağlıkta Dönüşüm'den sonra  kendilerini korumak için, hastanelerden kaçmaktan başka bir kurtuluşları kalmamıştır. .&lt;br /&gt; Bu konularda herkesin tartışma ve konuşmaktan neden kaçındığı açıktır. Savunulacak ve mazeret kabul edilebilecek bir durum mevcut değildir.&lt;br /&gt; Kimse konuşmasa,  konuşmaktan kaçsa da bu durumun farkında olan insanlar da vardır. Bu konularla ilgili bir çok denettim  raporu ve mahkeme kararı mevcuttur. Gerçekler bugün gizlense de yarın ortaya çıkacaktır.&lt;br /&gt; Öğretim üyeleri titreyip kendilerine dönmeli ve bu söylenenler nedir? Ben bu tablonun neresindeyim? Ne yapmalıyım? diye sormalıdır.  Üniversitelerimizden neden bir Nortin Hadler, Joseph Stiglitz veya  John Perkins çıkmamaktadır? Öğretim üyeleri neden paradan başka bir şey düşünmemektedir?&lt;br /&gt; Ülke ve sağlık sorunları ile ilgilenen herkesin “tam gün yarım gün” gibi kimseye bir faydası olmayan sözde sorunlarla vakit geçirmesi ancak vatandaşın aklını karıştırmaktadır. Bilim adamlarının Sağlıkta Dönüşüm'ün sağlık sistemi ve piyasası üzerine olan etkilerini araştırmaları ve yayınlamaları gerekir. Bunun için hekim olmak ve  tıp fakültesinde çalışmak da şart değildir.&lt;br /&gt; Bilim adamının görevi tabu kabul edilse ve kimse tartışmak istemese de sistemi çözümlemek ve  onu acımasızca eleştirmektir. Gerçek bilim adımları kartelin ticari çıkarlarına için değil değil halkın çıkarları için çalışmalıdır. &lt;br /&gt;   25 Temmuz 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KONU İLE İLGİLİ BAZI ÖRNEKLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıkta soyguna devam, Cumhuriyet  Gazetesi, 9 Temmuz 2007, s: 13&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam gün Yasası Sağlıkta Dönüşüm'ün Önemli Bir Ayağı  &lt;br /&gt;Cumartesi, 30 Mayıs 2009 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamuoyunda tartışmalara neden olan tam gün sayası ile ilgili kanun taslağının TBMM'ne getirildiğini anlatan Bakan Akdağ, toplumun yüzde 90'nın, doktorların ise yüzde 75'inin yasaya olumlu yaklaştığını kaydetti. &lt;br /&gt;Yasanın sağlık çalışanlarına önemli avantajlar sağladığına dikkat çeken Bakan Akdağ, "Kendimizi ve yasayı çok iyi anlattığımızda doktorlarımızın oranının yüzde 80-90'lara ulaşacağına inanıyorum. Çünkü bu yasa çok büyük kolaylıklar ve ekonomik avantajlar getiriyor. Bu yasayı tartıştıkça anlattıkça hepiniz daha iyi anlayacaksınız. Tam gün yasası Sağlıkta dönüşüm Yasası'nın önemli bir ayağını oluşturuyor. Bu yasa ile birlikte hekim ve hasta arasındaki para ilişkisi sonlandırılmış olacak. Hekimlerimizin buradaki ekonomik kaybını da biz bakanlık olarak destek ödenekleriyle kapatacağız" şeklinde konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nethaber.com &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.saglikaktuel.com/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=5266&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkent Hastanesi'nde 7 bin 797 yolsuzluk  &lt;br /&gt;Perşembe, 23 Nisan 2009 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SGK'nın Ankara'da üniversite ve özel hastanelerin de aralarında bulunduğu 14 sağlık kuruluşuna yaptığı incelemelerden ilginç sonuçlar çıktı.&lt;br /&gt;Hastanelerin tamamında 2 milyon 250 bin TL değerinde devlet zararı tespit edildi. Bunun 994 bin 748 lirasını Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın sahibi olduğu Başkent Üniversitesi'nin yaptığı belirlendi. Hastanede yapılan incelemelerde 234 farklı kuralın 7 bin 797 kez ihlal edildiği müfettiş raporlarına yansıdı. Müfettişler SGK zararının hastaneden tahsilini istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takvim&lt;br /&gt;http://www.takvim.com.tr/Guncel/2009/04/23/baskent_hastanesinde_7_bin_797_yolsuzluk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT VE ZORUNLU BİR AÇIKLAMA: Biraz kasıtlı verilen bu haber, bu tür yolsuzlukların özellikle ve en fazla oranda Başkent Üniversitesi Hastanesinde olduğu gibi bir görünüm verebilir. Başkent Üniversitesi Hastanesinin bu konuda en kötü hastane olduğunu sanmıyorum. Zaten bu çalışma sadece Başkent Üniversitesi Hastanesi için yapılmamıştır. Bu üniversiteye bağlı hastaneler bir vakıf hastanesidir. Kapasiteleri ve çalışma tarzı itibarı ile çok büyük yolsuzluklar yapmalarına imkân yoktur. Onlar da başlangıçta diğer hastanelere tanındığı gibi, yolsuzluk yapma haklarını özgürce kullanmış olabilirler. Çünkü sistem bunu teşvik etmekte ve kolaylaştırmaktadır.  Başkent Üniversitesi Hastanesinin verdiği hizmetleri faturalamada SUT ilkelerine en fazla uyan hastane olduğunu da söyleyebiliriz. Esas mercek altına alınması gereken hastaneler Türkiye'nin büyük üniversite hastaneleridir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;47 üniversite incelendi, tamamında usulsüzlük çıktı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamu İhale Kurumu, şikâyet üzerine üniversite ihalelerini mercek altına aldı. 4 yılda 690 ihaleye bakıldı. Her üç ihaleden birinde yolsuzluk tespit edildi. İncelenenler arasında usulsüzlük görülmeyen üniversite yok. En çok tıbbi malzeme alımlarında sorun yaşanırken, soruşturma izinleri YÖK'e takıldı.&lt;br /&gt;(Ahmet Dönmez, 05 Şubat 2007, Pazartesi)&lt;br /&gt;http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=496247&amp;amp;keyfield=343720C3BC6E697665727369746520696E63656C656E64692C2074616D616DC4B16E646120796F6C73757A6C756B20C3A7C4B16B74C4B120&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-3025717378774534589?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/3025717378774534589/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=3025717378774534589' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/3025717378774534589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/3025717378774534589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/08/tip-fakulteleri-bilim-saglik-hizmeti.html' title='TIP FAKÜLTELERİ, BİLİM, SAĞLIK HİZMETİ, SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM, SGK UYGULAMALARI,  TAM GÜN ÇALIŞMA VE PERFORMANS  ÜZERİNE     (BİR RAPOR)'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_zc1yopm7Odg/SzjI77qK5VI/AAAAAAAAAGQ/OYLAvfC3LWQ/s72-c/lions-buffalo-Modern+T%C4%B1p.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-4784167051288889916</id><published>2009-07-18T05:20:00.000-07:00</published><updated>2009-07-18T05:50:35.510-07:00</updated><title type='text'>SEZARYEN AMELİYATLARI HAKKINDA...</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sağlıkta Dönüşüm ve sağlık ticaretinin kurumsallaşması sonucunda ülkemizde sezaryen varsayılan ve saygın bir doğum yöntemi haline gemiştir. Ne hekimlere ne de halka normal doğumun herşeyden önce "normal" ve "doğal" bir doğum şekli olduğunu kabul ettirmek artık mümkün değildir. Normal doğum bir hastalık,  geri ilkel, bebeğinin geleceğini düşünmeyen, sorumsuz kimselerin başvuracağı bir yöntem gibi algılanmaktadır.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sezaryen yapan kadınlar cerrahi bir girişim yaptığı için hastanede daha uzun kalmaktadır. Hastaneler bu fırsatı da değerlendirerek yeni doğan bebekleri bir hasta gibi ele almakta ve yoğun bakımlarda yatırmaktadırlar. Bunun nedeni de yüksek olan yoğun bakım ücretleridir. Kimse normal bebeklerin neden yoğun bakımda yatırıldığını sorgulamamaktadır. bul anne ve babalara çok ileri, modern, daha önce yapılmayan bir uygulama gibi takdim edilmektedir. Yeni doğanların sırf ticari nedenlerle yoğun bakıma yatırılması, anne sütü yerine damardan beslenmesi ve kendilerine gereksiz yere antibiyotik verilmesi bunlarda kan zehirlenmesi (sepsis) ve ölümlere yol açmaktadır. Bu nedenle, Türkiye'nin her bir bölgesinden sık sık kitlesel yeni doğan ölümlerine rastlanmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sepsislerin esas nedeni antibiyotik verilmesi ve ağzı ve sindirim sistemi normal çalışan bebeklerin damardan beslenmesidir. Yeni doğduğu için  boğaz florası (koruyucu mikroplar) oluşmamış bu bebeklerin doğar doğmaz antibiyotik tedavisine alınması dirençli mikropların boğaz engelini aşarak vücuda kolaylıkla girmesine yol açar. Çoğu antibiyotiklere dirençli bu mikroplar da vücutta kolayca sepsis ve hastane enfeksiyonu denen iatrojenik (tıbbi işleme bağlı) sepsisi ve ölümlere neden olur.  Çözüm bu bebekleri anneleri ile başbaşa bırakmaktan ve normal yoldan beslenmelerine izin vermekten geçer.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aşağıdaki yazıda cerrahi girişime bağlı diğer tehlikeler yanında sezaryenle ilgili bazı araştırma sonuçları bulunmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sezaryen modası tıbbi gerekçelerle değil sağlık endüstrisinin ve ona bağlı tıp eğitiminin bir sonucu oluştuğu için, bu gibi karşı yayınlar halkın ve hekimlerin görüşlerini şüphesiz değiştirmeyecektir. Bu sağlık sisteminde vatandaş istese bile normal doğum yaptırtabilmesi mümkün değildir. Uygulayıcılar bir şekilde onları sezaryene yönlendirecektir. Ne hikmetse  her gebe ve fetüs ölüm tehlikesi yaşamaktadır (?). Bu nedenle doğum sezaryenle yapılmalıdır. Günümüzde normal doğumun olması gereken doğum şekli olduğunu kabul eden tek bir hekim bile bulmak mümkün değildir. Bu garabet de Türkiye'deki tıp eğitiminin bir sonucudur. Bu sistem sadece tıbbi bilmeyen  hekimler değil, sağlıklı düşünemeyen hekimler de yetiştirmektedir. Bu sorun tıbbi değil ekonomik ve sosyolojik bir sistem sorundur.  Sağlıkta Dönüşüm yolundan vazgeçmedikçe sezaryen doğumları giderek artacaktır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Regional blocks superior to general anesthesia for cesarean section&lt;br /&gt;April 29th, 2009 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;General anesthesia (GA) is associated with an increased risk of infant intubation and low Apgar scores, relative to regional anesthesia. An analysis of 50,806 cesarean deliveries, published in the open access journal BMC Medicine, strongly supports guidelines that regional anesthesia is to be preferred over GA for most cesarean sections. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Charles Algert, from the Kolling Institute at the Royal North Shore Hospital, Sydney, was part of a team of researchers who studied births in the state of New South Wales, Australia, between 1998 and 2004. He said, "We have shown that general anesthesia poses significant risks to the neonate of both resuscitation requiring intubation and of a poor Apgar score at 5 minutes. The greatest relative risk of both adverse outcomes occurred in low-risk, planned, repeat cesarean deliveries under GA, but the greatest excess in risk attributable to GA was for emergency deliveries for fetal distress where the infant would already have been compromised to some extent". &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Although current guidelines recommend regional blocks, GA was still used for 12.6% of cesareans across NSW in 2006. According to the NHS Maternity Statistics, 8.7% of cesarean sections in England in 2006-2007 were performed using GA. It is generally presumed that any harm caused by GA is short-lasting, with most studies focusing on resuscitation and the Apgar score at one minute. According to Algert, however, this may not be the case, "The increased rates of neonatal intubation after GA shown in this study represent harm in and of itself, and the persistence of low 5-minute Apgar scores suggests that deleterious effects may last longer than the immediate aftermath of delivery". &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The authors conclude, "Clinicians considering the use of GA for a cesarean delivery should be aware of these possible consequences for the infant, for both planned and emergency sections". &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;More information: Regional block versus general anaesthesia for caesarean section and neonatal outcomes: a population-based study, Charles S Algert, Jennifer R Bowen, Warwick B Giles, Greg E Knoblanche, Samantha L Lain and Christine L Roberts, BMC Medicine (in press), http://www.biomedcentral.com/bmcmed/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Source: BioMed Central (news : web)&lt;br /&gt;http://www.physorg.com/news160213851.html&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;C-sections a critical factor in preterm birth increase&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;May 28th, 2008 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cesarean sections account for nearly all of the increase in U.S. singleton preterm births, according to an analysis of nine years of national birth data. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Between 1996 and 2004 there was an increase of nearly 60,000 singleton preterm births and 92 percent of those infants were delivered by a cesarean section, (c-section), according to research by investigators from the March of Dimes and the U.S. Centers for Disease Control and Prevention (CDC) that will be published in the June issue of Clinics in Perinatology. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;While singleton preterm births increased by about 10 percent during this time, the c-section rate for this group increased by 36 percent.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Preterm birth is a serious and costly health concern and is the leading cause of death in the first month of life. More than 520,000 babies – one out of every eight – are born too soon each year in the United States.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Late preterm babies, those born 34-36 weeks gestation, account for most of the increase in the US singleton preterm birth rate. These infants have a greater risk of breathing problems, feeding difficulties, temperature instability (hypothermia), jaundice, delayed brain development and death than babies born at term. This new analysis shows that that these late preterm infants had the largest increase in c-section deliveries.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“While maternal and fetal complications during pregnancy may result in the need for a c-section, we’re concerned that some early c-section deliveries may be occurring for non-medically indicated reasons,” said Alan R. Fleischman, M.D., the March of Dimes medical director and senior vice president. “We need research to determine how many c-sections that result in preterm babies are not medically indicated and may place both mother and baby at risk for little or no medical benefit. ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C-sections are the most common major surgical procedure for women. More than 30 percent of the 4.1 million U.S. live births are delivered via c-section and the rate has increased dramatically since 1996. A c-section delivery can be lifesaving when there are complications during pregnancy, but it is a major operation with potential risks to the mother from the surgery and anesthesia and to the baby, if the delivery occurs too soon. The March of Dimes is concerned that some early deliveries may occur without good medical justification and may be done at the request of the mother or based on an inappropriate recommendation from the doctor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Source: March of Dimes Foundation&lt;br /&gt;http://www.physorg.com/news131173190.html&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-4784167051288889916?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/4784167051288889916/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=4784167051288889916' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/4784167051288889916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/4784167051288889916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/07/sezaryen-ameliyatlari-hakkinda.html' title='SEZARYEN AMELİYATLARI HAKKINDA...'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-5973801763868011838</id><published>2009-07-18T05:11:00.000-07:00</published><updated>2009-07-18T05:19:33.875-07:00</updated><title type='text'>Caesarean babies more likely to develop diabetes</title><content type='html'>Caesarean babies more likely to develop diabetes&lt;br /&gt;August 26th, 2008 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babies delivered by Caesarean section have a 20 per cent higher risk than normal deliveries of developing the most common type of diabetes in childhood, according to a study led by Queen's University Belfast. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ads by Google&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vetsulin Dog Diabetes - www.allivet.com&lt;br /&gt;Vetsulin 10ml Vial $27.99 Allivet Trusted Pet Pharmacy&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The team, led by Dr Chris Cardwell and Dr Chris Patterson, examined 20 published studies from 16 countries including around 10,000 children with Type 1 diabetes and over a million control children. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;They found a 20 per cent increase in the risk of children born by Caesarean section developing the disease. The increase could not be explained by factors such as birth weight, the age of the mother, order of birth, gestational diabetes and whether the baby was breast-fed or not, all factors associated with childhood diabetes in previous studies. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr Cardwell, from the School of Medicine, Dentistry and Biomedical Sciences, said: "This study revealed a consistent 20 per cent increase in the risk of Type 1 diabetes. It is important to stress that the reason for this is still not understood. It is possible that children born by Caesarean section differ from other children with respect to some unknown characteristic which consequently increases their risk of diabetes, but it is also possible that Caesarean section itself is responsible. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Type 1 diabetes occurs when the immune system destroys the insulin producing cells in the pancreas, and one theory suggests that being born by Caesarean section may affect the development of the immune system because babies are first exposed to bacteria originating from the hospital environment rather than to maternal bacteria." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr Chris Patterson said: "The study findings are interesting, but unless a biological mechanism is established it would be unwise to read too much into this association between Caesarean section delivery and diabetes. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Fortunately figures from the Northern Ireland Type 1 diabetes register indicate that only around two per 1,000 children will develop diabetes by their 15th birthday so a 20 per cent increase is on quite a low baseline risk." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diabetes is a serious condition that, if not managed, can lead to fatal complications including heart disease, stroke, kidney failure and amputations. There are 2.3 million people in the UK diagnosed with diabetes and 250,000 with Type 1 diabetes. In Northern Ireland over 62,000 people have diabetes, 6,000 of them with Type 1 diabetes. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Around one in four babies in Northern Ireland are delivered by Caesarean section, which is significantly higher that the World Health Organisation's recommended rate of 15 per cent. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iain Foster, Director of Diabetes UK Northern Ireland, said: "Not all women have the choice of whether to have a Caesarean section or not, but those who do may wish to take this risk into consideration before choosing to give birth this way. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"We already know that genetics and childhood infections play a vital role in the development of Type 1 diabetes in children, but the findings of this study indicate that the way a baby is delivered could affect how likely it is to develop this condition later in life. Diabetes UK Northern Ireland would welcome more research in this area."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Source: Queen's University Belfast&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.physorg.com/news138964106.html&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-5973801763868011838?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/5973801763868011838/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=5973801763868011838' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/5973801763868011838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/5973801763868011838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/07/caesarean-babies-more-likely-to-develop.html' title='Caesarean babies more likely to develop diabetes'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-2108058502407183466</id><published>2009-07-18T05:09:00.000-07:00</published><updated>2009-07-18T05:18:08.904-07:00</updated><title type='text'>Laboring without the labor bed: It's a good thing</title><content type='html'>Laboring without the labor bed: It's a good thing&lt;br /&gt;July 6th, 2009 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A University of Toronto pilot study that re-conceptualized the hospital labour room by removing the standard, clinical bed and adding relaxation-promoting equipment had a 28 per cent drop in infusions of artificial oxcytocin, a powerful drug used to advance slow labours. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ads by Google&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CML Patient Adherence - Important Information For MDs: Treatment Adherence In CML - www.CMLAlliance.net&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Air Quality Instruments - Particulate and Weather Instruments PM and Meteorological Systems - www.metone.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The study, called PLACE (Pregnant and Labouring in an Ambient Clinical Environment) was published in the current edition of the journal Birth. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In addition, more than 65 percent of the labouring women in the ambient room, compared to 13 per cent in the standard labour room, reported they spent less than half their hospital labour in the standard labour bed. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Led by Dr. Ellen Hodnett, Bloomberg Faculty of Nursing professor and Heather M. Reisman Chair in Perinatal Nursing Research at the University of Toronto, PLACE included 62 women at two Toronto teaching hospitals. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hodnett devised a set of simple, but radical modifications to the standard hospital labour room, with the intention of surrounding the women and their caregivers with specific types of auditory, visual and tactile stimuli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"The removal of the standard hospital bed sent a message that this was not the only place a woman could labour," says Hodnett. A portable, double-sized mattress with several large, comfortable cushions was set up in the corner of the ambient room. Fluorescent lighting was dimmed, and DVDs of ocean beaches, waterfalls and other soothing vistas were projected onto a wall. A wide variety of music was also made available. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"The intent was to allow the women the ability to move about freely during their labour, to permit close contact with their support people, and to promote feelings of calm and confidence," says Hodnett. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reaction to the ambient room was overwhelmingly positive, as respondents were pleased to have options for mobility and for helping to cope with their labour. They also indicated they received greater one-on-one attention and support from their nurses. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"This study raises questions about the assumptions underlying the design of the typical hospital labour room," says Hodnett. "The birth environment seems to affect the behaviour of everyone in it - the laboring women as well as those who provide care for her. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hodnett hopes to further this study with a larger, randomized controlled trial. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;More information: http://www3.interscience.wiley.com/cgi-bin/fulltext/122413904/HTMLSTART&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Source: University of Toronto (news : web)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;http://www.physorg.com/news166097618.html&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-2108058502407183466?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/2108058502407183466/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=2108058502407183466' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/2108058502407183466'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/2108058502407183466'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/07/laboring-without-labor-bed-its-good.html' title='Laboring without the labor bed: It&apos;s a good thing'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-6441781366751531819</id><published>2009-07-18T05:03:00.002-07:00</published><updated>2009-07-18T05:57:49.651-07:00</updated><title type='text'>Induction Of Labour Increases Risk of Amniotic of Amniotic-Fluid Embolism</title><content type='html'>Induction Of Labour Increases Risk of Amniotic of Amniotic-Fluid Embolism&lt;br /&gt;October 20th, 2006 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A Canadian population-based cohort study has revealed that medical induction of labour increases the risk of amniotic-fluid embolism. The study was led by Dr. Michael Kramer, Canadian Institutes of Health Research (CIHR) Senior Investigator from McGill University, and will be published in the October 21st issue of The Lancet. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amniotic-fluid embolism (AFE) is a rare, but serious and even fatal maternal complication of delivery. While its cause is unknown, it is one of the leading causes of maternal mortality in developed countries, accounting for seven of 44 direct maternal deaths in Canada in the period 1997-2000.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;This population-based study examined the association of AFE and medical induction of labour in a cohort of three million hospital births in Canada, for the twelve fiscal years 1991-2002.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“AFE remains a rare occurrence,” said Dr. Michael Kramer, principal investigator of the study and Scientific Director of CIHR’s Institute of Human Development, Child and Youth Health. “Of the 180 cases of AFE we found, 24 or 13% were fatal. AFE arose almost twice as frequently in women who had medical induction of labour as in those who did not; fatal cases arose 31⁄2 times more frequently.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dr. Kramer's research has resulted in a discovery that will benefit physicians who look after pregnant women as they will now be aware of this potential complication should they induce labour", said Dr. Joseph Shuster, Interim Scientific Director of the MUHC. "This is an example of how academic university teaching hospitals improve the quality of patient care.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The research team also found several other factors to be associated with higher rates of AFE, including multiple pregnancy, older maternal age (35 years or older), caesarean or instrumental vaginal delivery, eclampsia (a serious complication of pregnancy characterised by convulsions), polyhydramnios (too much amniotic fluid), abnormal placental position or separation, and cervical laceration or uterine rupture.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Our findings confirm the hypothesis that medical induction of labour is related to an increased risk of AFE,” added Dr. Kramer. “Although the absolute risk increase of AFE for women is very small (four or five total cases and one or two fatal cases per 100,000 women induced) and is unlikely to affect the decision to induce labour in the presence of compelling clinical indications, women and physicians should be aware of this risk if the decision is elective.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Kramer worked with Drs. K.S. Joseph and Thomas F. Baskett at Dalhousie University as well as with Mr. Jocelyn Rouleau at the Public Health Agency of Canada (PHAC). The research was conducted for the Maternal Health Study Group of the Canadian Perinatal Surveillance System, a program under PHAC auspices.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Source: Canadian Institutes of Health Research&lt;br /&gt;&lt;p&gt;http://www.physorg.com/news80564831.html&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;Growing danger from post-birth bleeding&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;February 25th, 2009 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Post-partum haemorrhage (PPH) immediately after giving birth is the largest threat to new mothers in high-income countries. An Australian study, featured in the open access journal BMC Pregnancy and Childbirth, shows that an increasing number of women suffered severe problems arising from blood loss after delivery. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ads by Google&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Drug Safety Alliance Inc. - www.drugsafetyalliance.com&lt;br /&gt;Pharmacovigilance; Risk Management Safety Data Hosting &amp;amp; Migration&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Christine Roberts from the University of Sydney and Royal North Shore Hospital led a team of researchers who studied the birth-hospital discharge records of the 500,603 women who had children in New South Wales during the study period. She said, "We identified 6242 women who suffered severe adverse outcomes, including 22 who died in hospital. Of the 6242, 67% had an obstetric haemorrhage (60% PPH)". &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The consequences of adverse maternal outcomes can include infertility, psychological effects, disability and even death. According to Roberts, "Active management of the third stage of labour, delivery of the placenta, is effective in reducing PPH. Unfortunately, adherence to active third-stage management recommendations is poorly reported and/or suboptimal in Australia, and significant variations in policies and practice have been reported in Europe. Suboptimal adherence to active management guidelines could explain the rising PPH rates". &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The authors found that between 1999 and 2004 the annual rate of adverse maternal outcomes increased by 20.9%. This increase occurred almost entirely among women who had a PPH. Although adverse outcomes also increased among women with conditions related to high blood pressure, over half these women also had a PPH. Roberts said, "Women with risk factors for PPH, such as a very low placenta or a previous PPH, should give birth in hospitals with facilities to manage severe haemorrhage." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The authors conclude, "We feel that all women should have access to active management of the third stage of labour and careful observation in the first two hours after delivery, as this may reduce the PPH rate and the potential for severe harm and death". &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;More information: Trends in adverse maternal outcomes during childbirth: a population-based study of severe maternal morbidity, Christine L Roberts, Jane B Ford, Charles S Algert, Jane C Bell, Judy M Simpson and Jonathan M Morris, BMC Pregnancy and Childbirth (in press), http://www.biomedcentral.com/bmcpregnancychildbirth/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Source: BioMed Central&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.physorg.com/news154767601.html&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;br /&gt;Patience during stalled labor can avoid many C-sections, study shows&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;November 1st, 2008 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pregnant women whose labor stalls while in the active phase of childbirth can reduce health risks to themselves and their infants by waiting out the delivery process for an extra two hours, according to a new study by researchers at the University of California, San Francisco. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;By doing so, obstetricians could eliminate more than 130,000 cesarean deliveries – the more dangerous and expensive surgical approach – per year in the United States, the researchers conclude.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The study examined the health outcomes of 1,014 pregnancies that involved active-phase arrest – two or more hours without cervical dilation during active labor – and found that one-third of the women achieved a normal delivery without harm to themselves or their child, with the rest proceeding with a cesarean delivery.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The findings appear in the November, 2008 issue of Obstetrics and Gynecology, the official journal of the American College of Obstetricians and Gynecologists (ACOG).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;While ACOG already recommends waiting at least two hours with adequate contractions in the setting of no progress in active labor, it is routine practice in many clinical settings to proceed with a cesarean for "lack of progress" before those ACOG criteria have been met, according to Aaron Caughey, MD, PhD, an associate professor in the UCSF Department of Obstetrics, Gynecology and Reproductive Sciences, Division of Maternal-Fetal Medicine, and senior author on the paper.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"One third of all first-time cesareans are performed due to active-phase arrest during labor, which contributes to approximately 400,000 surgical births per year," said Caughey, who is affiliated with the UCSF National Center of Excellence in Women's Health. "In our study, we found that just by being patient, one third of those women could have avoided the more dangerous and costly surgical approach."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The cesarean delivery rate reached an all-time high in 2006 of 31.1 percent of all deliveries, according to the UCSF study. Arrest in the active phase of labor has been previously shown to raise the risk of cesarean delivery between four- and six-fold.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Cesarean delivery is associated with significantly increased risk of maternal hemorrhage, requiring a blood transfusion, and postpartum infection," Caughey said. "After a cesarean, women also have a higher risk in future pregnancies of experiencing abnormal placental location, surgical complications, and uterine rupture."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The ten-year study identified all women who experienced what is known as active-phase arrest during their delivery at UCSF from 1991 to 2001. The study only included women with live, singleton deliveries who were delivered full-term.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The researchers examined maternal outcomes such as maternal infection, endomyometritis, postpartum hemorrhage and the need for blood transfusions. It also examined the infant's Apgar score, rates of infection and frequency of admission to the neonatal intensive care unit, among other health indicators.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The study found an increased risk of maternal health complications in the group that underwent cesarean deliveries, including postpartum hemorrhage, severe postpartum hemorrhage and infections such as chorioamnionitis and endomyometritis, but found no significant difference in the health outcomes of the infants.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;It concluded that efforts to continue with a normal delivery can reduce the maternal risks associated with cesarean delivery, without a significant difference in the health risk to the infant.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Given the extensive data on the risk of cesarean deliveries, both during the procedure and for later births, prevention of the first cesarean delivery should be given high priority," Caughey said.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Source: University of California - San Francisco&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.physorg.com/news144769920.html&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Repeat C-section before 39 weeks raises risk of neonatal illness&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;January 7th, 2009 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Women choosing repeat cesarean deliveries and having them at term but before completing 39 weeks gestation are up to two times more likely to have a baby with serious complications including respiratory distress resulting in mechanical ventilation and NICU admission. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UAB researchers, led by Alan T.N. Tita, M.D., Ph.D., assistant professor in the UAB Department of Obstetrics and Gynecology Division of Maternal-Fetal Medicine, and colleagues reported in a study published January 8 in the New England Journal of Medicine that women who choose to have their babies delivered via repeat cesarean at 37 or 38 weeks without a medical or obstetric indication, risk serious complications for their child.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"The cesarean rate in the United States has risen dramatically, from 20.7 percent in 1996 to 31.1 percent in 2006. A major reason is the decline in attempted vaginal births after cesarean. Because elective cesareans can be scheduled to accommodate patient and physician convenience, there is a risk that they may be performed earlier than is appropriate." Tita said. "We knew from previous small studies that infants born before 39 weeks' gestation are at increased risk for respiratory distress. Because nearly 40 percent of the cesareans performed in the United States each year are repeat procedures, we undertook this large study to describe the timing of elective repeat cesareans and assess its relationship with the risk of various adverse neonatal outcomes."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tita and colleagues studied 13,258 women who had elective repeat cesarean sections at the 19 centers of the Eunice Kennedy Shriver National Institute of Child Health and Human Development (NICHD) Maternal-Fetal Medicine Units (MFMU) Network from 1999 through 2002. They were selected from the Cesarean Section Registry of the network. The registry contains detailed, prospectively collected information on nearly 50,000 women with a prior cesarean who underwent either repeat cesarean delivery or a trial of labor at the 19 centers over the 4-year period. The 13,258 women studied were those who underwent an elective cesarean of a viable infant at 37 weeks gestation or later in the absence of labor or other obstetric or medical indications for early cesarean delivery (prior to 39 weeks). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The researchers looked at whether an infant who was delivered at 37 weeks later died or was diagnosed with a number of conditions, including respiratory distress syndrome and/or transient tachypnea of the newborn, newborn sepsis, seizures, necrotizing entercolitis, hypoxic ischemic encephalopathy, required ventilator support within 24 hours of birth, had umbilical cord arterial pH (a measure of oxygenation) below 7.0, an Apgar score at five minutes of three or below, was admitted to a neonatal intensive care unit or required prolonged hospitalization. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Of the 13,258 women who had elective repeat cesarean sections, as many as 35.8 percent were delivered before 39 weeks. Babies born at 37 weeks, were two times more likely to suffer with conditions common to babies born too soon, and at 38 weeks, they were one and a half times more likely. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tita said these findings, along with other studies, underscore the importance of not delivering a baby before 39 weeks for the sake of convenience.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Unfortunately, these early deliveries are associated with a preventable increase in neonatal morbidity and NICU admissions, which carry a high personal and economic cost. These findings support recommendations to delay elective delivery until 39 weeks gestation and should be helpful in counseling women on the necessity of waiting to deliver."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Source: University of Alabama at Birmingham&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.physorg.com/news150571274.html&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-6441781366751531819?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/6441781366751531819/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=6441781366751531819' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/6441781366751531819'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/6441781366751531819'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/07/induction-of-labour-increases-risk-of.html' title='Induction Of Labour Increases Risk of Amniotic of Amniotic-Fluid Embolism'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-5473227982998480376</id><published>2009-07-18T05:03:00.001-07:00</published><updated>2009-07-18T05:19:18.279-07:00</updated><title type='text'>Caesarean births pose higher risks for mother and baby</title><content type='html'>Caesarean births pose higher risks for mother and baby&lt;br /&gt;October 31st, 2007 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Women having a non-emergency caesarean birth have double the risk of illness or even death compared to a vaginal birth, according to a study from Latin America published today on British Medical Journal website. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ads by Google&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reference Market data - www.asset-Control.com&lt;br /&gt;40+ feeds, Centralized Golden Copy Decrease credit &amp;amp; operational risk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;However, the researchers found caesarean delivery prevented deaths in breech born babies.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The risks linked to caesarean births (whether chosen by the woman or her clinicians) are higher, regardless of variables such as demographics, medical and pregnancy history, gestational age of the foetus, pregnancy complications, where the baby is born and the skills of those helping to deliver the baby.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Researchers randomly selected eight Latin American countries and from those, 120 also randomly selected health facilities provided complete data on 97,307 deliveries of babies during a three-month study period. These data came from the Latin American component of the WHO Global Survey on Maternal and Perinatal Health, specifically carried out for this study in 2005.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;They wanted to compare the risks and benefits of caesarean delivery compared to vaginal delivery. Of the 97,307 cases, 33.7% were caesarean and 66.3% vaginal. Overall, perinatal outcomes were good in these 120 hospitals, not far from those in developed countries.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;They found that a woman having a caesarean delivery had twice the risk of illness and mortality (including death, hysterectomy, blood transfusion and admission to intensive care) as a woman having a vaginal delivery.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;There was a five times higher risk of having to have antibiotic treatment after birth for women who had a caesarean delivery (elective or decided by clinicians) than those who had a vaginal delivery.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Risk of having to stay in a neonatal intensive care unit for newborn babies who were born head-first was doubled after a caesarean delivery compared to a vaginal birth.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The authors also found that the risk of neonatal death was also significantly increased (more than 70% higher) up to hospital discharge for babies who were born head first from both an elective and a clinician chosen caesarean delivery, compared to a vaginal delivery.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;However, caesarean delivery had a large protective effect in preventing foetal deaths in cases of breech born babies and reduced overall risks in those cases.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The authors conclude that there are no net benefits from the very liberal use of caesarean delivery on maternal and neonatal outcomes, both at the institutional or individual level, and it can do harm. The exceptions are fewer postpartum severe vaginal complications, and better foetal outcomes among breech presentations.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;An accompanying editorial says that more accurate estimates of probabilities from other populations are needed to support informed childbirth choices.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Source: British Medical Journal&lt;br /&gt;http://www.physorg.com/news113054276.html&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-5473227982998480376?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/5473227982998480376/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=5473227982998480376' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/5473227982998480376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/5473227982998480376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/07/caesarean-births-pose-higher-risks-for.html' title='Caesarean births pose higher risks for mother and baby'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-6301255090904560055</id><published>2009-07-18T05:01:00.001-07:00</published><updated>2009-07-18T06:07:03.883-07:00</updated><title type='text'>Study: Caesarean babies more likely to die</title><content type='html'>Study: Caesarean babies more likely to die&lt;br /&gt;September 7th, 2006 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A U.S. study finds babies born by Caesarean section are nearly three times more likely to die during the first month of life than those born naturally. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The research by the Centers for Disease Control and Prevention in Atlanta is said to be the first to examine death rates of babies born by elective Caesarean or when there's no medical need for the procedure.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Study leader Marian MacDorman of the CDC said: "Neonatal deaths are rare for low-risk women -- of the order of one death per 1,000 live births. But even after we adjusted for socioeconomic and medical risk factors, the difference persisted."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The study involved more than 5.7 million U.S. births and 12,000 deaths occurring within 28 days of birth from 1998-2001.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In women defined as low-risk, the average rate of neonatal death was 0.62 per 1,000 vaginal births. In Caesarean births, low-risk mothers were nearly three times more likely to lose their child, at a rate of 1.77 per 1,000 births.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The research appears in the journal Birth: Issues in Perinatal Care.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Copyright 2006 by United Press International&lt;br /&gt;&lt;p&gt;http://www.physorg.com/news76869556.html&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;C-sections a critical factor in preterm birth increase&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;May 28th, 2008 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cesarean sections account for nearly all of the increase in U.S. singleton preterm births, according to an analysis of nine years of national birth data. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Between 1996 and 2004 there was an increase of nearly 60,000 singleton preterm births and 92 percent of those infants were delivered by a cesarean section, (c-section), according to research by investigators from the March of Dimes and the U.S. Centers for Disease Control and Prevention (CDC) that will be published in the June issue of Clinics in Perinatology. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;While singleton preterm births increased by about 10 percent during this time, the c-section rate for this group increased by 36 percent.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Preterm birth is a serious and costly health concern and is the leading cause of death in the first month of life. More than 520,000 babies – one out of every eight – are born too soon each year in the United States.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Late preterm babies, those born 34-36 weeks gestation, account for most of the increase in the US singleton preterm birth rate. These infants have a greater risk of breathing problems, feeding difficulties, temperature instability (hypothermia), jaundice, delayed brain development and death than babies born at term. This new analysis shows that that these late preterm infants had the largest increase in c-section deliveries.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“While maternal and fetal complications during pregnancy may result in the need for a c-section, we’re concerned that some early c-section deliveries may be occurring for non-medically indicated reasons,” said Alan R. Fleischman, M.D., the March of Dimes medical director and senior vice president. “We need research to determine how many c-sections that result in preterm babies are not medically indicated and may place both mother and baby at risk for little or no medical benefit. ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C-sections are the most common major surgical procedure for women. More than 30 percent of the 4.1 million U.S. live births are delivered via c-section and the rate has increased dramatically since 1996. A c-section delivery can be lifesaving when there are complications during pregnancy, but it is a major operation with potential risks to the mother from the surgery and anesthesia and to the baby, if the delivery occurs too soon. The March of Dimes is concerned that some early deliveries may occur without good medical justification and may be done at the request of the mother or based on an inappropriate recommendation from the doctor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Source: March of Dimes Foundation&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.physorg.com/news131173190.html&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-6301255090904560055?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/6301255090904560055/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=6301255090904560055' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/6301255090904560055'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/6301255090904560055'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/07/study-caesarean-babies-more-likely-to.html' title='Study: Caesarean babies more likely to die'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-941656829759255939</id><published>2009-07-18T04:59:00.000-07:00</published><updated>2009-07-18T05:18:52.376-07:00</updated><title type='text'>Caesarean section -- no consensus on best technique</title><content type='html'>Caesarean section -- no consensus on best technique&lt;br /&gt;July 16th, 2008 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Despite the routine delivery of babies by caesarean section, there is no consensus among medical practitioners on which is the best operating method to use. In a systematic review published in The Cochrane Library, researchers call for further studies to establish the safest method for both mother and infant. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Caesarean section is a very common operation, yet there is a lack of high quality information available to inform best practice," says researcher Simon Gates of the Clinical Trials Unit at the University of Warwick.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Techniques used during caesarean section operations depend largely on the preferences of individual surgeons. Their personal preference can affect the length of the operation, amount of blood lost, risk of infection and the level of pain experienced by a woman following surgery.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The review includes 15 trials that together involved 3,972 women. Although results from several of these trials suggest that single layer closure of the uterus after delivery reduces blood loss and operation times compared to double layer closure, there was no information on other important outcomes such as infection and subsequent complications. The researchers found only very limited data on incision techniques and instruments, as well as methods used to close the uterus. They were therefore unable to make recommendations as to the most appropriate surgical procedure.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Future research on Caesarean techniques needs to focus on the most suitable methods for uterine incision and closing. We need more high quality studies that address the most important outcomes such as pain, infections and complications" says Gates.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Source: Wiley&lt;br /&gt;http://www.physorg.com/news135402908.html&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-941656829759255939?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/941656829759255939/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=941656829759255939' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/941656829759255939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/941656829759255939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/07/caesarean-section-no-consensus-on-best.html' title='Caesarean section -- no consensus on best technique'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-3668511078892821127</id><published>2009-07-18T04:52:00.000-07:00</published><updated>2009-07-18T05:18:37.217-07:00</updated><title type='text'>Caesarean sections associated with risk of asthma</title><content type='html'>Caesarean sections associated with risk of asthma&lt;br /&gt;June 18th, 2008 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babies born by Caesarean section have a 50 % increased risk of developing asthma compared to babies born naturally. Emergency Caesarean sections increase the risk even further. This is shown in a new study based on data from 1.7 million births registered at the Medical Birth Registry at the Norwegian Institute of Public Health. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Natures Gate labour TENS - Latest TENS technology,low prices Midwife recommended. Fast delivery - www.naturesgate-uk.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asthma Treatments - Learn about available treatment options for your asthma symptoms. - asthma-treatment-options.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The goal of the study was to investigate the possible link between being born by Caesarean section and later development of asthma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Summarised results from the study:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- Compared to children born in the natural way (i.e. spontaneously and vaginally), children born by Caesarean section had an approximately 50 % increased risk of developing asthma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- Children born vaginally, but with assistance from vacuum or forceps, had a 20 % increased risk of asthma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- For children born between 1988 and 1998, planned Caesarean section was associated with an approximately 40 % increased risk of asthma while emergency Caesarean section was associated with a 60 % increased risk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Why do Caesarean sections give an increased risk of asthma?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"We found a moderately strong association between birth by Caesarean section and asthma in childhood", says doctor and research fellow Mette Christophersen Tollånes, who works for both the Norwegian Institute of Public Health and the Department of Public Health and Primary Health Care at the University of Bergen, Norway.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;She is first author of the article "Cesarean Section and Risk of Severe Childhood Asthma: A Population-Based Cohort Study" which is published in the Journal of Pediatrics.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tollånes explains that there are two main theories about why Caesarean sections could cause asthma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"The first is that babies who are born by Caesarean section are not exposed to their mothers' bacteria during birth, which is detrimental for development of the immune system. The other is that babies born by Caesarean section have more breathing problems after birth because they are less exposed to stress hormones and compression of the chest, since these mechanisms contribute to emptying the lungs of amniotic fluid. Maybe this can negatively affect lung function in the long term. The fact that emergency Caesarean section apparently has a stonger effect on the risk of asthma than planned Caesarean section cannot easily be explained by any of these theories. It is possible that there are other common causes that can induce the need for Caesarean section and the development of asthma" says Tollånes.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Information from 1.7 million births&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The authors looked at over 1.7 million births reported to the Medical Birth Registry at the Norwegian Institute of Public Health in the period 1967-1998. Multiple births and children with congenital malformations were excluded. The children were monitored until they became 18 years old or through 2002.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The study compared the proportions of children who received a basic -and/or attendance benefit for asthma from the Social Security office after spontaneous vaginal birth, assisted vaginal birth (forceps or vacuum), and Caesarean section (planned Caesarean section and emergency Caesarean section separate from and including 1988), respectively. 4 out of 1 000 children received benefits for asthma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Source: Norwegian Institute of Public Health&lt;/p&gt;&lt;p&gt;http://www.physorg.com/news133003692.html&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-3668511078892821127?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/3668511078892821127/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=3668511078892821127' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/3668511078892821127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/3668511078892821127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/07/caesarean-sections-associated-with-risk.html' title='Caesarean sections associated with risk of asthma'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-3665228077639289131</id><published>2009-07-18T04:48:00.000-07:00</published><updated>2009-07-18T05:19:50.016-07:00</updated><title type='text'>Genetic changes after Caesarean section may explain increased risk of developing disease</title><content type='html'>&lt;p&gt;Genetic changes after Caesarean section may explain increased risk of developing disease&lt;br /&gt;June 29th, 2009 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(PhysOrg.com) -- Researchers at Karolinska Institutet have discovered that babies born by planned Caesarean section experience changes to the DNA pool in their white blood cells, which could be connected to altered stress levels during this method of delivery. The findings, presented in the July issue of the scientific journal Acta Paediatrica, may be a part of an explanation for why babies born by Caesarean section have an increased risk of developing certain disease in later life. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CML Facts - Find Facts And Info About Chronic Myeloid Leukemia at CMLAlliance.net - www.CMLAlliance.net&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DNA Self-Collection Kit - DNA from saliva. Easiest way to collect large amounts of DNA. - www.dnagenotek.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Our results provide the first pieces of evidence that early so called epigenetic programming of the immune system during birth may have a role to play", says Professor Mikael Norman at the Department of Clinical Science, Intervention and Technology. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caesarean section delivery is rapidly increasing worldwide and is currently the most common surgical procedure among women of child-bearing age. Until recently, the long-term consequences of this mode of delivery had not been studied. It is now thought that early genetic changes could explain why people delivered by Caesarean section in later life are more susceptible to immunological diseases such as diabetes, asthma or leukaemia than those born by normal vaginal deliveries. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In the presented study, blood was sampled from the umbilical cords of 37 newborn infants just after delivery and then again three to five days after the birth. The blood samples were analysed to see the degree of DNA-methylation (chemical altering of the DNA) in the white blood cells, a vital part of the immune system. This showed that the 16 babies born by Caesarean section exhibited higher DNA-methylation rates immediately after delivery than the 21 born by vaginal delivery. Three to five days after birth, DNA-methylation levels had dropped in infants delivered by Caesarean section so that there were no longer significant differences between the two groups.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The researchers point out, that the reason why DNA-methylation is higher after Caesarean section deliveries still is unclear and that further research is needed. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Although we do not know yet how specific gene expression is affected after Caesarean section deliveries, or to what extent these genetic differences related to mode of delivery are long-lasting, we believe that our findings open up a new area of important clinical research" concludes lead author Titus Schlinzig, a research fellow at Karolinska Institutet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;More information: Schlinzig T, Johansson S, Gunnar A, Ekström TJ, Norman M. "Epigenetic modulation at birth, altered DNA-methylation in white blood cells after Caesarean section", Acta Paediatrica 2009, 98, 1096-99 (Invited commentary on pp 1082-84 in same issue of the journal). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Provided by Karolinska Institutet (news : web)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.physorg.com/news165508836.html&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-3665228077639289131?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/3665228077639289131/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=3665228077639289131' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/3665228077639289131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/3665228077639289131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/07/genetic-changes-after-caesarean-section.html' title='Genetic changes after Caesarean section may explain increased risk of developing disease'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-5370480282939289612</id><published>2009-05-06T12:32:00.000-07:00</published><updated>2009-05-06T12:34:28.857-07:00</updated><title type='text'>10 beyin cerrahı gözaltında</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;10 beyin cerrahı gözaltında&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;6 Mayıs 2009 08:55&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cerrahlara 30 milyon liralık yolsuzluk suçlaması!ERDAL KILINÇ İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güncellenme zamanı 6.5.2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözaltına alınan doktorlar arasında bulunan Opr. Dr. Ahmet Çadırcı’nın 29 Mart yerel seçimlerinde MHP’den İstanbul Bahçelievler Belediye Başkanlığı için aday olduğu öğrenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddiaya göre, medikal şirketlerin isteği doğrultusunda hem pahalı hem de gerekenden çok ilaç ve tıbbi malzeme aldıran doktorlara komisyon verildi. Malzemenin fazlası da kullanılmış gibi gösterilip şirkete iade edildi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ameliyatlarda kullanılan tıbbi malzemeler üzerinden devleti 30 milyon lira zarara uğrattıkları iddia edilen 10’u beyin cerrahı 15 doktorun da aralarında bulunduğu 35 kişi gözaltına alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığı ve İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’ne, bazı medikal şirketlerin, kamu ve özel hastanelerde görevli doktorlarla birlikte ameliyatlarda kullanılan ilaç ve malzemeler üzerinden yolsuzluk yaptıkları yönünde ihbarlar yapıldı. Bakanlık ve Sağlık Müdürlüğü, iddialarla ilgili müfettiş görevlendirdi. Müfettişlerin hazırladığı rapor doğrultusunda Sağlık Bakanlığı, Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savcılık, iddiaların araştırılması için Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne talimat verdi. Ekipler, 1 yıl önce raporda adı geçen doktor ve medikal şirket sahiplerini fiziki takibe alırken telefonlarını da dinledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük vurgun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polisin yaptığı tespitlere göre, 7 medikal şirket, Sosyal Güvenlik Kurumu’nda(SGK) bir müdürle rüşvet karşılığı anlaştı. Ardından 7 medikal şirketin yetkilileri, bazı kamu ve özel hastanedeki ameliyatlara giren doktorlarla temasa geçti. Doktorlar, medikal şirketlerin isteği doğrultusunda benzer özellik taşıyan tıbbi malzemelerden pahalı olanları ameliyatlarda kullandı. Karşılığında da doktorlara komisyon verildi. Ayrıca doktorlar, anlaştıkları medikal şirketlerden, ameliyatlarda kullanılması gerekenden çok fazla malzeme aldırdı. İddiaya göre, bu tıbbi malzemeler de kullanılmış gibi gösterilip medikal şirketlere geri verildi. Şirketler de aynı malzemeyi tekrar sattı. Devletin bu yöntemle 30 milyon lira zarara uğratıldığı hesaplandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatı üzerine polis dün sabah saatlerinde operasyon başlattı. 30 adrese eş zamanlı baskın yapıldı. Kamu ve özel hastanede görevli 10’u beyin cerrahı 15 doktor, 7 medikal şirket sahibi, SGK’da görevli bir müdür ve hastanelerde görevli hemşirelerin de aralarında bulunduğu 35 kişi gözaltına alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Örgüt kurma’ suçlaması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözaltına alınan 10’u beyin cerrahı 15 doktorun, fizik ve ilaç tedavisiyle iyileşebilecek hastaları ameliyat ettiği öne sürüldü. Cerrahlar Opr. Dr. Ahmet Çadırcı, Doç. Dr. Erol Taşdemiroğlu ve Nöroşirürji Uzmanı Doç. Dr. Murat Taşkın’ın da aralarında bulunduğu 10’u beyin cerrahı 15 doktor ile birlikte gözaltındaki 35 kişi, “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, örgüt üyesi olmak, nitelikli dolandırıcılık, kamu kurumunu zarara uğratmak, rüşvet” suçlamalarıyla sorgulanıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.memurlar.net/haber/138767/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-5370480282939289612?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/5370480282939289612/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=5370480282939289612' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/5370480282939289612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/5370480282939289612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/05/10-beyin-cerrah-gozaltnda.html' title='10 beyin cerrahı gözaltında'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-4037618101869295615</id><published>2009-05-05T12:58:00.002-07:00</published><updated>2009-05-05T12:59:33.551-07:00</updated><title type='text'>İstanbul'da dev ilaç operasyonu 5 Mayıs 2009</title><content type='html'>5 Mayıs 2009&lt;br /&gt;İstanbul'da dev ilaç operasyonu&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İstanbul'da düzenlenen ilaç yolsuzluğu operasyonunda aralarında doktorların da bulunduğu yaklaşık 30 kişi gözaltına alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, vatandaşların sağlık karnelerine kullanmayacakları pahalı ilaçları yazarak SGK'dan paralarını alan, daha sonra bunları farklı yöntemlerle tekrar piyasaya sürerek yolsuzluk yaptığı belirtilen bir suç örgütüne yönelik İstanbul'un 7 ayrı ilçesinde operasyon gerçekleştirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Operasyonlarda, aralarında kamu hastaneleri ve özel hastanelerde görevli doktorların da bulunduğu yaklaşık 30 kişi gözaltına alındı. Operasyonların sürdüğü, gözaltı sayısının artabileceği bildirildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.A. &lt;br /&gt;http://www.gercekgundem.com/?p=189580#&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-4037618101869295615?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/4037618101869295615/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=4037618101869295615' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/4037618101869295615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/4037618101869295615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/05/istanbulda-dev-ilac-operasyonu-5-mays.html' title='İstanbul&apos;da dev ilaç operasyonu 5 Mayıs 2009'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-157369275481180917</id><published>2009-05-05T12:58:00.001-07:00</published><updated>2009-08-09T00:55:54.512-07:00</updated><title type='text'>Doktorlara 'Yabancı Gelin' ikram edildi</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Doktorlara 'Yabancı Gelin' ikram edildi&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;Alemler için kullanılan eve yapılan baskında Star TV'nin yarışmasına katılan Maria Krapivina gözaltına alındı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16.05.2009 10:38&lt;br /&gt;İstanbul’da bazı medikal şirket sahiplerinin lüks evler kiralayarak, hastalarına kendi pahalı medikal aletlerinden aldıran doktorlara ödül olarak yabancı kadın sunduğu belirlendi. Beşiktaş’ta alemler için kullanıldığı belirtilen eve yapılan baskında, Star TV’nin “Yabancı Gelin” programına katılan Rus yarışmacı Maria Krapivina gözaltına alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihat ULUDAĞ - Salih AYDIN / İSTANBUL /AHT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BAZI medikal şirketlerin kendi ürünlerinin satışını artırmak için doktorlarla anlaştığı&lt;br /&gt;iddiaları üzerine Mali polisin düzenlediği “Altın Omurga” operasyonunda, aralarında doktor, medikal şirketi sahibi ve SGK uzmanlarının da bulunduğu 27 kişi gözaltına alındı. Bazı şirket sahiplerinin, lüks evler kiralayarak, hastalarına kendi pahalı medikal aletlerinden aldıran doktorlara yabancı kadın servisi yaptıklarını belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EVDEN RUS GELİN ÇIKTI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mali Polis, doktorların alem yapması için Beşiktaş’ta kiralanan bir evin adresini&lt;br /&gt;belirledi. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi karşısındaki eve baskın yapıldı. Bir süre önce Star TV’nin “Yabancı Gelin” programına katılan Rus güzel Maria Krapivina evde yakalandı. Gözaltına alınan Krapivina polise, “Benim şebekeyle bir ilgim&lt;br /&gt;yok. Bu evde de misafir olarak kalıyordum” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;109 MARİA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polisteki ifadesinin ardından serbest bırakılan Maria Krapivina, “Yabancı Gelin” yarışmasına “109 Maria” koduyla katılmıştı. 24 yaşındaki Rus güzel, asıl mesleği bilgisayar mühendisliği yerine modellik yaptığını belirtmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SERBEST KALDILAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruşturmanın ardından Üsküdar Adliyesi’ne sevk edilen 27 zanlı savcılık tarafından tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Ancak mahkeme zanlıları tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Evlilik hassas konu’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;109 Maria “Yabancı Gelin” programı tanıtım bilgilerinde “Evlilik çok hassas ve önemli bir konu. Hayatım boyunca yalnızca bir kere evlenmek istiyorum” demişti.&lt;br /&gt;Seveceği erkeğin fiziksel özelliklerini koyu renk göz, esmer ten ve uzun boy olarak&lt;br /&gt;tanımlayan Maria, kendisine sürprizler yapılmasından hoşlandığını, Türkçe öğrenmeyi çok istediğini ifade etmişti.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;YORUMLAR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Misafir 18.05.2009 12:16&lt;br /&gt;yarışmacılardan biri evlenseydi belki bu hale düşmezdi neyse bunla geçmiş olsun&lt;br /&gt;Misafir 17.05.2009 08:50&lt;br /&gt;bu programa bir kere baktım az daha kusacaktım&lt;br /&gt;Misafir 17.05.2009 07:42&lt;br /&gt;bu doktorlar hipokrat yeminini tek ayak üstünde yapmış.&lt;br /&gt;Misafir 17.05.2009 02:34&lt;br /&gt;hipokratın kemikleri sızlıyor&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 23:40&lt;br /&gt;çarşı bu olaya karşı&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 21:58&lt;br /&gt;şampiyon sivasspor&lt;br /&gt;hakkaanfb 16.05.2009 21:28&lt;br /&gt;marianın işleri acılmıs desene.. yabancı gelin de ii prim yaptı:):)&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 21:06&lt;br /&gt;manisa şampiyon&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 19:41&lt;br /&gt;yabancı geline doktor tedavisi&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 19:31&lt;br /&gt;beşiktaş kesin şampiyon bu sene&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 19:30&lt;br /&gt;bence beşiktaş şampiyon olur&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 19:12&lt;br /&gt;promosyonda son nokta. zaten ilac ureticleri-ecza depolari ve doktorlar arasinda sıkı bir iliski vardi tanitilan ilaclari yazma konusunda. hersey ticaret olmus insan sagligini kim dusunur ettiginiz yemin nereye gidiyor. ye ic keyfine bak.&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 18:58&lt;br /&gt;14:34 mimar evin yıkılmasından sorumlu değildir. mühendisin suçudur tamamen. öğrende sonra ahkam kes.&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 18:44&lt;br /&gt;şaşırmadık.&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 17:57&lt;br /&gt;maria hakikaten doğal bir felaketsin, bakmaya doyamadım sana. değil medikal alet senin için hastane satın alırım canım benim&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 17:40&lt;br /&gt;beni teget gecti&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 17:39&lt;br /&gt;bu kızı ben çok begenmiştim ya&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 17:38&lt;br /&gt;rütük başbanı butür programları kaldırmalı film izleyemez olduk yahu insanları çıkarıyorlar rewncide ediyorlar butür kişiler topluma nasıl örnek olabilirki..&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 17:38&lt;br /&gt;ya ne kadar doktor düşmanı var memlekette. siz de üniversite sınavında çalışsaydınız da bu kadar ağlanmasaydınız.&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 17:36&lt;br /&gt;bende evlenme teklif edecektim vallahi iyi oldu ogrendigim.....!!!&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 17:31&lt;br /&gt;şu saçma sapan seviyesiiizz programlario izleyenler kendilerini nasil hissediyor acaba ..yapmayin bunu ya..bu kadar işte bu seviyede hersey kültür yozlasmasinda..'&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 16:18&lt;br /&gt;yabanci gelniniz hayirli olsun&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 15:37&lt;br /&gt;türkiyenin en rüşfetçi kesimi doktorlar ilaç firmalarından&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 14:34&lt;br /&gt;bazı hekimler anjio yapılıyor anjio temiz çıksın 1 sene sonra benzer şikayetle git tekrar anjio yapacağız diyor.anjio kataterlerinden büyük vurgun daha önce neşter operasyonuyla ortaya çıktı.bu arada 14.09 da yazan arkadaşım her mesleğin iyisi kötüsü var.mimar terörü yokmu depremde yıkılan evler ne,öğretmen terörü yokmu özel ders vermek için sınıfta bırakanlar,usta terörü yokmu işi yarım yapıp bozsun birdaha para alayım diyenler siyasetçi terörü yokmu benim memurum işini bilir diyenler,gümrükçü polis,asker... dediğim gibi her mesleğin iyisi kötüsü var genelleme yapma kompleksin ortaya çıkıyo&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 14:17&lt;br /&gt;haberin en önemli kısmı doktorların milleti kandırması&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 14:14&lt;br /&gt;aferim maria. doğru olanı yapmış. madem güzelliğin var onu da kullan zengin ol. zengin olmazsan değerin olmaz.&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 14:09&lt;br /&gt;arkadaşlar bu ülkede doktor terörü var,hükümet sadece doktorlara çeki düzen veremedi..dediğim dedik çaldığım düdük diyorlar..akıllanmıyorlar&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 14:09&lt;br /&gt;su dizi ve programlara ikide bir laf soyleyip duran kisiler.eliniz armut mu topluyor.basarsin televizyonun dugmesine kapatirsin.gunde mal gibi 6 saat televizyon izlmekten baska sosyal faaliyeti olmayan insanlara müstehak.&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 13:58&lt;br /&gt;bizim ülkemizde mağdurlar 2 kişinin eline düşürler doktor ve avukat ikiside insanları sonuna kadar sömürür. yaşadım biliyorum...&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 13:54&lt;br /&gt;beni türk doktorlarina emanet edin ......&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 13:24&lt;br /&gt;bütün parayi da devlet veriyor bunu da unutmayin yani devletin parasi ruslara gidiyor&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 12:46&lt;br /&gt;saygın doktorlara dokunulmasın. gariban hademeleri alın içeri&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 12:01&lt;br /&gt;ilaç ve mediakal firmalarin eğitim hizmetleri adi altinda fonlari vardir. bu fonda rahatlikla doktora eczaciya destek olunur.tabii adil olmak şartiyla&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 11:55&lt;br /&gt;ben bir medikal firmada çalışıyorum ve burdan ihbar ediyorym piyasadaki doktorların çpk büyük kısmı heleki ortopedistler cebine bişe girmeden hiç bir şey yapmıyorlar. çoğu doktorun muaynehanesini firmalar tutuyor dayayaıp döşüyor kirasını veriyor. altındaki arabadan yazın tatilinden hatta kolundaki kadına kadr herşeyi ilaç ve medikal firmalar karşılıyor. bu iş yüzünden yakında kan dökülecek. bu dediğimi unutmayın.&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 11:52&lt;br /&gt;bazı zamanlarda gider, bir taş ustası bulur seyrederim. adam belki yüz kere vurur taşa. ama değil kırmak, küçücük bir çatlak bile oluşturamaz. sonra birden, yüz birinci vuruşta taş ikiye ayrılıverir. işte o zaman anlarım ki; taşı ikiye bölen o son vuruş değil, ondan öncekilerdir. ( jacob riis) işte hiçbirşey birden bire olmaz mutlaka geçmişi vardır uyumayalım&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 11:45&lt;br /&gt;bu programların amacı zaten belli türk aile yapısını bozmak. aile olarak televizyon izlemeyi ortadan kaldırmak haber programları dışında hangi diziyi çoçuklarınızla beraber seyredebilirsiniz bir bakın bakalım dizilerde ne kadar ahlak dışı ilişki varsa özendirmek için senaristler ellerinden geleni yapıyor sanki yazarken kendileri yaşıyor gibimi düşünüyorlar acaba&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 11:45&lt;br /&gt;bu programların amacı zaten belli türk aile yapısını bozmak. aile olarak televizyon izlemeyi ortadan kaldırmak haber programları dışında hangi diziyi çoçuklarınızla beraber seyredebilirsiniz bir bakın bakalım dizilerde ne kadar ahlak dışı ilişki varsa özendirmek için senaristler ellerinden geleni yapıyor sanki yazarken kendileri yaşıyor gibimi düşünüyorlar acaba&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 11:40&lt;br /&gt;merak etmesinler bu işleri yaparken kendilerine aşık olacak iyi durumlu bir türk erkeği kendisini eş olarak seçecektir zaten.&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 11:37&lt;br /&gt;günaydın türkiye.....&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 11:36&lt;br /&gt;yapan medikal şirket sahibini,ortaklıklarını,bu aileye mensup tüm şahısların böyle bir işe; yani adamın şirketi kapatıldıktan sonra farklı bir nbiçimde ortaya çıkması nı engelleyecek düzenleme ağır para cezası ve hapis , ilgili işe bulaşan doktorların meslekten menedilmesi ve deşifresi bu gibi rantçılara en büyük ceza olur ve yapacaklarada gözdağı verir.&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 11:36&lt;br /&gt;antalya ve bodrumda 7 - 5 yıldızlı otellerde yapılan kongreleri ilaç ve medikal firmalar yapıyor sponsor oluyor sudan ucuz fiyata ve kimileri bedeva gidiyor doktorların niye..&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 11:23&lt;br /&gt;esas o şahsı o yarışmaya yerşleştiren ve ondan para kazanan kişileri bulup gözaltına almak lazım. kız piyon&lt;br /&gt;BURSASPOR 16.05.2009 11:21&lt;br /&gt;haydi kasımpaşa kalbimiz seninle izmire geçit yok teksas...&lt;br /&gt;BURSASPOR 16.05.2009 11:21&lt;br /&gt;haydi kasımpaşa kalbimiz seninle izmire geçit yok teksas...&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 11:19&lt;br /&gt;böyle kanallar mahfetti türk kültürünü bide herkese bir vatanseverlik ögretirlerki sormayın&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 11:11&lt;br /&gt;o yarışmada evlenen oldu mu esas o yarışmayı yapanları göz altına almalı.ülkeye neler sunduklarına bi bakın&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 11:09&lt;br /&gt;devlet garıbanın saglık faturaları yukseldı dıyecegıne medıkal ve ılac fırmalarında donen dolaplara bı el atsın bakalım nasıl saglık sektoru duze cıkıyor her recetede gereksız bı suru agrı kesıcı,bas agrısasına mıde hapı yazan doktorlar,daha neller neler hedıye edılen tv,cep telefonları,tatıllelr bunlar bızm cebımızdenden gidiyor.&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 11:06&lt;br /&gt;çok değerli doktorlar var&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 11:00&lt;br /&gt;ayıptır ya böle insanlarla program yapıp türk halkına izlettiriyorsunuz sonra türkiyenin haline bak aldatma,ihanet,cinayet,şiddet... batırdınız türkiyeyi&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 10:59&lt;br /&gt;benim bir cift sozum doktorlara ve avukatlara toplum icerisinde saygınlıgı ve itibarı hızlı bir sekilde kaybediyorsunuz&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 10:56&lt;br /&gt;yaa allahtan birini ben alacaktım iyiki almamışım.&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 10:56&lt;br /&gt;medikal şirketlerin ve bu şirketlerden pahalı malzeme alımı yapan doktorların takibe alınması gerekiyor bu şirketler gayri resmi kadın ticaretiyle uğraşıyorlar ve kadın satıyorlar bunu emniyet biliyor bu insanların deşifre edilmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;Misafir 16.05.2009 10:53&lt;br /&gt;:))) 109 maria görüşme odasina&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.haberturk.com/haber.asp?id=147109&amp;amp;cat=200&amp;amp;dt=2009/05/16&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-157369275481180917?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/157369275481180917/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=157369275481180917' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/157369275481180917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/157369275481180917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/05/doktorlara-yabanc-gelin-ikram-edildi.html' title='Doktorlara &apos;Yabancı Gelin&apos; ikram edildi'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-8156083281010200918</id><published>2009-05-05T12:37:00.000-07:00</published><updated>2010-02-05T00:13:46.233-08:00</updated><title type='text'>Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS)</title><content type='html'>&lt;a name="1"&gt;mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)&lt;br /&gt;Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS)&lt;br /&gt;TÜRKİYE   VE GATS&lt;br /&gt;T.C. Hazine Müsteşarlığı &lt;a href="http://www.teasury.gov.tr/"&gt;http://www.teasury.gov.tr&lt;/a&gt;  web sitesinden alınmıştır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ülkemizin Taahhüt Listesi;&lt;br /&gt;Taahhüt ve derogasyon listelerinin hazırlanmasına ilişkin ulusal çalışmalar ve ikili müzakereler 4-5 yıllık bir zaman diliminde gerçekleştirilebilmiştir. Bu süreçte, sağlıktan ulaştırmaya, eğitimden mesleki hizmetlere kadar tüm hizmet dalları için Hazine Müsteşarlığı Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yetkili kamu kurum ve kuruluşları ile ilgili meslek odalarının katkılarıyla ülkemizin taahhüt ve derogasyon listeleri hazırlanarak DTÖ Sekretaryasına sunulmuştur.&lt;br /&gt;Listelerin düzenlenmesi sırasında, listelenmesi söz konusu sektörlerden bir veya birkaçına ilişkin ulusal mevzuat ya yok ise veya bunların varlığına rağmen sektör yabancıların pazara girişine açılmak istenmiyorsa, ilgili mode’un karşısına "Unbound" yazılması; hiçbir kısıtlama yok ise "None" yazılması gerekmektedir. Bunların dışında, pazara girişin bir takım şartlara bağlı olması halinde bu şartların listelenmesi gerekmektedir. Hizmet sunum şekillerinden (4 lü mode modeli) en az ikisini liberalizasyona açılması, aksi halde o sektörün listelenmemesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, 1,2 ve 3 üncü Mode’larda “Unbound” yazarak, 4 üncü Mode’da bir açılım yapılmasının bir yararı bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;Türkiye’nin GATS kapsamında sunmuş olduğu hizmetler taahhüt listesinin başında Genel Taahhütler yer almaktadır. Genel Taahhütlerin pazara giriş koşulları bölümünde, söz konusu taahhütlerin listedeki bütün dallar için geçerli olduğu belirtilmekte ve pazara giriş için gerekli koşullar ortaya konmaktadır. Ayrıca, hizmet ticaretine ilişkin olarak hangi gerçek kişilerin ülkeye girişi ve geçici süre kalışının serbest olduğu da yine Genel Taahhütler bağlamında yer almıştır. Türkiye’nin taahhüt listesi dört sütundan oluşmaktadır. İlk sütunda, üstlenilen taahhütlerin hangi sektör ve alt sektörlere ait olduğu yer almakta, ikinci sütunda pazara giriş kısıtlamaları verilmekte, üçüncü sütunda milli muamele koşulları sıralanmakta, birkaç sektör için açılmış bulunan dördüncü sütunda ise ek taahhütler yer almaktadır.&lt;br /&gt;Türkiye, aşağıda sayılan hizmet sektörlerinde taahhütte bulunmuştur:&lt;br /&gt;1-Mesleki Hizmetler&lt;br /&gt;a-Uzmanlık gerektiren hizmetlerb-Bilgisayar ve ilgili hizmetlerc-Diğer mesleki hizmetler&lt;br /&gt;2-Haberleşme Hizmetleri&lt;br /&gt;a-Posta hizmetlerib-Kurye hizmetleric-Telekomünikasyon hizmetleri&lt;br /&gt;3-Müteahhitlik ve İlgili Mühendislik-Mimarlık Hizmetleri&lt;br /&gt;4-Eğitim Hizmetleri&lt;br /&gt;a-İlk,orta ve diğer öğretim hizmetleri b-Yüksek öğretim hizmetleri&lt;br /&gt;  5-Çevre Hizmetleri&lt;br /&gt;a-Kanalizasyon hizmetlerib-Çöplerin kaldırılması hizmetleric-Sağlık-Çevre ve benzeri hizmetler&lt;br /&gt;6-Mali Hizmetler&lt;br /&gt;a-Sigortacılık ve sigortacılık ile ilgili hizmetler b-Bankacılık ve diğer mali hizmetler&lt;br /&gt;7-Sağlık İle İlgili ve Sosyal Hizmetler&lt;br /&gt;a-Hastahane hizmetleri&lt;br /&gt;8-Turizm ve Seyahat İle İlgili Hizmetler&lt;br /&gt;a-Oteller ve lokantalarb-Seyahat acentaları ve tur operatörü hizmetleri&lt;br /&gt;  9-Ulaştırma Hizmetleri&lt;br /&gt;a-Deniz taşımacılığı hizmetlerib-Hava taşımacılığı hizmetleric-Demiryolu taşımacılığı hizmetlerid-Kara taşımacılığı hizmetleri&lt;br /&gt;Türkiye’nin GATS kapsamında sunduğu hizmetler taahhüt listesi, gelişmekte olan ülkeler tarafından sunulan tekliflerin en kapsamlısı ve en ilerilerinden biri olup, bazı gelişmiş ülke teklifleri ile boy ölçüşecek niteliktedir.&lt;br /&gt;Türkiye’nin özel taahhütleri GATS’ın sektörel sınıflandırma listesinde yer alan 155 hizmet faaliyetinden 72’sine tekabül etmektedir. Listelenmeyen hizmetler için bir inceleme yapıldığında; mesleki hizmetlerde bazı hizmet dallarının Türk vatandaşlığına bırakılması nedeniyle (doktorluk, diş hekimliği, veterinerlik, hemşirelik gibi) taahhütte bulunulmadığı, bazı sektörlerde ise (Araştırma Geliştirme Hizmetleri, Gayrimenkul Kiralama Hizmetleri, Dağıtım Hizmetleri gibi) genel olarak bu hizmetlere ilişkin, özel olarak da yabancıların bu pazara girişini düzenlemeye yönelik mevzuatın bulunmaması nedeniyle taahhütte bulunulmadığı, iç su taşımacılığının kabotaj nedeniyle yabancılara kapalı olması ve uzay taşımacılığı gibi sektörlerde de ülkemizde uygulama alanı bulunmadığından taahhütte bulunulmadığı görülecektir. Buna mukabil Türkiye’nin özel taahhütler listesindeki kapsama oranı yaklaşık % 46.6 olup, gelişmekte olan ülkeler ortalamasının (% 18) hayli üzerinde olan bu oran söz konusu ülkeler grubu içerisinde en yüksek oranlardan birisini oluşturmaktadır. Hiç kuşkusuz, bu olgu 72 hizmet alt sektörünün tam anlamıyla liberalizasyona açılması anlamına gelmemektedir. Pazara girişe ilişkin sınırlama ve koşullarla, ulusal muameleye ilişkin koşul ve nitelikler liberalizasyonun da sınırlarını çizmektedir. Esasen GATS’ın amacı nihai olarak tüm hizmet sektörlerinde tam liberalizasyonu sağlamak ise de, kısa vadede hizmetlerin liberalizasyonundan ziyade ülkelerin mevcut durumlarının ortaya çıkarılması, mevcut durumun gelecekte daha kısıtlayıcı unsurlar içermeyeceğinin tüm üyelere listeler yoluyla deklare edilmesidir. Bu açıdan bakıldığında, başlangıç noktası olarak ülkemizin taahhüt listesinin oldukça gelişmiş olarak nitelendirilmesi mümkündür.&lt;br /&gt;Ülkemizin Derogasyon Listesi&lt;br /&gt;Türkiye’nin derogasyon listesinde, ikili anlaşmalarla sağlanan ve üçüncü bir ülkeye uygulanmaması sonucunu doğuran hususlar listelenmiştir. Bunlardan bazılarını örneklemek gerekirse; Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmalarında listede belirtilen ülkelerle ülkemiz arasında ekonomik işbirliği anlamında yatırımların teşvik edilmesine ilişkin ülke koşuluna uygun düzenlemeler bulunmakta ve ödemeler dengesindeki zorluklar nedeniyle gerçekleştirilemeyen transferlere kur riski garantisi verilmektedir.&lt;br /&gt;İkili anlaşmalarla bir diğer ülkeye sağlanan avantajların ve ayrımcı muamelenin listelenmesinin yanında, mevzuatlarda yer alan mütekabiliyet içeren maddelerin de listelenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, Türkiye’nin derogasyon listesinde, mesleki hizmetler, telekomünikasyon, ulaştırma ve bankacılık sektörleriyle ilgili mütekabiliyet maddeleri listelenmiş bulunmaktadır.&lt;br /&gt;Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) nın Ekinde yer alan ve özelliği olan bazı sektörlerde alınan Karar’lar çerçevesinde ülkemizin durumu;&lt;br /&gt;1. GERÇEK KİŞİLERİN DOLAŞIMI&lt;br /&gt;Bu müzakere grubu, Marakeş’de Bakanların almış olduğu karar gereği müzakerelerini 30.6.1995 tarihine kadar tamamlamak üzere kurulmuştur.&lt;br /&gt;Hizmetin sunumuna imkan verecek gerçek kişilerin dolaşımına ilişkin (Mode 4) yapılan müzakerelerde ana temayı; özellikle GYÜ’lerin taahhüt listelerindeki “Horizontal Measures” bölümünde iyileştirme yapılması, bu bölümde taahhüt üstlenmemiş ülkelerin de açılım yapmalarına yönelik çalışmaların yapılması oluşturmuştur.&lt;br /&gt;Marakeş’e giderken ülkemizin, resmi belge olarak yayınlanan taahhüt listesinde kişilerin dolaşımına ilişkin Mode 4’de yapılan açılımın gelişmiş ülkelerin seviyesinde bulunması nedeniyle müzakere sürecinde ülkemiz tarafından ayrıca bir iyileştirme yapılmamıştır.&lt;br /&gt;Taahhüt listemizin “Horizontal” bölümünde; a) İdari ve Teknik Personel’e (Yabancı bir hizmet üreticisinin şubesinde, bağlı şirketinde veya temsilciliğinde istihdam edeceği idareci, yönetici ve uzman kişilere Yabancı Sermaye Mevzuatı çerçevesinde 2 yıl geçerli çalışma izni verilmektedir. Bu izni müteakip İçişleri Bakanlığınca 2 yıl süreli oturma izni verilmektedir. Bu izin çalışma izninin yenilenmesine paralel olarak uzatılmaktadır.) b) Hizmet Satıcıları’na (Türkiye’de iş toplantılarına, hizmet satışı için görüşmeler de dahil olmak üzere iş sözleşmelerine katılmak ve hizmet satmak için sözleşmeler yapmak ve benzer faaliyetler için 30 günden fazla ülkede kalmamak üzere gelen gerçek kişiler) ilişkin mevzuatımız yansıtılmıştır. Bu kapsamın dışında kalan ve istisnai özellikler arzeden gerçek kişilerin hareketliliği ise taahhüt listemizde ilgili sektörlerin Mode 4’ünde ayrıca belirtilmiştir.&lt;br /&gt;Gerçek kişilerin dolaşımına ilişkin müzakereler 28 Temmuz 1995 tarihinde sonuçlandırılarak Üçüncü Protokole bağlanmıştır.&lt;br /&gt;Marakeş’de imzalanan Nihai Senet’in ekinde yer alan ülkemiz taahhütlerinde herhangi bir değişiklik yapılmadığından Türkiye tarafından Üçüncü Protokol’ün imzalamasına gerek duyulmamıştır. Bilindiği üzere, devam eden müzakere süreçleri içerisinde ülke tekliflerinde herhangi bir iyileştirme yapıldığı zaman, orijinal ülke teklifi değiştiğinden, Nihai Senet’ten sapma yapılmış sayılmakta, dolayısıyla ülkenin yeni pozisyonunun resmileştirilmesi, ilgili Protokol’e bağlı ve buna ek olan yeni listenin resmi belge olarak yayımlanması ile sağlanmaktadır.&lt;br /&gt;2. MALİ HİZMETLER&lt;br /&gt;Marakeş’de Nihai Senet’in imzalanması aşamasında, mali hizmetler alanında ülkemizin üstlenmiş olduğu taahhütler son derece kapsamlı tutulmuştur. Aynı zamanda aktif bir OECD üyesi olan ülkemizin mali sektördeki gelişmişlik ve rekabet edebilme düzeyi DTÖ bünyesindeki müzakereler sırasında da kendini hissettirmiştir.&lt;br /&gt;Mali hizmet müzakerelerinin ilk aşaması 28 Temmuz 1995 tamamlanmış olup, hazırlanan İkinci Protokol üye ülkelerin imzasına açılmıştır. Ülkemiz İkinci Protokol’ü 26 Mayıs 1996 tarihinde imzalamıştır. İkinci Protokol’e göre 1 Kasım 1997 tarihine kadar DTÖ üyesi ülkelerin, mali hizmetlerdeki tekliflerini geliştirebilmek için gayriresmi görüşmeler yapmaları ve 1 Kasım 1997 de başlayan ve 60 gün süren resmi görüşme sürecinde ikili müzakereler gerçekleştirmeleri öngörülmüştür.&lt;br /&gt;Bu müzakere sürecinde, ABD ve AB ülkemizden Bankalar Kanunumuzda mütekabiliyet içeren ve MFN Derogasyon Listemizde yer alan hükmün kaldırılmasını ve mali hizmetler taahhüt listemizin MFN temelinde verilmesini talep etmişlerdir. Bir önceki taahhütlerimizde olduğu gibi yeni taahhütlerimiz de MFN temelinde verilmiş olmakla birlikte, MFN Derogasyon Listemizde yer alan ve bugün de korunan tek yasal müeyyide anılan mütekabiliyet maddesidir. Her ne kadar pozitif mütekabiliyet içermesi nedeniyle rahatsız edici bir hukuki düzenleme değilse de bu hükmün Derogasyon Listesinden çıkarılması Bankalar Kanununda yapılacak değişiklikle mümkün olabilecektir.&lt;br /&gt;Sonuç olarak, Mali Hizmetlerle ilgili müzakere süreci 31 Aralık 1997 tarihinde tamamlanmış, ülke teklifleri Beşinci Protokol’e bağlanmış ve Türkiye bu Protokol’ü 22 Eylül 1998 tarihinde imzalamıştır.&lt;br /&gt;3. TEMEL TELEKOMÜNİKASYON HİZMETLERİ&lt;br /&gt;Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) nezdinde oluşturulan Temel Telekomünikasyon Müzakere Grubu’nun yaklaşık iki yıl sürdürdüğü çalışmalar, Singapur Bakanlar Konferansında ortaya konulan kararlı tutum ve tavsiyeler sonucunda 15 Şubat 1997 tarihinde hazırlanan Protokol ve ekleri ile sonuçlandırılmıştır.&lt;br /&gt;Bu müzakerelerde, DTÖ’ne üye ülkelerin Temel Telekomünikasyon (ses, teleks, faks, telgraf, data, mobil, çağrı, kablolu TV, kiralık kanal, vs.) hizmetleri için üye ülkelerin çoğunda halen geçerli olan tekel hakkının sona erdirilmesi suretiyle, telekom pazarının liberalizasyonu ve yabancı yatırımcıların faaliyette bulunabilmelerine imkan tanımak üzere, ileriki yıllara ilişkin olarak ülke taahhüt listeleri ile “en çok kayrılan ülke” bazında uyguladıkları ayrıcalıkları bildirmelerine esas teşkil eden protokol ekleri hazırlanarak son haliyle kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;Buna göre, başta Avrupa Birliği dahilindeki ülkeler olmak üzere üye ülkelerin 1 Ocak 1998 tarihi itibariyle (Yunanistan 2003) değişik yıllarda telekom pazarlarını rekabete açmaları hususundaki taahhüt listeleri, iyileştirmeler dışında değiştirilmemek kaydıyla DTÖ’ye üye ülkelere aynı şekilde uygulanmak üzere, mutabakat altına alınmıştır. Türkiye; bahse konu hizmetlerden ses, teleks, faks ve kiralık kanallarla ilgili olanlar için 31 Aralık 2005 tarihine kadar Türk Telekom’un “exclusive/münhasır operatör” olarak hizmet vermeye devam edeceğini, paket ve devre-anahtarlamalı data şebekeleri ile “analog/digital” mobil telefon sistemi, çağrı ve kablolu TV hizmetleri alanında Ulaştırma Bakanlığınca lisans verilmek suretiyle özel şirketler eliyle hizmet sağlanmasının mümkün olduğunu, bu konuda faaliyet gösterecek şirketin sadece lisans konusu hizmetle iştigal etmek üzere Türkiye’de kayıtlı ve % 51 hissesinin Türk vatandaşlarınca sahip olunma şartını da ayrıca belirtmiştir.&lt;br /&gt;Temel Telekomunikasyon müzakereleri 30 Nisan 1996 tarihinde Dördüncü Protokol’ün imzaya açılmasıyla sonuçlandırılmıştur. Türkiye Dördüncü Protokol’ü 17 Kasım 1997 tarihinde imzalamış bulunmaktadır.&lt;br /&gt;4. DENİZ TAŞIMACILIĞI HİZMETLERİ&lt;br /&gt;Ülkemiz, Uruguay Round sürecinde verdiği başlangıç taahhüt listesinde deniz taşımacılığı alanında da taahhütte bulunmasına rağmen bu sektörde kapsamlı bir açılımın yapılamamış olması nedeniyle müzakere süreci Marakeş’de uzatılmış ve müzakerelerin 30 Haziran 1996 tarihinde sonuçlandırılması öngörülmüştür.&lt;br /&gt;Ülkemiz 30 Haziran 1996 tarihinden önce çeşitli kuruluşlarla yapılan temaslar sonucunda başlangıç taahhüt listesinde deniz taşımacılığı alanında üstlendiği taahhütlere ek olarak yardımcı hizmetler ile çoklu taşımacılık alanında yeni taahhütler üstlenmiş ve iyileştirilmiş taahhüt listesini Sekretarya’ya iletmiştir.&lt;br /&gt;Deniz taşımacılığı hizmetleri müzakereleri ise Amerika Birleşik Devletlerinin olumsuz tutumu nedeniyle sonuçlandırılamamıştır. Deniz Taşımacılığı Hizmetleri Müzakere Grubu 28 Haziran 1996’da nihai toplantısını yapmış olup, alınan Karar uyarınca;&lt;br /&gt;-Deniz taşımacılığı hizmetleri müzakerelerinin askıya alındığı, bu müzakerelerin GATS’ın 19. maddesine göre başlayacak ilk round hizmetler müzakerelerinde (2000 yılı Millenium Round) ele alınacağı, 19. maddenin 3. paragrafına göre alınacak kararlara göre sürdürüleceği ve müzakerelerin mevcut veya geliştirilmiş taslak taahhüt teklifleri üzerinden devam edeceği,&lt;br /&gt;-Deniz taşımacılığı hizmetleri ile ilgili müzakereler hakkında Ek’in 3. maddesine göre, sektöre yönelik olarak 1993 Aralık ayında verilen ve Nisan 1994 tarihinde Marakeş’te imza altına alınarak ülkelerin kesin taahhütleri haline gelen özel taahhütlerinden vazgeçebilecekleri,&lt;br /&gt;-MFN istisna uygulamalarının müzakerelerin tamamlanmasına değin yürürlüğe konulmayacağı hususlarına yer verilmektedir.&lt;br /&gt;Aralık 96 da Singapur’da yapılan I. Bakanlar Konferansında da deniz taşımacılığı hizmetleri müzakerelerinin, daha liberal ticaret anlayışı içerisinde gelecek roundlarda ele alınmasına karar verilmiştir.&lt;br /&gt;Türkiye bu gelişmeye rağmen iyileştirilmiş taahhüt listesini çekmemiş, taahhüt ve derogasyon listelerinin geçerliliğini koruduğunu Sekretarya’ya bildirmiştir.&lt;br /&gt;5. MESLEKİ HİZMETLER&lt;br /&gt;Mesleki hizmetler konusunda ilk meslek grubu olarak muhasebecilik sektörü ele alınmıştır. Bu çalışmalarla, muhasebecilik sektöründe çok taraflı disiplinlerin geliştirilmesi, uluslararası muhasebe standartlarının kullanılması, bu sektördeki meslek erbabının taşıyacağı yeterliliğe ilişkin şartların oluşturulması ve karşılıklı tanınması amaçlanmaktadır. İlk olarak bu sektörde şeffaflığın sağlanabilmesi amacıyla, Sekretarya tarafından üye ülkelerce cevaplandırılmak üzere bir soru formu hazırlanmıştır. Türkiye sözkonusu soru formunu cevaplandırırarak Sekretarya’ya iletmiş bulunmaktadır.&lt;br /&gt;Taahhüt listemizin mesleki hizmetler bölümünde hukuk hizmetleri, muhasebecilik hizmetleri ile mühendislik ve mimarlık hizmetlerine ilişkin açılımlar yeralmaktadır.&lt;br /&gt;Mevzuatımız gereği muhasebecilik ve yeminli mali müşavirlik hizmetleri Türk vatandaşlarına hasredilmiş meslek olduğundan muhasebecilik alt sektöründe sadece Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerin (Financial Advisor) yabancı statüsünde pazara girebilecekleri, ilgili Meslek Odasına üye olmak suretiyle bu hizmetleri sunabilecekleri ve hizmet sunumu sırasında Milli Muamele açısından Türk hizmet sunucuları ile aralarında herhangi bir fark bulunmadığı ifade edilmiştir. İlgili Yasa’ya göre bu meslek grubunda tüzel kişilik oluşturulabilmesi sırasında mutlaka meslek mensuplarının biraraya gelmesi gerekmektedir. Yabancı meslek mensuplarının kendi aralarında kurdukları şirketlerde yabancı isim kullanabilmeleri mümkün iken Türk vatandaşı meslek mensupları ile olabilecek ortaklıklarda yabancı firma ismi kullanılabilmesi mümkün bulunmamaktadır. Bu bir kısıtlama olarak görülmekte ve özellikle ABD’nin bu kısıtlamanın kaldırılması yönünde talepleri olmaktadır. Taahhüt listemizde bu kısıtlamanın kaldırılması yönünde mevzuat değişikliği yapılacağı ifade edilmiş olmasına rağmen yakın gelecekte bu değişikliğin gerçekleştirilemeyeceği sanılmaktadır.&lt;br /&gt;Bu sektörde de mütekabiliyet maddesi nedeniyle MFN Derogasyonumuz bulunmaktadır.&lt;br /&gt;HİZMET SEKTÖRLERİNDEKİ TİCARETİMİZİN&lt;br /&gt;GELİŞTİRİLMESİNE YÖNELİK YÜKÜMLÜLÜKLERİMİZ&lt;br /&gt;1. Mevzuat üreten kurum ve kuruluşlar açısından;&lt;br /&gt;1.1 Ülkemizin taahhüt listesinde kapsanan sektörler itibariyle, üstlenilmiş bulunan taahhütlerden prensip olarak geri dönülmemesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;Bu duruma DTÖ terminolojisinde "Standstill" denilmektedir. DTÖ üyesi ülkeler, taahhüt listesini düzenlerken, bu durumu gözönüne alarak, anılan sektörlerde yabancıların pazara girişini düzenleyen/kısıtlayan hükümleri listelemişler ve bunun sonucu olarak “taahhüt listelerinde bu durumdan daha kısıtlayıcı bir mevzuatı uygulamayacaklarını” tüm diğer üyelere deklare etmiş sayılmaktadırlar.&lt;br /&gt;Bununla birlikte, ülke ekonomilerinde öngörülemeyen bazı olumsuz gelişmelerin olması halinde, listelerde liberalizasyonu daraltmaya yönelik bir takım düzenlemelerin yapılmasına GATS olanak tanımaktadır.&lt;br /&gt;1.2 Türkiye’nin taahhüt listesinde kapsanan sektörlerde sağlanmış olan liberalizasyon seviyesi en azından bu haliyle korunmalı, daha kısıtlayıcı unsurlar ihtiva edebilecek yeni mevzuat geliştirilmemelidir.&lt;br /&gt;Bu çerçevede, ilgi alanlarına hizmet ticaretinin de girmekte olduğu tüm Bakanlık ve kamu kuruluşlarının gerek kendilerinin çıkaracakları tebliğ ve yönetmelikler, gerekse Bakanlar Kurulu veya TBMM’ne sunulmak üzere hazırlayacakları kararname ve kanun taslaklarının hazırlanması aşamasında, GATS ekinde yer alan listelerimizdeki taahhütlerimizi dikkate almaları büyük önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;1.3 Kapsamlı bölgesel ticaret anlaşmaları dışında, ikili veya çok taraflı anlaşmalar yapılırken, anlaşmanın tarafı ülkeye tanıyacağımız ayrıcalıklı bir muamelenin diğer ülkeler için de geçerli olacağı göz önünde bulundurulmalıdır.&lt;br /&gt;Gerek hizmetlere ilişkin mevzuatın uygulanmasında, gerekse uluslararası hizmet ticaretinin yürütülmesine esas olmak üzere yapılacak ikili veya çok taraflı uluslararası anlaşmalarda “ayrımcılık yapmamak prensibi” esastır. GATS’ın II. maddesi (MFN) uyarınca, herhangi bir üye ülkeye sağlanan ayrıcalıklı bir muamelenin diğer üyelere de sağlanması söz konusu olacaktır. GATS’ın yürürlüğe girmiş olması nedeniyle, ayrıcalık içeren hükümler nedeniyle Derogasyon alınması da mümkün bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;Ancak, istisnasi bir uygulama olarak, daha ileri bir düzeyde liberalizasyon sağlamaya yönelik bölgesel entegrasyonlar kapsamında karşılıklı olarak ayrımcı muamele sonucunu doğurabilecek mevzuat ve anlaşmalar yapılabilmesine GATS Anlaşması’nın V. maddesi (Economic Integration) imkan tanımaktadır. Ülkemizin, AB, ECO ve KEİB gibi uluslararası ve bölgesel yapılanmalardaki ekonomik ve ticari ilişkileri bu çerçevede değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;1.4 GATS’ın III. maddesinin 3. paragrafı, her üye ülkenin, hizmetler ticareti alanında verdiği özel taahhüt listelerinin kapsadığı bütün sektörlerdeki mevzuat değişikliklerini veya o yıl içerisinde getirilen yeni mevzuatı bildirme zorunluluğu getirmektedir. Hizmetler ticareti ile ilgili konularda koordinatör birim görevini üstlenmiş bulunan Hazine Müsteşarlığına, taahhüt listemizdeki sektörlerle ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının yukarıda belirtilen hususlardaki bilgilerin türkçe ve ingilizce metinler halinde iletilmesi gerekmektedir. Hazine Müsteşarlığı, bildirimlerin nasıl yapılacağını, bildirimlerin hangi formata göre düzenleneceğini ve diğer üye ülkeler tarafından Sekretarya’ya sunulan bildirim örneklerini, ilgili birimlere göndererek, koordineli bir çalışmayı başlatacaktır.&lt;br /&gt;2. Hizmet sunumunu gerçekleştiren gerçek ve tüzel kişiler açısından;&lt;br /&gt;2.1 GATS sadece Hükümetler arasında yapılmış bir anlaşma olarak değil, öncelikli olarak iş dünyası ve hizmet ihraç etmek, dışarda yatırım yapmak ve faaliyet göstermek isteyen özel şirketler yararına bir enstrüman olarak değerlendirilmelidir. 2000 yılında yapılacak olan hizmetler müzakerelerinin gelecek turu, dünya çapında bir liberalizasyon hedefi ile tüm sektörlerde ticaret ve yatırım olanakları yaratacaktır. İş dünyası her zaman olduğu gibi aktif olmalı, bu aşamada Müsteşarlığımızdan bilgilendirilme taleplerini, isteklerini sürekli ve güncel tutabilmelidir.&lt;br /&gt;Aslında hizmet sektörlerinin birindeki liberalizasyon, diğerlerindeki piyasaya giriş imkanlarını da olumlu yönde etkilemektedir. Bu nedenle, liberalizasyon sadece yapıldığı sektörle sınırlı kalmayıp, diğer hizmet sektörlerinde de iş olanakları yaratacaktır. İyi telekomünikasyon imkanları ve etkin bir ulaşım ağı, örneğin, yabancı yatırımları arttıracak ve bunun sonucunda da müteahhitlik, hukuki hizmetler ve muhasebecilik gibi hizmetlerde de açılım ve olanaklar yaratılacaktır. Mallar yürüyemeyecekleri için dağıtılmaya ve ulaştırılmaya ihtiyaçları vardır.&lt;br /&gt;2.2 Taahhüt listeleri bütün GATS üyesi ülkelere sirküle edildiğinden, ülkemizin pozisyonu diğer üye ülkeler tarafından bilindiği gibi, ülkemizce de diğer üye ülkelerin pozisyonları bilinmektedir. Bu gerçekten hareketle, Türk hizmet sunucularının hizmet ihraç ettikleri ülkelerde pazara girerken veya pazarda hizmet sunarken karşılaştıkları, mevzuattan, kaynaklanan sorunlar Hazine Müsteşarlığına detaylı bir şekilde bildirilmelidir.&lt;br /&gt;2.3 Hizmet ticareti alanlarında kendileriyle ilişkide bulunulan DTÖ üyesi ülkelerin taahhüt listelerinde ilgili sektör libere olmakla beraber uygulamada pazara girişi kısıtlamaya veya zorlaştırmaya yönelik birtakım sorunların yaşanması halinde bunlara karşı DTÖ Sekretaryası nezdinde gerekli girişimlerde bulunulmasını teminen sorunların ivedilikle Hazine Müsteşarlığına bildirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;2.4 Yukarıda sayılan durumların Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yaşanması halinde, bildirimler GATS açısından gereği yapılmak üzere Müsteşarlığımıza gönderilmeli, diğer taraftan AB Komisyonu nezdinde gereğinin yapılması amacıyla Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü’ne de rapor edilmelidir.&lt;br /&gt;Avrupa Birliği ile ülkemizin hizmetler alanındaki ikili görüşmeleri de, GATS’ın V. maddesi çerçevesinde değerlendirilerek başlatılmıştır. Ulusal mevzuatımızın Avrupa Birliği mevzuatı ile uyumlaştırılması çalışmalarına da paralel olarak, bugüne kadar yapılan görüşmeler istikşafi (araştırıcı-geliştirici) görüşmeler şeklinde yapılmış olup, bu ülkelerle olan hizmet ticaretimizi kolaylaştırıp, hacmini arttırmak amacıyla GATS çerçevesinde verilenlerden daha fazla tavizin karşılıklı olarak verilmesine yönelik bir anlaşmanın müzakere süreci Dışişleri Bakanlığımızın koordinatörlüğünde başlatılmıştır. AB ile başlayacak olan müzakerelere hazırlık mahiyetinde olmak üzere hizmet ticareti ile ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile meslek birliklerinin AB üyesi ülkelerden olabilecek taleplerini somutlaştırması, sorunlarını rapor etmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;Türkiye - Avrupa Birliği hizmet ticareti görüşmeleri sonucunda hizmetler alanında da gümrük birliği benzeri bir hukuki yapıya ulaşılması beklenilmekte olup, bu görüşmelere de Dışişleri Bakanlığımızın koordinatörlüğünde 2000 yılı ile birlikte başlanacaktır. Hazine Müsteşarlığı bu görüşmeler çerçevesinde sadece Mali Hizmetlerin sorumluluğu yüklenecek, bununla birlikte GATS deneyim ve bilgi birikimini de Dışişleri Bakanlığımızın yararlanmasına her zaman sunacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.antimai.org/gats/turkiyegats.htm"&gt;http://www.antimai.org/gats/turkiyegats.htm&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-8156083281010200918?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/8156083281010200918/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=8156083281010200918' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/8156083281010200918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/8156083281010200918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/05/hizmet-ticareti-genel-anlasmas-gats.html' title='Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS)'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-6487238213430533328</id><published>2009-05-05T12:34:00.000-07:00</published><updated>2009-05-05T12:35:42.286-07:00</updated><title type='text'>Çin’de halka ‘sigara iç’ emri</title><content type='html'>&lt;p&gt;"Bu haberden sonra Çin'e sosyalist veya halk cumhuriyeti mi diyeceğiz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DÜNYA&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;5 Mayıs 2009&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çin’de halka ‘sigara iç’ emri&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;br /&gt;Çin’in Hubei eyaletindeki Gong’an bölgesinde, küresel krizin olumsuz etkilediği ekonomiyi canlandırmak amacıyla yerel hükümet görevlilerine sigara tüketimini arttırmaları talimatı verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;İngiltere’de yayımlanan Daily Telegraph gazetesinin haberine göre eyalet hükümetinin internet sitesinde yayımlanan tebliğde, yılda 230 bin paket sigara tüketilmesi isteniyor ve hedefleri yakalamakta başarısız olan veya komşu eyaletlerde üretilen rakip markaları içen yetkililerin cezalandırılacağı da belirtiliyor. Uygulamanın, vergi gelirinin arttırılmasını ve yerel sigara üreticilerini, sayıları 100’ü bulan diğer üreticilerin rekabetine karşı korumayı amaçladığı belirtildi. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;http://www.gercekgundem.com/?p=189570#&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4720425173278949145-6487238213430533328?l=herkesicinsaglik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/feeds/6487238213430533328/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4720425173278949145&amp;postID=6487238213430533328' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/6487238213430533328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4720425173278949145/posts/default/6487238213430533328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://herkesicinsaglik.blogspot.com/2009/05/cinde-halka-sigara-ic-emri.html' title='Çin’de halka ‘sigara iç’ emri'/><author><name>UY</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4720425173278949145.post-4899219152746127863</id><published>2009-03-15T09:58:00.000-07:00</published><updated>2009-03-15T10:11:19.254-07:00</updated><title type='text'>ON DÖRT MART'TA BAYRAM MI YAPALIM? </title><content type='html'>&lt;meta equiv="CONTENT-TYPE" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;title&gt;&lt;/title&gt;&lt;meta name="GENERATOR" content="OpenOffice.org 2.4  (Win32)"&gt;&lt;style type="text/css"&gt; 	&lt;!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 	--&gt; 	&lt;/style&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="background: transparent none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;ON DÖRT MART'TA BAYRAM MI YAPALIM?  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="background: transparent none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;          	Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bir 14 Mart'ı daha kutladık. Bu vesile ile toplumun bütün kesimlerinin pek sevip vazgeçemediği sağlıkta dönüşümü bir miktar hatırlamakta yarar vardır: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="background: transparent none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;	SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROJESİ NEDİR?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;ol&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="background: transparent none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;Milli 	bir proje değildir. Türkiye'nin sağlık sorunlarını çözmek 	ve geliştirmek için yapılmamıştır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; 	&lt;/p&gt; 	&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="background: transparent none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;Sağlıkta 	dönüşüm sürdürülebilir ve 	uygulanabilir bir proje değildir. Bu uygulama sadece sağlık 	sistemimizi çökertmekle kalmamış, ülkenin 	varlığını da tehdit eden bir noktaya gelmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; 	&lt;/p&gt; 	&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="background: transparent none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;Proje 	daha önceden Dünya Ticaret Örgütüne verilen 	taahhütler gereğince  uygulanmaya konulmuş ve Dünya 	Bankası tarafından yürütülmüştür. 	Projenin uygulanması için gereksiz ve ödemesi çok 	güç olan borç yükü altına girilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; 	&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="background: transparent none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;Bu 	proje ile Türkiye'deki sağlık sistemi uluslararası tıp 	kartelinin kontrolüne girmiştir. Sağlık Sistemi tıp 	kartelinin ticaretinin önündeki engelleri kaldırmış ve 	gelirlerini arttırmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; 	&lt;/p&gt; 	&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="background: transparent none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;Sağlıkta 	dönüşüm her alanda dünyayı bir sömürge 	haline getirmenin sağlık ve sigortacılık sistemindeki  adıdır. 	Bütün dünyada bu isim altında yürütülmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; 	&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="background: transparent none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;Proje 	aynı zamanda sağlık hizmetleri alanında bir özelleştirme 	projesidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; 	&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="background: transparent none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;Bu 	proje ile belediyeler dahil kamu kuruluşlarının sağlık  hizmeti 	vermesi yasaklanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; 	&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="background: transparent none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;Sağlıkta 	özelleştirme ve şirketleştirmeyi destekleme uğruna, özel 	hekimlik bitirilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; 	&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="background: transparent none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-
